PKK’nın ‘son’ görevi...

PKK’nın ‘son’ görevi...


PKK’nın ‘son’ görevi...

 

 

Dar alanda bu denli güç birikmesi anomalidir. Farklı boylarda bu kadar oyuncunun, yerli/transfer taşeronun sahada bulunmasını, ‘Suriye’de çözüm aranıyor’ iyimserliği ile izah eden artık kalmadı ama “öyleyse ne” sorusuna iyi tarif veren de bulunmuyor...

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın, “Olağanüstü şartlar gerektirdiğinde belli sorunları çözmek için istihbarat birimlerimiz belli temaslar kurabilir” cümlesini alarak neredeyse ‘Esad’la yeniden’ boyutuna yükselten okumaların sorunu sadece çarpıtma değil...

Dış politika okuyup yazarken neredeyse yüzlerce yıllık klişe, “istihbarat servisleri arasındakiler sayılmaz” kabulünü bilmemek dayaklıktır. ‘Başlangıç’ da sayılamaz çünkü hep vardı.

Kaldı ki, Kalın’ın yukarıdaki cümleden bir saniye sonra zikrettiği, “Ankara-Şam arasında kastedildiği manada üst, orta düzey siyasi veya diğer alanlarda bir temas trafiği söz konusu değildir” açıklamalarını ne yapacağız?..

Ya da ilk bölümdeki ‘belli’ ifadelerinin dahi ‘sınır çizdiği’ni nasıl görmeyiz?

Dış politikadır bu; iki yıl sonra ne olur kimse kestiremez ama bugün itibariyle ‘Ankara-Şam’ yoktur. (Rusya’nın bu konuda bir arzusu olduğunu, zamanlama ve olgunlaştırma düşüncesine ilişkin notları önceki yazımızda paylaşmıştık.)

ABD’NİN SURİYE’DEKİ YENİ GERÇEKLERİ...

Amerika’nın Suriye için -hatta bölge için de- belirgin bir planının olmayışı artık dalga konusu. Plan denilen ‘azami’ bir bakış açısıdır, takvimi vardır.

Ama asgari planları var...

Mesela, Suriye’de ‘askeri varlığını’ hak-hukuk tanımadan korumak konusunda bir planı ve ilanı var. Sonra? Hangi aracın kullanıldığının uygun/ahlaki olduğuna bakmaksızın -örneğin DAEŞ, PKK/YPG hatta El Kaide ve İsrail- zeminde yeni gerçekler yaratmaya çalışmak. Hedefi; Türkiye, Rusya, İran’ı dağıtmaktır...

Amerika bunu yaparken, resmi söyleminde vurguladığı Suriye’nin bütünlüğünü istiyor olabilir mi? İsrail ve tutunduğu tek daldan vazgeçmedikçe mümkün değil. Bölgedeki paralı askerlerin ve dahi Batı ülkelerinden gelen Özel Kuvvetler’in mevcudiyeti de şüpheyi destekliyor. Türkiye’nin Afrin Harekâtı’na JÖH, PÖH’ün dışında, ‘sniper’ ve SAS takımları aktarmasını da alınan önlemlerden sayabilir miyiz?

YPG/PYD’Yİ AMERİKA FİNANSE EDİYOR DA, AMERİKA’YI KİM FİNANSE EDİYOR?

Rus Dışişleri’nin, ‘Ankara-Şam’ yakınlaşması adına ‘arabuluculuklarını memnuniyetle sunabileceği’ politikasını takip edeceğiz ama kaçırmamamız gereken bir başka ara bulma önerisi, İran-S.Arabistan başkentlerine gitmiş görünüyor.

Bu gelişmenin Suriye’ye inanılmaz yansımaları olabilir, ABD ile İsrail’i daha da boğazlayabilir. Şimdilik delil yok. Emare var!

İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, Moskova’da düzenlenen bir konferans vesilesiyle önce, “Sayın Lavrov’dan, Tahran’ın Müslüman Ortadoğu’daki bozulmaları çözme konusunda Rusya’nın yardımını istedim” dedi. Ardından da tweet attı: “Rusya, Basra Körfezi’ndeki bir paradigma değişikliğine yardımcı olmak için araçsal rol oynayabilir.” Riyad’ın bunu duymaması mümkün mü?

Bir başka potansiyel direnç noktası Ürdün hakkında da notlar yazmak gerekiyor; Ayın 15’inde Kral Abdullah Kremlin’deydi. Putin’le görüştü. Suriye konuştular. Beş gün sonra, takiben, Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi Akar, Ürdün Genelkurmay Başkanı Korg. Mahmoud Fraihat’ın davetlisi olarak Ürdün’e gitti, Kral tarafından kabul edildi. İki ülke arasında askeri işbirliği anlaşması imzalandı. (Akar’ın 1918 Salt Muharebeleri’nde yitirdiğimiz 300 askerimizin şehadetlerini gösteren resimlere bakışına da TSK sitesinden göz atmanızı öneririm.)

Yani, Moskova ve Ankara belli ki Suriye’deki dengeleri için bölge oyuncularına ‘davetler’ salıyor. Amaç “püskürtme denemesi”ni iade etmek.

Washington’un yanıtı ise Şam’da rejim değişikliğini zorlamak. Bu Riyad’ın da istediği birşey. ABD, S.Arabistan-İran rekabetini canlı tutmaya çalışıyor.

Ancak Riyad sorunları para saçarak çözme alışkanlığının bir çıktısı olan ‘pratik’ manevra yeteneğine sahip. Sahada kazananı görünce ne yapacağı kestirilemez. Krallık için Yemen bir numaralı sorun olmayı sürdürüyor ve bunun için arabuluculuk teklifini düşünebilir.

Körfez’in aklını İsrail’in karıştırdığını görmek lazım. Riyad’da Rusya’nın zorlandığı, sahanın her türlü olasılığa açık olduğu, uluslararası koşullar ve gerçekleşecek görüşmelerin gidişatı bozacağı algısı var.

Gerçek şu ki, öyle değil. Durum ABD ve İsrail lehine değil. Suud eğilimi, rüzgârın nereden estiğini anlamak olmalı.

PKK’NIN SESSİZLİĞİ...

Batı isim değiştirme hokus-pokusuyla farklı murad peşinde ama artık onun isminden çok zaten YPG/PYD’yi kullanıyoruz. Güneydoğu’da yenildi. Kuzey Irak dengeleri kendine hiç bağlı değil! Suriye-Afrin tarih ve moral kaynağıydı. O da düşüyor.

ABD’nin Suriye’deki varlığı, hevesi düştü. Menbiç kolaylıkla arkasından gelecek. Kandil’den günlerdir ‘tık’ yok. Amerika’nın, ‘YPG’yi PKK’nın üzerine sürebiliriz’ cümlesine Türkiye güldü ama onlar gülemedi!

Yegane dayanakları, ‘ABD ve İsrail bizi gözden çıkaramaz’ Batı(l) inancı.

Oysa zaman yaklaşıyor. Son kez format değiştirecekler ve yönlerini ‘tam Doğu’ya çevirecekler. Diğer seçenekleri tükeniyor.

Onlardan ‘medet umanlara’, ‘Amerika’dan yediğiniz kaçıncı kazıktır’ demeyeceğiz. Son kazık kalplerine çakılıyor.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp