Peygamber Ama Hangi Peygamber - 3

Peygamber Ama Hangi Peygamber - 3

Kuran’ın Tanıttığı Peygamber Peygamberimizi yakından tanımamız için Kur’an en geçerli ve kuşkuya mahal vermeyecek bir kaynaktır. Hadislerden anladığımız kadarıyla Resulüllah kendisi hakkında konuşur ve arkadaşlarına da bazı uyarılarda bulunur; şüphesiz Peygamberi tanımak için

Peygamber Ama Hangi Peygamber - 3

 

 

Üç bölüm halinde yazılan ‘İslam Dünyasında Peygamber Tasavvuru’  konulu çalışmanın, ilk iki bölümünü oluşturan ‘Aşırı Yüceltmeci Peygamber Tasavvuru’* ve ‘İndirgemeci Peygamber Tasavvuru’**  anlatımlarından sonra, konuyu üçüncü bölüm olan ‘Kur’an’ın Tanıttığı Peygamber’  anlatımı ile nihayetlendiriyoruz.

Kuran’ın Tanıttığı Peygamber

Peygamberimizi yakından tanımamız için Kur’an en geçerli ve kuşkuya mahal vermeyecek bir kaynaktır. Hadislerden anladığımız kadarıyla Resulüllah kendisi hakkında konuşur ve arkadaşlarına da bazı uyarılarda bulunur; şüphesiz Peygamberi tanımak için bu rivayetler de önemlidir ancak uydurma olanlarına karşı teyakkuzda olmak ve Kur’an ölçüsüne vurmak lazım. Çünkü uydurma rivayetler çoğu zaman peygamberin kendi dilinden veya sahabenin dilinden formunda olabiliyor. Bu özeni göstermediğimiz takdirde, adam kitapçıdan bir evliya kitabı alıyor, zannediyor ki Peygamber budur.

Hz. Peygamberi Kur’an’dan öğrenmenin ayrıcalığı, O’nu olduğu gibi görmenin yanı sıra, Kur’an’ın “model bir şahsiyet nasıl inşa edilir?” sorusunun cevabının da bulunmasıdır. Çünkü Kur’an sadece Peygamber’i tanıtıcı değil, aynı zamanda onun şahsiyetini inşa eden de bir kelamdır.

Bir insan düşünün, vahiyle tanışmadan önce din nedir, iman nedir bilmiyordu. (26/Şura: 52) Yolunu şaşırmış bir haldeyken vahiyle tanıştı ve Rabbi O’nu doğruya ulaştırdı. (93/Duha: 7)  “Kur’an bana yeter (29/Ankebut: 51), artık ben yalnızca Kur’an’a itaat ederim (10/Yunus: 15) ve Ku’ran dışındaki tüm sözleri redderim.” (45/Casiye: 6) deyince onu korkutmaya ve yıldırmaya çalıştılar. O ise tüm bunlara karşı “Beni korkutamazsınız çünkü Rabbim bana yeter.” (39/Zümer: 36) diyerek Allah’ın korumasına sığınmıştır. O’na karşı çıkanlar çok kalabalıktı, fakat o biliyordu ki insanların çoğu inkârcıydı. (17/İsra: 89) Onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdi. (57/Hadid: 16) Bu nedenle mücadelesinde yılgınlık ve gevşeklik göstermedi.

Ona inanmaları ve destek olmaları karşısında kıyamette şefaat edip edemeyeceği kendisine sorulunca “Allah’tan başka şefaatçi aramak, Allah’tan istemeye yüzü olmamaktır. (Zımnen: 7/A’raf: 53). Böyle bir şey olamaz, zira şefaat tümüyle ve sadece Allah’a aittir.” (39/Zümer: 44) diye cevap vermiş ve “O gün geldiğinde hiç kimsenin hiç kimse için bir şey yapmaya gücü olmayacak, o gün bütün yetki sadece Allah’ın olacaktır.”(82/İnfitar: 19) diye uyarmıştır. Bu bağlamda kimse Allah’ın elinden günahkâr kaçıramaz, buna kimsenin de gücü yetmez; Allah’a rağmen cehennemlik birini cennete koyamaz. Peygamberimiz  de Ahirette bize torpil yapamaz. Bizi azap meleklerinin elinden kurtaramaz. (7/Araf: 188, 72/Cin: 21-23) Hatta ahirette bize ve kendisine ne yapılacağını bile bilmez. (46/Ahkaf: 9)

Hz Peygamber insanlara zoraki inanç dikte eden bir zorba değildir.  O sadece Kur’an ile öğüt veren bir uyarıcıdır. (50/Kaf: 45) O tüm canlılar gibi ölümlü bir varlıktır. (18/Kehf: 110) Bu gerçekten hareketle O’nun ölümünden sonra da dinde sebat edip döneklik yapmamamız istenmektedir. (3/Ali İmran: 144)  O Rabbini çokça övendi, çünkü biliyordu ki, övgülerin tamamı Allah’a aittir. (1/Fatiha: 2) O müminlerin lideri ve arkadaşıydı. (7/Araf: 184) Müminleri rahatsız eden şeyler O’nu da üzerdi, onlara karşı pek nazik ve merhametliydi ve onlara çok düşkündü. (9/Tevbe: 128)

Yukarıdaki örneklerden anlaşılacağı üzere bize Peygamberimizi en doğru anlatan kitap şüphesiz Kur’an-ı kerimdir ve Rasûlullah’la ilgili pek çok ayet vardır. Bu ayetlerde Onun sair insanlardan fiziki bakımdan farksız, onlar gibi bir insan olduğu özellikle vurgulanmakta ve öne çıkarılmaktadır. Diğer insanlardan farklı tarafı ise vahye muhatap olması ve onu tebliğ ve tatbik etmeye memur edilmiş olmasıdır.

M.Said Hatiboğlu Hocaya göre, Kur’an-ı Kerim’in anlattığı Peygamberle daha sonra teşekkül etmiş olan İslam kültür kaynaklarında tasvir edilen Peygamber arasında muazzam farklar görülür. Peki, bu neden böyle olmuştur? Bu tür bir tasavvurun en başat nedeni, insanın tabiatından, kültür seviyesinin farklılığından kaynaklanıyor olmasıdır. Şayet bir kimse ile seyahat etmediysek, o insanla oturup kalkmadıysak, o insanla beraber bir takım hayat tecrübeleri yaşamadıysak, onu tam olarak anlayamayız. Böyle olunca Rasûlullah’ın yanında büyümüş, onunla İslam’ın davasını gütmüş kimselerin Peygamber anlayışı başka, daha sonra onu öteki kaynaklardan, ikinci, üçüncü kaynaklardan öğrenmiş olan kimselerin Peygamber anlayışı farklı olabiliyor. Sonraki asırlarda Rasûlullah’la ilgili yazılmış kitapların hemen hemen bütününde onun Kur’an’ı Kerim’den farklı bir şekilde anlatılmış olmasının başlıca sebepleri bunlardır.

Aşırı yüceltmeci peygamber tasavvuru da indirgemeci peygamber tasavvuru da bir anlama probleminin ürünüdür. Bu tasavvur yanlış anlamaya dayanır. Şu halde Hz Peygamberi doğru olarak nasıl tanırız?  Sorusunun cevabı, Onu en iyi ve en doğru olarak Kur’an’dan tanıyabiliriz olmalıdır. Çünkü onu peygamber olarak atayan ilahi kaynak Kur’an’dır. Onun şahsiyetini, meziyetlerini, varsa zaaflarını o bilir; görev alanını, yükümlülüklerini, yetkilerini ve makamı Kur’an belirler. Hz. Peygamber’i tanıtan Kur’an beşerin hissi yaklaşımlarından uzak en objektif, en orijinal, en sahih kaynaktır.

Aşırı yüceltmeci ve indirgemeci peygamber anlayışı için ‘tasavvur’ denilip, Kur’an’ın Peygamberi için bu kelimenin kullanılamamasının nedeni, eşyanın kendisinden bağımsız olarak, eşya hakkında zihinde oluşan imajı ifade etmesinden dolayıdır.  Yani biraz kurgusal ve türetilmiş, biraz muhayyile ürünüdür. Bu bakımdan “Kur’an’ın Peygamberi” oluşturulmuş bir imaj değildir. O her şeyiyle örnek olan bir gerçekliktir.

Hz Peygamberin Bazı Nitelikleri

1) Hz Muhammed beşerdir/insandır: İnsanlık tarihinde hemen her toplum peygamberini insan olmakla suçlamış ve bir melek peygamber istemiştir. İşte bu tavra karşılık Kur’an’da ısrarla ve her fırsatta Muhammed’in bir beşer olduğunu vurgulanmışlardır. Zira Peygamber’in beşer oluşu, örneklik açısından vahyin amacını gerçekleştirmenin bir ön şartıdır. Çünkü vahiy, onu insanlara ulaştıran kişinin yaşaması gereken bir hayat tarzıdır. Bu yüzden vahyin ilk muhatabıyla son muhatapları aynı hamurdan olmalıdır. Ne gariptir ki, Kur’an’ın sürekli vurguladığı “elçinin bir insan olduğu” gerçeği; kâfirlerin inkârları için ilk bahaneleri olmuştur:  “İnsanlara doğruluk rehberi geldiği zaman, inanmalarına engel olan şey, sadece: “Allah Peygamber olarak bir insan mı gönderdi?” demiş olmalarıdır. De ki: “Yeryüzünde yerleşip dolaşanlar melek olsalardı, biz de onlara gökten Peygamber olarak bir melek gönderirdik.” (17/İsra 94-95) Peygamberler örnek şahsiyetler olmaları nedeniyle kendisini örnek alacak olan kimselerin de cinsinden olması gerekmektedir. Aksi halde örnek alınması mümkün olmazdı. Mesela tanrısallaştırılan bir İsa’yı kendimize nasıl örnek alacağız? Bu bağlamda Müslümanlığa girişin anahtarı mesabesinde olan Kelime-i Şahadette Hz peygamberin abd/kul/beşer olarak vurgulanması ve ön şart olarak konulması, cahiliye zihniyetinin peygamber anlayışındaki, ‘normal bir beşerin/kulun peygamber olamayacağı, peygamber olan şahsın pek çok mucize ve harikuladeliklerle, beşer üstü, melek gibi bir varlık olması gerektiği’ algısını yıkmak içindir.

2) Hz Muhammed nebi-resuldür: O hem nebidir, hem de resuldür. Hem nübüvvet görevi vardır, hem de risalet görevi vardır. Dikey olarak mesaj alır,  yatay olarak da aldığı mesajı tebliğ eder. Nebilik vasfıyla aldığı vahiyi risalet göreviyle tebliğ etmiştir.  Bu bağlamda Onun sorumluluğu iki yönlüydü. “O hem göklerin öğrencisi/nebi, hem de yeryüzünün öğretmeni/resul idi.”

3) O insanlar için güzel bir örnektir: Allah’a ve âhirete umut bağlayan, Allah’ı dilinden ve şuurundan düşürmeyenler için Resûlullah’ta, elbette güzel bir örneklik vardır.” (33/Ahzâb: 21)  “İşte böylece sizin dengeli bir ümmet olmanızı istedik ki, insanlığa örnek ve model olasınız ve Resul de size örnek ve model olsun.” (2/Bakara: 143) Prof. Dr. Tahsin Görgün Hoca ümmet olmayı şöyle izah ediyor: “Biz ahir zaman ümmetiyiz. Ahir zaman ümmeti olmak, bize sorumluluklarımızı, vecibelerimizi, diğer toplumlar için bir standart olma görevini tevdi ediyor. “Ümmeten vasata” budur. Vasat ümmet olmak demek, insanlar için bir standart olmak ve oluşturmak demektir. Vasat ortalama değil, ortam demektir. İnsanlığın yaşayabileceği bir ortam.” Hz. Peygamber’in örnek alınması, üretilebilecek ahlaki tavır ve davranışlarının yeniden üretilmesi demektir. Tersi onu tüketmektir, onu taklit etmektir.

Daha önce vurguladığımız gibi bir kişinin iki şekilde örnek olmasına engel olunur. Birincisi İsa örneğinde olduğu gibi O’nu çok yüceltip erişilmez, ulaşılmaz bir makama konuşlandırmak;  ikincisi ise olduğundan daha küçük göstererek örnek alınmaya değer bulmayacak bir makama indirgemektir. Her iki anlayışın da İslam’da yeri yoktur; zira adalet her hakkı ait olduğu yere koymakla gerçekleşir. İnsan bir meleği veya kendi seviyesinde kendi cinsinden olmayan bir varlığı, onun yaptığını yapmaya, terk ettiğini terk etmeye güç yetiremeyeceği için, doğal olarak örnek alamaz. Bu nedenle Allah ”Siz insan olduğunuz için size kendi cinsinizden bir elçi gönderdik.” (17/İsra 96) buyurmuştur.

4) Hz Peygamber âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir: Peygamber’in âlemlere rahmet olması, kendi çağında yaşayan ve ondan sonra gelen tüm insanlık ailesini kapsar. Rahmet Peygamberi insanüstü bir varlık değildir. Hz. Peygamber’i insanüstü sanal bir varlık düzeyine çıkarmak, onu menkıbe ve efsanelerin bir figürü haline getirmek, onun tarihten ve hayattan dışlanması anlamına gelir. O gizemlerle örtülü bir kült lideri olmadığı gibi,  tabiatüstü güçlerle donanmış bir varlık da değildir. O, her yönüyle tam bir insandır. Ahlakıyla, hukukuyla, ilişkileriyle, değerleriyle, ticaretiyle, kişiliğiyle, kısacası bütün tecrübesiyle insanlığa güzel bir insani örneklik ortaya koymuştur. Hz Peygamber tarihte yaşamış ve geçmişte kalmış herhangi bir insan da değildir; O ilahi vahyi alan, hidayet rehberi Kur’an’ı insanlığa ulaştıran ve Kur’an ahlakını hayatında uygulayan model insandır. Onun ahlakını Kur’an şekillendirip inşa etmiştir. Bu nedenle Hz Peygamberi anlamada asli referans Kur’an’dır.

Kur’anda Peygamber Telakkisi

Peygamberin yeri doğru anlaşılmaz ise din de doğru anlaşılmaz. Bu anlayışı doğru bir zemine oturtmak için Allah Kur’an’da gerekli hassasiyeti göstermiştir. Buna rağmen, zamanla insanların dikkatleri Kur’an dışına çekildiği, hurafelerle beslenen geleneğin olumsuz etkilerinin baskın çıktığı zaman dilimleri olmuştur. Bu nedenle tekrardan sahih ve düzgün Peygamber anlayışına kavuşmamız hayati bir önem arz etmektedir. Bu konuda hiç kimsenin indi kanatlarının önemi yoktur. Allah elçisini ne ile görevlendirmiş, hangi vasıflarla donatmış, hangi özellikler vermiş, görevinin sınırlarını nasıl belirlemiş ise esas olan odur. Bunu gerçeğine uygun olarak tespit edeceğimiz kaynak Kur’an olacaktır. Allah Teâlâ O’nun ilk vasfının insan olduğu ile söze başlayarak şöyle buyuruyor: “Andolsun size içinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir. Eğer insanlar senden yüz çevirirlerse de ki, Allah bana yeter. O’ndan başka ilah yoktur ben sadece O’na güvendim. O, yüce Arş’ın sahibidir.” (9/Tevbe 128-129) İnsanların kendi zanlarına dayanarak onu farklı görmek istemelerine ve farklı beklentilerine rağmen, ısrarla O’nun da bir insan olduğu vurgusu yapılmaktadır: “De ki: Ben sadece sizin gibi bir insanım, ancak bana ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolunuyor, onun için her kim Rabbine kavuşmayı arzu ederse, güzel bir amel işlesin ve kullukta hiçbir kimseyi Rabbine ortak koşmasın .” (18/Kehf: 110) (41/Fussilet: 6)

Bize anlatılan Resulullah, mülayim merhametli, kibar, hoşgörülü, barışsever bir insandır. Bu özellikleri de haiz olmakla birlikte bunlar Hz. Peygamber’i tanımlamaya yetmemektedir. O, aynı zamanda mücadeleci, azimli, savaşçı ve adil birisidir. Tabiatı icabı o da kendisinden önceki peygamberler gibi bir insandır. (21/Enfal: 7-8) Herkes gibi o da yemiş içmiş, geçimini temin için çalışmıştır. (25/Furkan: 20)  Bizim gibi yemek yer, bizim gibi çarşı pazar dolaşır. (25/ Furkan: 7) Gaybı bilmez. (6/En’am: 50) İnsanların kalbini okuyamaz. (9/Tevbe: 101, 63/Münafikûn: 4) Keza o da diğer insanlar gibi evlenmiş ve çoluk çocuğa karışmıştır. (13/Rad: 38) Bundan da öte o insanî güzelliğin takdiri hususunda dikkat çekici beyanlarda bulunmuştur. (33/Ahzab: 52) O sırf bir analaşmazlığa meydan vermemek için helal şeyleri bile kendine yasaklayabilecek kadar nefsine ve iradesine hâkim birisidir. (66/Tahrim: 1) Nitekim Hz Aişe de hiç kimsenin Hz Peygamber kadar nefsine hâkim olamayacağını ifade etmiştir. (Buharî, savm, bab: 23)

Nihayet, onun, şahşi görüş ve temayüllerini aşan ilahi emirlere mutlak surette boyun eğdiğini müşahede ediyoruz. Elinde vahye dayalı veya kesin bir emir bulunmadığı sürece Hz Peygamber bize, daima çekingen (8/Enfal: 67-68, 9/Tevbe: 43, 113), dedikodular karşısında gayet hassas (33/Azhab: 37), mütereddit işlerinde ashabına danışan (3/Âl-i İmrân: 139), en ufak bir şüphede tam manasıyla çekimser davranan (27/Enbiya: 109, 72/Cin: 25) ve diğerlerinin olduğu kadar kendi akıbetinin de ne olduğunu bilmediğini itiraf eden (46/Ahkaf: 9) bir şahsiyet olarak görülür. Fakat vahyi alır almaz, dünyada hiçbir kuvvetin etkileyemeyeceği bir otoritenin salahiyetiyle risaletini tebliğ eder. Kendini münevver kimseler için de evrensel bir mürebbi olarak tanıtır. (3/Âl-i İmran: 20) İhtilafları çözerken hiçbir tarafa taviz vermeden (3/Maide: 4,8-9; 42/Şura: 15) ve hiç kimseden çekinmeden, korkusuzca ve adaletle meseleleri halledip karara bağlamıştır. Hayatının en kritik anlarında bile, ilahi yardımdan mutlak surette emin ve son derece soğukkanlı hareket etmiştir. (9/Tevbe: 40)

Ölülere işittiremez, kabirdekilerle sohbet edemez. (30/Rum: 92, 35/Fatır: 22) Eceli gelince ölümünü erteleyemememiştir. (39/Zümer: 30) Yani Azrail’i geri gönderemediği gibi kimseyi de çarpmamıştır. (72/Cin: 21) Allah’ın dilemesi dışında bize de kendisine de bir fayda sağlayamamıştır. (7/A’raf: 188) Değil bize geleni, kendisine gelen zararı bile savamaz. (72/Cin: 21) Havada uçmak, denizde yürümek, aynı anda birkaç yerde görünmek, ölüleri diriltmek gibi mucizeleri veya kerametleri yoktur. (17/İsra: 59, 29/Ankebut: 50-51) Darda kalınca da normalde de yalnızca Allahtan yardım ister. (1/Fatiha: 3, 72/Cin: 20) Çünkü başka yardım isteyecek kimsesi yoktur. Günahları için Allah’tan af dilemiştir. (40/Mü’min: 55, 47/Muhammed: 19) Ancak günahlarının affedilmesi için Allah ile arasına kimseyi ve hiçbir varlığı koymamıştır. İrtibatı direkt ve yalnızca Allah ile olmuştur. (41/Fussilet: 6) Oldukça mütevazıdir. (25/Furkan: 63) Bize efendilik taslamaz. O, bizim sıkıntıya düşmemizi istemez. Bize karşı çok merhametli ve yumuşak huyludur. (3/Al-i İmran: 159, 9/Tevbe: 128) Arkadaşları her sorununu O’na götürmüş, erkek veya kadın dileyen herkes Onunla görüşebilmiştir. Hatta tartışmıştır. (58/Mücadele: 1, 12)

O, -Allah’ın hüküm koymadığı hususlarda– arkadaşlarıyla istişare eder ve çoğunluğun kararına uyar. (3/Al-i İmran: 159) Yani ‘benim dediğimi yapmak zorundasınız’ dememiştir.  Konuşmaları kapalı ve gizemli değildir. Herkesin anlayabileceği şekilde ve apaçıktır. (29/ Ankebut: 50, 67/Mülk: 26). Arkadaşlarını evinde ağırlar (33/Azhab: 53); onlara ikramda bulunur. Rahatsız olduğu halde, ikramdan sonra koyu sohbete dalarak gereğinden fazla kalan ve ihmalkar davranan arkadaşlarını ikaz edemeyecek kadar kibardır. (33/Azhab: 53)

Din kitaplarında kendinden önceki peygamberlerin mucizelerinin ve daha fazlasının Peygamberimize etiketlenmesine rağmen O’nun hiçbir mucizesi yoktur (29/Ankebut: 50) ama Onu âlemlere rahmet olarak müjdeleyen (21/Enbiya: 107) Kur’an O’nun yegâne ve en büyük mucizesidir. (29/Ankebut: 50,51; 17/İsra: 59) Kur’an’ı bize getiren elçidir; Allah’ın kulu (17/İsra: 1, 25/Furkan: 1) ve Nebi-Resuldür. O, Kur’an’ı Allah’tan alıp bize tebliğ edendir. (5/Maide: 92, 24/54) Bizi Kur’an ile uyaran (6/En’am: 19), Kur’an ile hüküm veren (4/Nisa: 105), aramızdaki ihtilafları Kur’an ile çözen (16/Nahl: 64) ve insanlığı Kur’an ile karanlıklardan aydınlığa çıkarandır. (14/İbrahim: 1) “Sen, sana vahyedilen Kur’an’a sımsıkı sarıl. Çünkü sen doğru yoldasın. Ve şüphesiz ki Kur’an hem senin için hem de kavmin için bir öğüttür. Ve hepiniz ileride ondan sorumlu tutulacaksınız.” (43/Zuhruf: 43- 44), ilahi emrinin gereğini yapan ve bundan hiç taviz vermeyendir.

19 Ekim 2014 tarihlerinde Gaziantep Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kelam Anabilim Dalı tarafından yapılan, “Hz. Peygamber’in Nübüvvetinin Süresi ve Kapsamı” çalıştayının sonuç bildirgesinde ifade edildiği gibi Hz. Muhammed’in son peygamber oluşu, İslam inanç esaslarının temel unsurlarından biridir. Kur’an-ı Kerim, Hz. Peygamber’den sonra peygamberlik iddiasında bulunanlara kapıyı kapatarak Nebî (nübüvvet) ve resul (risalet) arasında kopmaz bir ilişki kurar ve her resulün mutlaka nebi özelliği taşıması gerektiğini beyan eder. Bu durumda nübüvvetin Hz. Peygamberle son bulduğu ama resullüğün devam ettiği kabulünden hareketle kendini nebi değil ama resul ilan etmenin de hiçbir dinî dayanağı yoktur. İslam, halife, şeyh, mürşit, dinî lider, kanaat önderi gibi isimlendirmeler altında hiç kimsenin dinî otorite iddiasında bulunmasına imkân tanımaz.

İnsanlık tarihinde Allah’tan en son vahiy alan kişi Hz. Muhammed’dir. Bunun dışında vahye muhatap olma iddialarının bir geçerliliği yoktur. Hz. Peygamber’in vefatından sonra rüya veya başka kanallarla onunla irtibat kurma söyleminin de dinî bir temeli bulunmamaktadır. Zira Peygamberler dâhil, vefat eden bütün insanların bu dünya ile maddi-manevi irtibatları kesilmiştir. Nübüvvet ve velayet ayrımı yaparak velayeti nübüvvetin devamı olarak göstermek ve böylece kendisini nebevi geleneğin mirasçısı olarak takdim etmek İslamî temelden yoksundur.

Şüphesiz en doğrusunu Allah bilir.

*http://www.iktibascizgisi.com/peygamber-ama-hangi-peygamber-1

**http://www.iktibascizgisi.com/peygamber-ama-hangi-peygamber-2


Kaynaklar:

Abdullah Draz, Kur’an’a Giriş, Otto Yayınları.

Ali Şeriatî, Muhammed Kimdir? Fecir Yayınevi.

Hüseyin Bülbül, Kur’an’da Elçinin Misyonu ve Konumu. (Makale)

Mustafa İslamoğlu, Üç Muhammed, Düşün Yayıncılık.

M.Said Hatiboğlu, Peygamberi Taklit, Peygamberi Örnek Almak Değildir. (Makale)

 

 

ömer yıldız

iktibas çizgisi

Google+ WhatsApp