Peygamber ama hangi peygamber? – 2

Peygamber ama hangi peygamber? – 2

Resulü –aşırı yüceltmede olduğu gibi- ‘örnek’ olmaktan çıkartmanın bir diğer etkili yolu da ‘indirgemeci’ zihniyettir; yani O’nu değersizleştirmektir. Peygamberin misyonunu sadece tebliğ ile sınırlandırmaktır. Teşbihte hata olmaz, O’nu postacı konumuna indirgemektir. Böyle bir anlayış da yüceltmeci

Peygamber ama hangi peygamber? – 2

 

 

Üç bölüm halinde yazmayı düşündüğüm İslam dünyasındaki Peygamber tasavvuru konulu çalışmanın “Aşırı Yüceltmeci Peygamber Tasavvuru” konulu ilk bölümü dergimizin Haziran 2018 sayısında yayınlanmıştı.( http://www.iktibascizgisi.com/peygamber-ama-hangi-peygamber-1/ )Bu bölümde konuya “İndirgemeci Peygamber Tasavvuru” ile devam edeceğiz.

İndirgemeci Peygamber Tasavvuru

Resulü –aşırı yüceltmede olduğu gibi- ‘örnek’ olmaktan çıkartmanın bir diğer etkili yolu da ‘indirgemeci’zihniyettir; yani O’nu değersizleştirmektir. Peygamberin misyonunu sadece tebliğ ile sınırlandırmaktır. Teşbihte hata olmaz, O’nu postacı konumuna indirgemektir. Böyle bir anlayış da yüceltmeci anlayış kadar sakat ve tehlikelidir.

İndirgeme, tüm elemanlarıyla birlikte anlamlı olan, parçalanınca anlamını yitiren bir bütünün parçalara indirgenmesidir. Yani bir şeyi kendisi olmaktan mahrum etmek, uzaklaştırmaktır. İnsanın hakikati indirgeme nedenleri şunlardır: Doğru açıdan bakmama, yetersiz bilgi, bütünü algılayacak kapasiteden ve beceriden yoksun olma ve parçayı bütün sanmadır.

İndirgemeci tasavvurun en çarpıcı örnekleri olarak: Şeytan’ın, insanı toprağa indirgeyerek ruhu yok saymasını; insanın, ahireti yok sayıp umursamayarak hayatı dünya hayatına indirgemesini; Salih Peygamberin kavminin, Allah’ın devesini ete kemiğe indirgemesini ve Firavun’un, Musa’nın mucizesini büyüye indirgemesini gösterebiliriz.

Mehmet Said Hatiboğlu Hocanın dediği gibi “postacı” ifadesi Peygamber için kullanıldığında çok kaba/adî bir tabirdir. Çünkü Rasûlullah sadece vahyi tebliğ eden bir kişi olmakla değil, onu bizzat kendi şahsında içselleştirip temsil etmekle, etrafına yaymak ve tatbik ettirmekle de mükelleftir. Nitekim Allahu Teâlâ: “vestaqim kemâ umirte – emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” (11/Hud: 112) ve “fahkum – sana emredileni tatbik ettir, hükmet!” (5/Maide: 48) diyor. Ayrıca bu ve benzeri emirler dışında Rasûlullah’a Cenabı Hak tarafından verilmiş olan “ictihad” serbestliği de vardır.

Mesela Kur’an-ı Kerîm’in hiçbir yerinde Hz Peygambere imamlık yapması, cemaate imam olması emri verilmemiştir. “Beş vakitte geç ümmetin başına imam ol” diyen bir ayet yoktur. Ama peygamberimizin arkadaşlarına imamlık yaptığını, bildiren ayet vardır. “Sen onların arasında onlara namaz kıldırdığın zaman” (4/Nisa, 102) deniliyor ayet-i kerimede. Şu halde Rasûlullah’ın imamlık yapma vazifesini kimden aldığını söyleyeceğiz? Kendisi imamlık yapmaya lüzum görmüş, Cenabı Hak da onu tasvip etmiştir.

Mustafa İslamoğlu’nun yerinde tespiti ile indirgemeci akıl, peygamberliği salt haber taşımaya indirgeyip, onun görev ve sorumluluğunu sınırlama ya da görmezden gelme yanılgısına düşer. Misyonun sınırlandırılması O’nun hareket alanını daraltır. Yani indirgemeci akıl peygamberin örnekliğini görmezden gelir, yok sayar.

Hiçbir peygamber bir iletişim aleti değildir. Yani sesleri, görüntüleri, yazıları bir yerden başka bir yere taşıyan cihazlar değildirler. Elçiler kaynaklarına sadıktırlar. Getirdiklerine önce kendileri iman edip kendi hayatlarında pratik ederler. Onlar örnek kişilerdir ve önderdirler. İnsanların önünden giderler, yol gösterirler, iz bırakırlar.

Peygamberlerin sadece Allah’tan haber getirdiğini düşünmek, onların örnekliğini kabul etmemek ya da önemsememektir. Onların hayatlarının bizim için birer “model” olduğunu kabul etmemek anlamına gelen indirgemeciliktir.

İndirgeme, peygamberlik kurumunu tarihsel olana mahkûm etmektir. Yani peygamberi getirdiği mesajdan ayrı düşünmektir. Oysa ki peygamber hem vahyin ilk muhatabı hem de vahyi alan öznedir. Vahyi alan özne olması yani vahyin kaynağıyla doğrudan ve fiili ilişki içinde olması peygambere büyük bir anlama kolaylığı kazandırır. Çünkü peygamberin vahiyle olan ilişkisi dolaylı değil doğrudan yaşanmış bir tecrübeye dayanır. Bu bağlamda Hz Peygamber vahyi dışarıdan bakan ve anlamaya çalışan bir gözlemci olarak değil, sürecine bizzat katıldığı bir özne olarak anlıyordu. Peygamberin vahyi nasıl anladığı bir kenara bırakılarak vahyi anlamaya çalışmak bu yüzden yanlıştır. Çünkü peygamber vahyi anlamada beşeri çabayla ulaşılamayacak bir imkâna sahiptir.

Mümin için iman yaşayan, yaşanan ve yaşatan bir şeydir. Her mümin peygamberin risâletini yani model/örnek olma misyonunu imanıyla hayatında ve hayatının her alanında taşımak durumundadır. Bu paradigmanın aksi indirgemeciliktir.

İndirgemeci peygamber tasavvuru, aşırı yüceltmeci peygamber tasavvuruna bir tür tepki olarak vücut bulmuştur. Bu bağlamda “Kurancılık” akımı, peygamberlik kurumunun örneklik pozisyonunu sınırlar, hatta ortadan kaldırır.

İndirgemeci yaklaşım ile aşağılayıcı yaklaşım birbirinden farklıdır. İndirgemeci yaklaşımın amacı peygamberi ve peygamberlik kurumunu aşağılamak değildir. İndirgemeci yaklaşım sadece peygamberin örnekliğini yok sayar ve peygamberin bu görevini Kur’an’a yükler; örnekliği Kur’an’dan bekler. Peygamberin örnekliğini çağdışı sayar.

Aşırı yüceltmeci peygamber tasavvurunda Hıristiyanlaşma temayülü baskın bir eğilimdir. Peygamberlik kurumunu aşağılayıcı tavırlarda ise Yahudileşme temayülü baskın bir eğilimdir. Yahudiler Hz. Süleyman’ı putperestlik ve sihirbazlıkla; Hz. Yakup’u Allah’a başkaldırmak ve O’nu azarlamakla; Hz İbrahim’i sapıklıkla; Hz. Harun’u da buzağıya tapmayı emrettiğini söyledi diye aşağılamışlardır.

Hakkı ve haklıyı, güce ve güçlüye indirgeyen Mekke toplumu ilk başta Hz Muhammed’ i umursamayarak indirgemeci bir tutum sergiledi. Onlar Hz. Muhammed’i, Abdulmuttalib’in yetimi olarak görüyorlardı. O’na “el Emin” unvanını vermiş olmaları bile kibirlerinin bir tezahürüydü. Onlara göre güvenilir olana bu unvanı ancak kendileri verirdi! İyiyi, kötüyü belirleme hakkı onlardaydı. Gerektiğinde de bu unvanı alıp o kişinin şan ve şerefini sıfırlayabilirlerdi.

Fakat işler onların beklediği gibi gitmiyor ilahî davet, önündeki engelleri emin adımlarla bir bir aşıyordu. Mekke ileri gelenlerinin suskun kalmaları ve görmezden gelmeleri işe yaramamıştı ve gidişata göre de bu iş görmezden gelinmekle ve müdahale etmeden kendi kendine bitecek gibi de görünmüyordu.

Müşrikler bu gelişme üzerine politika değişikliğine gidip alay ve iftira kampanyasına başvurdular. Önce Hz Peygambere tamamen hakaret amaçlı “soyu kesik” dediler. Bu hakarete cevap Allah’tan geldi. Kevser suresinde asıl soyu kesik (ebter) olanların bu çirkin yakıştırmayı yapanlar olduğu söylendi. Sonra “deli/mecnun” dediler. Kur’an bu ithama cevap vermeye bile gerek duymayarak onların ne kadar saçmaladıklarını gösterdi, kale alınmadı. Çünkü onlar da Hz Muhammed’in akıllı biri olduğunu biliyorlardı. Sonra “sihirbaz” dediler. Kur’an bu ithamı da ciddiye almayarak onları boşa düşürdü. Ama bunlardan sonraki “o bir şairdir” iftiraları çok ağırdı. Allah bu iftirayı kesin ve keskin bir dille reddetti. Çünkü o dönemde şairliğe yüklenen anlam “kâhinlik” ve ”arraflık/falcı” misyonuydu.

Mekkeliler, Kur’an’ın Arap belagatini da aşan diliyle eşsiz mesajının akıllara ve yüreklere nüfuz etmesini önlemek için Hz Muhammed’in şahsını yıpratmayı hedef almışlardı. Bu mücadeleden başka türlü galip çıkamayacaklarını anladılar. Ayrıca Peygamberin misyonunu bitirebilirlerse, Kur’an’ın misyonunun da biteceğine inanıyorlardı. Ancak Peygamberi Allah savunuyordu. Hz. Peygamber de Kur’an’a yapılan saldırıları göğüslüyordu. Savunmanın en etkili yönteminin Kur’an’ı pratiğe dönüştürmek olduğunu biliyordu.

Mekkeli müşriklerin Peygamberi aşağılamaya çalışma yöntemlerinden biri de ondan mucize istemekti. Şayet bu istekleri gerçekleşmezse O’nu mahcup etmeyi umuyorlardı. Fakat Allah cahilî aklın Kur’an gibi bir mucizeyi kavrayamadığını vurguluyordu. Bunun nedeninin de tabiatı okuyamamaktan kaynaklandığını söylüyordu.

Ayrıca Kur’an’ın okunuşundaki ahenk, yüksek fesahat ve belagatı, hükümlerindeki kuşatıcılığı ve insan fıtratına, eşyanın tabiatına uygunluğu; ilkelerinin bir biriyle uyumlu ve çelişkiden uzak olması, korunmuşluğu ve hükümlerinin kıyamete kadar baki oluşu, asla ulaşılması mümkün olmayan bir mucizedir.

Hz Peygamber Medine’de hem inanmaya hazır kişilerle, hem münafıklarla(ikiyüzlülerle), hem de Yahudilerle karşılaştı. Yahudilerin aşağılama taktikleri ustaca yapılan kelime oyunlarıyla başladı. “Yahudi itikadına mensup olanların bir kısmı, bazı kelimelerin yerlerini değiştirirler; dillerini eğerek, bükerek ve dine saldırarak peygambere karşı ‘İşittik ve reddettik’, ‘dinle dinlemez olası’ dediler. “Bize bak”(râinâ) anlamına gelen sözcüğü değiştirip “çobanımız” şekline çevirdiler. Eğer onlar ‘işittik, itaat ettik, dinle ve bizi gözet’deselerdi şüphesiz kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olacaktı; fakat inkârları sebebiyle Allah onları lânetlemiştir. Artık onlardan pek azı inanır.”(4/Nisa: 46).

 İndirgemeci ve aşağılayıcı peygamber tasavvurunun en ilginç örneği vahiy aldıklarını iddia eden yalancı peygamberlerdir. Bunların yaptığı bir tür Tanrıdan rol çalma iddiasıdır. Bunlar Allah’ı ya da Rasulullah’ın peygamberliğini veya imanî hiçbir konuyu reddetmezler. Hepsi de doğrudan veya dolaylı olarak kendilerine vahiy geldiği iddiasıyla ortaya çıkar ve şer’i hükümlerde değişiklik yaparlar. Örneğin namazı iki vakte indiriyorlar, orucu bir güne indiriyorlar, şarabı ve zinayı helal kılıyorlar, namazda secde etmeyi kaldırıyorlar.

Bir başka indirgeme türü sünnet karşıtlığıdır. Uydurma hadisler bahane edilerek Hz Peygamberin Kur’an pratiği olan sünnetin inkâr edilmesi O’un “usvetün hasene” yani güzel örnek olmaktan çıkartılması demektir.

Daha önce de ifade ettiğimiz gibi bir şey veya bir kişi çok yüceltilip erişilmez, ulaşılmaz olarak gösterilip veya olduğundan daha küçük gösterilerek değersizleştirilip örnek alınmaktan çıkartılır. Her iki anlayışın da İslam’da yeri yoktur.

Hz. Muhammed’i sadece vahiyi insanlara ulaştıran birisi olarak gören indirgemeci ve O’nu abartarak anlatan, beşer üstü kılan ve O’nu örnek almamızı engelleyen aşırı yüceltici tasavvur zayıf ve problemli rivayetlere dayanır. Kur’an’a baktığımızda bu rivayetler hem Kur’an’a hem siret gerçeğine hem de Peygamberin sünnetine aykırıdır.

Adalet, hakkı ait olduğu yere koymakla gerçekleşir. İnsan bir meleği veya kendi seviyesinde, kendi cinsinden olmayan bir varlığı, onun yaptığını yapmaya, terk ettiğini terk etmeye güç yetiremeyeceği için örnek alamaz. Bu nedenle Allah biz insan olduğunuz için bize kendi cinsimizden bir elçi göndermiştir. “Andolsun ki Resûlullah, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” (33/Ahzab: 21).

 Müslümanların en temel varoluşsal sorunu, İslâm’ı yaşam biçimi hâline getirememeleridir. Bunun yegâne nedeni de peygamberi bize sadece hakikatin bilgisini sunan, öğreten insan olarak görme yanlışına düşmeleridir. Ne yazık ki, Müslümanlar bu hayatî sorunun da bunun yol açtığı yıkımların da farkında değiller.

Kelime-i Şehadette ifadesini bulan Peygambermiz’in “kul” olması gerçeğinin vurgulanması, elçiliğinden önce gelir ve önceliklidir. Bunun anlamı ise Onun örnek alınabilecek biri olmasıdır. Bu bağlamda Peygamberimiz, yalnızca elçilik görevini hakkıyla yerine getirmekle yetinmiyor, bizi de muhatap olduğu ilâhî hitaba muhatap kılıyor.

Sonuçta, Hz. Peygamber’i devre dışı bıraktığımızda Kur’ân’la kuracağımız irtibat, bizim İslâm algımızı dünyevileştirecek ve bir Protestanlaşmaya yol açacaktır. İslâm’ı kolaylıkla vazgeçilebilir, dolayısıyla dönüştürülebilir, ruhsuz bir beşerî dine dönüştürecektir. Bunun getireceği sonuç ise tıpkı Hıristyanlığın maruz kaldığı felâket olacaktır. Müslümanlarda kendini İslâm’a uydurmak yerine, İslâm’ı kendine uydurmanın yoluna girecektir.

Devam edecek…


Kaynaklar

Abdullah Draz, Kur’an’a Giriş, Otto Yayınları.

Ali Şeriatî, Muhammed Kimdir? Fecir Yayınevi.

Mustafa İslamoğlu, Üç Muhammed, Düşün Yayıncılık.

  1. Said Hatiboğlu, Peygamberi Takit, Peygamberi Örnek Almak Değildir. (Makale)

İsrafil Balcı, Hz. Peygamber’in Ümmiliğine dair Birkaç Hatırlatma (Makale)

 

 

ömer yıldız

iktibas çizgisi

Google+ WhatsApp