Peygamber Sizden Selavatmı Bekliyor Ki?

Peygamber Sizden Selavatmı Bekliyor Ki?

Allah’ın kendisine elçi olarak seçtiği peygamberler gerek konumları gerek görevleri gerek ise misyon ve vizyonları sebebiyle yaptıkları görevlerinin karşılığını gönderildikleri toplumlardan değil kendilerini elçi olarak görevlendiren Allah’tan beklemiş ve istemişlerdir. Elçilerin tamamı

Peygamber Sizden Selavatmı Bekliyor Ki?

 

 

Allah’ın kendisine elçi olarak seçtiği peygamberler gerek konumları gerek görevleri gerek ise misyon ve vizyonları sebebiyle yaptıkları görevlerinin karşılığını gönderildikleri toplumlardan değil kendilerini elçi olarak görevlendiren Allah’tan beklemiş ve istemişlerdir. Elçilerin tamamı tarafından ifade edilen şu ayet veya ayetler gurubu görüşümüzün doğruya en yakın olduğunu da ortaya koymaktadır:

Bilin ki ben, sizlere gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. Ben bu davete, yaptıklarıma karşılık sizden herhangi bir ücret ve karşılık istemiyorum. Zira benim yaptıklarımın mükâfatını karşılığını âlemlerin rabbi olan Allah verecektir.” (Şuara- 107-108-109)

Konumuzu biraz daha açmak açısından sizler ile bir ayet meali daha paylaşmak istiyorum: “ Ad toplumuna da kardeşleri Hud’u gönderdik O da: “ Ey halkım, Allah’a gereği gibi kulluk edin, zira sizin Ondan başka ilahınız yoktur. Siz Allah’a iftira etmekten başka bir şey yapmıyorsunuz, dediEy halkım, bu göreve, yaptıklarıma karşılık ben sizlerden herhangi bir ücret veya karşılık beklemiyorum. Benim ücretimi takdir etmek vermek yalnızca beni yoktan var edene düşer bunu bile düşünemiyorsunuz.”  (Hud 50-51-52) Bu ve benzer ayetler genel ve geçer bir emrede uymamızı bizlerden şiddetle istemektedir. Oda elçiler gönderildikleri toplumlardan kendi şahsına veya kendine özel bir şey hassaten de maddi bir şey isteyemezler. Zira indirilen vahiylerde sizden herhangi ücret istemeyen davetçilere uyun denilmektedir.

Peki,

Allah tarafından gönderilen elçiler gönderildikleri toplumlardan ne isterler? Böyle bir sorunun cevabını da bizler yine gönderilen ilahi emirleri dikkate alarak cevaplandırmak zorundayız. Hiçbir elçi Allah’ın istemediğini istemek ile yetkilendirilmemiştir. Onların ne isteyip ne istemedikleri gönderdiği din söz konusu ise gönderilen vahiyler ile sınırları çizilmiş ve belirlenmiştir. Allah’ın gönderdiği elçilerin dindeki konum, yetki ve etkilerini iyi anlamanın yolu onlara gönderilen vahiyleri doğru anlamaktan geçmektedir. Vahyi yanlış anlayanın veya anlatanın gönderilen elçileri doğru anlaması asla mümkün değildir. Aynı şey elçileri yanlış anlayanın gönderilen vahiyleri doğru anlaması için de geçerlidir.

Birer insan olarak onlarında gönüllerinden bazı şeyler geçmiştir. Ancak bunların ilahi makam tarafından uygun görülmeyip reddedildiğine yüce Kuran’ın bildirmesiyle bizler bu konuda bilgi sahibi olmaktayız şöyle ki: “  Şüphesiz ki sen, sevdiğin herkesi doğru yola hidayete erdiremezsin. Fakat Allah, isteyeni doğru yola iletir. Çünkü O, kimin doğru yola girmek istediğini en iyi bilendir.” (Kasas-56)

Belli ki her insan gibi Allah’ın elçileri de sevdikleri bir takım yakınlarının veya tanıdıklarının gönderilen ilahi vahiyle şereflenmelerini ve iman edip kurtulanlardan olmalarını şiddetle arzu edip istemektedirler. Ancak onları elçi seçen makam bunun mümkün olmayacağını hidayete ermenin de dalalette kalmanın da bizzat kişilerin kendilerine bağlı olduğunu bunun birilerinin istek ve arzusu ile gerçekleşe bilecek bir olay olmadığını açıkça ifade etmektedir. Elçilere düşenin açık ve anlaşılır bir biçimde tebliğ, tebyin ve tatbik etmekten ibaret olduğunu onlara bildirmiştir. Bununla da ortaya çıkabilecek yetki karmaşasına ve olumsuzluklara müsaade etmemiştir.

Bu tür ifadelerin ve yazıların amacının Allah’ın elçilerini hafife almak din anlatır iken onları yok saymak veya basite almak olmayıp aksine ilahi vahiyle yetkileri belirlenmiş ve Allah’ın tamamından razı olduğu bu elçileri anlamak ve anlatmak olduğunu özellikle bu yazıyı okuyan kardeşlerimize hatırlatmak ta fayda var. Biz böyle inanıyor ve böyle kabul ediyoruz bununda hesabını vermeye hazırız. Bu konuda niyet okuyuculuğu yapanların da hesaplarının da zor olacağını şimdiden hatırlatırız. Şunu açık yüreklilikle ifade etmeliyim ki İslam söz konusu ise peygamber siz bir din anlatan, anlayan bilelim ki İslam’ı anlatmamaktadır.

O halde Allah’ın peygamberleri gönderildikleri toplumlardan neyi veya neleri istemişlerdir. Bu tür soruların cevabını onlara gönderilen vahiylerde bulmak mümkündür. Bu isteklerden bir kaçını sizler ile paylaşmaya çalışalım. Sadece Allah’a kullar olunuz bu istek bütün elçilerin genel ve geçer istekleridir bunu da kendilerini elçi seçen makam onlardan istemektedir. Her ne kadar elçi istese de isteğin gerçek sahibi bizzat Allah’tır bu elçiler açısından bir keyfiyet değil adeta bir zorunluluktur.

Şöyle ki!

“Allah’ın kendisine kitabı hükmü ve peygamberliği hiçbir insanın, “ Allah’ı bırakıp bana kullar olun” demesi düşünülemez. Fakat şöyle öğüt verir. Öğrenmekte ve derinlemesine incelemekte olduğunuz kitap uyarınca rabbe kulluk eden gerçek müminlerden olun der.”( Al-i İmran-79) Başka bir ayette ise: “Allah kıyamet günü şöyle soracak: “ Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, Allah’ı bırakarak beni ve anamı iki ilah edinin dedin? İsa ise şöyle diyecek: “ Seni bütün noksanlıklardan tenzih eder uzak tutarım hakkım olmayan bir şeyi istemem ve söylemem benim için asla söz konusu olamaz. Eğer ben onu istemiş ve söylemiş olsaydım elbette sen onu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben senin içinde olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca gaybı hakkıyla bilen sensin. Ben onlara, sadece bana emredip istediğin şeyleri söyledim. Benimde sizin de rabbiniz olan Allah’a kulluk edin dedim. Aralarında yaşadığım sürece onlara şahit ve örnek idim. Ama beni öldürünce artık onların üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeye hakkıyla şahitsin.” (Maide-116-117)

Elçilerin kendi adlarına bir şey isteyemeyecekleri konusun da daha fazla malumata girmenin bu kısa yazının kapasitesini aşacağını düşünerek konumuza başlık olarak seçtiğimiz peygamber sizden salavat mı bekliyor konusuna geçelim.  Allah’ın gönderdiği vahiyleri gönderiliş amaçlarından uzaklaştırarak anlamayı itikatları haline getiren bir takım insanlar ki bunlar bu dinin mensuplarıdır bu dine en fazla zarar verenlerdir. Bu anlayış sahiplerine göre Ahzab suresinin elli altıncı ayeti maksat ve meramından uzaklaştırılarak bil fiil maddi ve manevi yani hem can hem mal olarak desteklenmesi gereken son elçinin davası sadece “Allah hümme salli ala Muhammedin” Allah’ım Muhammed ve aline selam eyle sözüne indirgenerek anlaşılmaya çalışılmıştır. Oysa ayette geçen “Sallu” kelimesi desteklemek, omuz vermek, maddi olarak yanında olmak, safını belirlemek ve desteğini açıkça ilan etmek anlamlarına gelmektedir. Zaten ayetin içerisinde yer aldığı sure indiği ortam gereği resule sadece sözde kalan bir desteğin gerçek anlamda bir şey ifade etmeyeceğini aksine cepheye gitme imkânına sahip herkesin cepheye giderek destek olmalarını o zaman ayetin bu çağrısına muhatap olanlardan şiddetle istemektedir.

O halde ayeti şöyle anlamlandırmak olayın ve ayetin ruhuna ve maksadına daha uygu olacaktır: “ Hiç kuşku yok ki Allah ve melekleri onun elçisini destekleyip yardım etmektedirler. Ey iman edenler! Sizler de onun elçisine destek verip yardım ediniz. Onun elçisini her türlü şaibe ve çirkin yakıştırmalardan uzak tutun.” ( Ahzap-56)  Yine başka bir ayette aynı manaya gelecek ve yukarıda verilen çeviriyi destekleyecek bir ayette ise:

“Ey insanlar! Allah’a ve Peygamberine inanasınız, ona elçiye yardım edesiniz, ona saygı gösteresiniz ve sabah akşam Allah’ı tesbih edesiniz diye size peygamber gönderdik” (Fetih-9) Yüce Kuran’da bu ve benzeri manalara gelecek birçok ayetin olduğunu az çok Kuran ile ilgisi olan kardeşlerimizin bulabileceklerini şimdiden hatırlatmakta fayda vardır.

Kuran üzerinde derinlemesine düşünmeyi başarabilen müminler neticede Kuran’ın kendisine indirildiği bir elçinin yaptığı bu göreve karşılık kendi veya şahsı adına inananlardan bir şey istemediğini veya isteyemeyeceği sonucuna zaten varırlar. Zira bu dava peygamberlerin şahsi davaları olmayıp bizzat Allah’ın davasıdır. Bu davaya inanıp gönül verenler sadece sözde kalan ve eylememler ile desteklenmeyen bir davranışın adı geçen bir davaya herhangi bir fayda sağlamadığını zaten bilirler.

Hz. Peygambere kendisi hayatta iken “ seyidimiz” efendimiz diyerek iltifat eden bazı kimselere seyid ben değilim bir tek seyid, efendi vardır o da âlemlerin rabbi olan Allah’tır. Ben ise sizler gibi Mekke’de doğup kuru et ile beslenen bir yetimim. Bana Abdullah’ın oğlu ve Allah’ın peygamberi deyin. Demek suretiyle daha yaşar iken bu kapıyı kapatmıştır. Zamanla ilahi mesajla yani Kuran ile aralarına mesafeler ve bir takım bariyerler koyan kitabın mensupları Kuran’dan Allah’ın muradı olmayan ve istenmeyen manalar çıkararak Kuran’ı indiriliş gayesinden uzaklaştırmışlardır. Övgü, sena ve hamdın tamamı âlemlerin rabbi olan Allah’a mahsustur.

O halde şimdi Allah’ın elçileri kendilerine inananlardan ne ister? Sorusunun cevabı vermeye gelmiştir. Evet, onların ne istediği kendilerine gönderilen vahiyler ile sınırlı tutulmuş onun dışında herhangi bir şey istememişlerdir. Bununla ilgili olarak sizler ile bir ayet meali daha paylaşarak yazımızı sonlandırmaya çalışalım:

“Onlar ki, Tevrat ve İncil’de tanıtılmış bulacakları ümmi nebi olan elçiye tabi olan kimselerdir.( O elçi Allah adına onlardan şunları ister.) Onlara iyi ve güzel olanı emreder, kötü ve çirkin olanı da yasaklar ve onlara temiz ve yararlı şeyleri helal; pis ve zararlı olanları da haram kılar, onları zorlayan ve ağır gelen hükümleri ve yükümlülükleri kaldırır, sırtlarına vurulmuş zincirlerden onları kurtarır. Ona inanıp güvenen, ona saygı gösteren, Ona yardım eden ve ona indirilen o nura (Kuran’a) uyanlar işte bunlar kurtuluşa erenlerdir. (Araf-157)

Yazımızın başından itibaren dile getirip iddia ettiğimiz konunun özü: Bu gün halkı Müslüman coğrafyada diğer Kuran ayetlerinin yanlış anlaşıldığı gibi Ahzab suresinin elli altıncı ayetinde verilmek istenen mesajında ne yazık ki yanlış anlaşılan hususlardandır. Ayette peygambere salat ‘ü selam okumanın değil ona ve temsil ettiği davaya destek ve omuz vermek istenmiş iken bu gün ne yazık ki sadece belirli birkaç övgü dolu söze yerini terk etmiştir. Peygamber zamanında destek verenlerin sayısının çok selat’ü selam okuyanların sayısının yok denecek kadar az olduğu bir anlayıştan selat’ü selam okuyanların sayılarının çok İslam’ı destekleyip ona malı ve canı ile destek olanların sayılarının yok denecek kadar az olduğu bir zaman dilimini yaşamaktayız. Aksini iddia etmek bu gün Müslüman coğrafyada yaşanılanları doğru tahlil edememek anlamına gelmektedir.

Birileri efendim okusak ne olur? Diyerek bizleri peygamberleri hafife almak gibi haksız bir itham ile suçlaya bilir. Bizde diyoruz ki bu işler sadece okumakla olmuyor. Aksine mal, can veya her ikisi ile resulün davasına destek ve yardım etmekle oluyor. Var mısınız bu davaya can ve malı veya her ikisiyle destek olmaya. Unutmayalım ki Allah ve meleklerinin desteği resulünün davasına destek olanlar ile beraberdir. Başka bir yazıda buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.

 

osman coşkun

iktibas çizgisi

Google+ WhatsApp