Peygamberlerin yolu

Peygamberlerin yolu

Allah Teâlâ insanları, dünya hayatlarından çok önce, zürriyetlerin özü hâlinde huzuruna almış ve onlara Rubûbiyetini (yegâne Rabb olduğunu) tasdik ettirmiştir. Bu mukaddes sözleşme ilâhî irşadın ezelî mebdeini teşkil ettiği gibi, din duygusu ve iman huzurunun

Peygamberlerin yolu

 

 

Allah Teâlâ insanları, dünya hayatlarından çok önce, zürriyetlerin özü hâlinde huzuruna almış ve onlara Rubûbiyetini (yegâne Rabb olduğunu) tasdik ettirmiştir. Bu mukaddes sözleşme ilâhî irşadın ezelî mebdeini teşkil ettiği gibi, din duygusu ve iman huzurunun insan fıtratına (mayasına, mânevî yapısına) koyulmuş bulunduğunu da remzetmektedir. İnsanların dünya hayatı başlayınca Allah Teâlâ ilk insan kuluna (Hz. Âdem’e) vahyetmiş, onu peygamber kılmış ve fıtratta meknuz (saklı) bulunan “Rabbe iman ve ibâdet duygusunu” uyandırmış, bu duygu ve imanın gerektirdiği davranış kurallarını öğretmiştir. Dünya âleminde işte böyle başlayan ilâhî irşadın amacı insana, hayatını insanca yaşama, adım adım kemale doğru ilerleme, —iyi bir Allah kulu olarak— yaratılış gâyesini gerçekleştirme düsturunu vermek, bu konuda ona rehberlik etmektir. Ezelden ebede uzanan ilahî irşadın ve hak yolun şaşmaz rehberleri olan peygamberler, Hz. Âdem’den Hâtemu’l-enbiya’ya (s.a.), risâleti ebedileştiren “Ufuk Peygamber”e (s.a.) kadar hep aynı iman, ibâdet, ahlâk ve fazilet prensiplerini getirmişlerdir. Fark varsa bu ancak, tarihî-medenî-sosyal şartlara bağlı uygulamalar, düzenlemeler ve üslûplarda olmuştur. Meryem sûresinde (19/51-65) birçok peygamberin adı zikredilerek ve özellikle Hz. Âdem, Nuh, İbrahim ve İsmâîl’in zürriyetleri ve içinden ilâhî irşad çizgisinde sebat edenlere işaret edilerek bu, ezelî–ebedî risâlet zincirine dikkat çekilmiştir. Bu çizgide önemli aşamalar vardır; Ebedî Risâlet Sahibi (s.a.v.) ve onun ümmeti bakımından bunların en önemlisi ve kavşak noktası Hz. İbrahim’in risâletidir. Birçok âyette (Hacc; 22/78; Bakara: 2/135; En’âm: 6/161) Hz. İbrahim’in din ve milletine (ümmetine, dînine tâbi olanlara) atıfta bulunulmuş ve Ebedî Risâleti’n bu çizgide olduğu vurgulanmıştır. “…Allah İbrâhîm’e, Ben seni insanlara imam (önder) yapacağım, dedi. İbrâhîm de ‘soyumdan gelecek olanlar içinden de…’ diye niyazda bulundu...” (Bakara: 2/124) meâlindeki âyete ve benzerlerine işaret ederek Zât–ı Risâlet’in (s.a.v.) “Ben dedem İbrâhîm’in duasıyım” buyurması, anılan bağlantının onun ağzından bir başka ifâdesidir.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


İbrâhim (a.s.)’dan eşsiz torunu Muhammed Mustafa (s.a.)’e uzanıp gelen ve ondan ebediyyete açılan risâletin özelliklerini şu maddelerde özetleyebiliriz:

1. Şirkin gizli ve açık her çeşidi mahkûm edilmiş, kâmil mânâsıyle tevhîde gelinmiştir.

2. Tevhid imanı taklid yoluyla değil, enfüs ve âfâkta (içte ve dışta) mevcut, sayısız işaret ve delil üzerinde düşünülerek, akıl işletilerek elde edilmiştir; iman sarsılmaz, kesin bilgiye, müşâhedeye ve derûnî tecrübeye dayanmıştır.

3. Bu risâletin teklif olarak getirdikleri insan fıtratına, yaratılış ve yapıdan gelen temel ihtiyaç, arzu ve amaçlara uygundur; insana ters gelen, onu zorlayan, gelişmesini engelleyen hiçbir teklif ve talimât yoktur.

4. İnsanları biribirine bağlayan toplumun oluşum ve dayanışmasını sağlayan bağ “kan, renk, dil, neseb” gibi dar kalıplardan çıkarılarak Ebedî Risâlete bağlılık, ilâhî hükümranlığa teslimiyet; yani İslâm şeklinde çerçevelenmiş, kabile ve kavimlerden ümmete doğru bir açılım ve gelişme gerçekleşmiştir. (İbrâhîm: 14/35-40; Bakara: 2/128-129).

5. Hz. İbrahim’in neslinin de yaşadığı Arabistan’da, tevhîd ve itidal dîni (hanîfiyyet) silinmez izler bırakmış, Ebedî Risâlet ile bu izler amacına ulaşmıştır.

 

hayrettin karaman

yeni şafak

Google+ WhatsApp