Petrolümüz olsaydı, onu da çıkarttırmazdı bu solaklar!

Petrolümüz olsaydı, onu da çıkarttırmazdı bu solaklar!


Petrolümüz olsaydı, onu da çıkarttırmazdı bu solaklar!

 

 

Kilometrelerce uzunluktaki bir tünelin Maçka Parkı’na denk gelen bölümündeki çalışmaya itiraz eden solaklar, dün de boş durmamışlar..

CHP’nin taze İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nu da yanlarına alıp, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin önünde açıklama yapmışlar:

“Biz İstanbulluların nefes alabildiği nadir yeşil alanlarımızdan biri olan Maçka Demokrasi Parkı’nın girişine yapılacak karayolu tüneli için..”

Açıklamanın burasındaki okuduklarım, hafızamda eski senaryoları canlandırdı..

Aynı taife, 27 Mayıs 2013’te de, aynı tanımlamaları Gezi Parkı için yapıyorlardı.

O gün de, “Biz İstanbulluların nefes alabildiği nadir yeşil alanlardan biri olan”diye söze girip, Gezi Parkı’nın tarihteki orjinal şekline dönüştürülmesine karşı çıkıyorlardı..

Dün bir vesile ile Gezi Parkı’nın içinden geçtim..

Öğlen vakti, kimsecikler yoktu Gezi Parkı’nda..

Hani şu binlerin, on binlerin, yüz binlerin gösteri yaptığı, onlarca insanımızın öldüğü veya yaralandığı Gezi Parkı..

Abartmıyorum, parkta oturanı bırakın (diyelim ki kış aylarındayız, parkta oturacak bir hava yok), içinden geçen, orayı yol olarak kullanan bir tek kişi dahi yoktu..

“İstemezük” diye sokaklara çıkıldığında..

“Orası bizim canımız.. Orası bizim tek nefes borumuz.. Orası bizim tek..”diyenlerin aslında dertlerinin “Mesele sadece Gezi Parkı değil arkadaş, sen hâlâ anlamadın mı?” olduğunu, ben dünkü gezimde canlı canlı izlemiş oldum..

Öyle ya..

Gezi isyanını başlattıklarında da.

“Birazcık dişimizi sıkalım.. Gösteriler bir hafta daha sürerse, BM olaya el koyacakmış. Hükümet devrilsin, sonra gideriz Bodrum’a” diyenlerin gerçek yüzleri şimdi daha net görülüyor..

Gerçekten de..

Bunların arasına girerseniz..

Şahit olacağınız konuşma şudur:

“Kim gidecek Gezi Parkı’na?.. Ne var ki orda? Biz yaz aylarını Bodrum’da, kış aylarını da Antalya’da geçiririz.. Halkın gariban çocuklarını da, ağaç savunuculuğu adı altında, sokaklara döküp, birbirlerine kırdırırız!”

Kimse itiraz etmesin, gerçek budur..

Yoksa, Gezi isyanını, bugün de kilometrelerce uzunluktaki bir mesafeyi, metrelere kısaltan bir tünele karşı çıkanların protestolarını, kim ne ile izah edebilir ki?

Protestocu solaklar, basın açıklamasına devam şöyle ediyorlar: 

Dolmabahçe-Levazım-Baltalimanı-Ayazağa Tünelleri projesinin çıkışı Maçka Demokrasi Parkı’ndan veriliyor. Park içinden 3500 metrekare, parkın dışından 2500 metrekare olmak üzere yüzde 90’ı yeşil alan toplam 6000 metrekare tünel inşaatına kurban ediliyor.” 

Belediye aksini söylüyor ama..

“Şu anlık çalışma yapılan 3,500 metrekarelik alan, daha sonra tekrar üstü kapatılarak park haline dönüştürülecek” diyor ama..

Solaklar inat ediyorlar, 6 bin metrekarelik alanın tünel inşaatına gideceğini iddia ediyorlar..

Burda, insanın sorası geliyor..

Tamam, belediye AK Partili olduğu için, siz de uslanmaz solcu olduğunuz için..

Belediyeye inanmıyorsunuz.. Güvenmiyorsunuz..

İyi de..

Bir düşünün..

Belediye şunu mu yapıyor.. Sabah akşam oturup düşünüyor..

Ve..

“Ne yapsak, ne yapsak?.. Hangi yeşil alanı, tünel gerekçesi ile.. Metro gerekçesi ile.. Veya başka bir gerekçe bulup.. Ne yapsak da, betonlaştırsak?”mı diyor?

Bu mudur yapılan?

Birazcık aklınızı çalıştırın da, yapılan bu mudur, cevap verin..

Tabii ki gerçekte yapılan bu değil..

Belediye hizmet yapmak istiyor.

İstanbulluyu rahatlatmak istiyor.

CHP döneminden miras hava kirliliğini temizlediği gibi, bugünden sonra da insanlarımızın temiz hava solumasını istiyor.

Vatandaşların işine hızlı gitmesini, evine erken dönmesini istiyor.

Bunun için de..

Belediyenin protestoculara verdiği cevaptaki açıklamayı bire bir alıntılıyorum:

“1.5 saatlik yolu, 10 dakikaya indiren” tüneli yapmaya soyunuyor..

Dikkat edin..

1.5 saatlik yol..

10 dakikada alınacak..

Oturun hesap edin..

Vatandaşın “zaman”dan ne kazanacağını..

1.5 saat boyunca havayı kirletecek araçların, aynı mesafeyi katederken, artık sadece 10 dakika havayı kirleteceğini..

Benzin harcamasında..

1,5 saatte harcanacak benzin yerine..

Artık sadece 10 dakikalık benzin harcanacağını..

Araçların amortismanını..

Hesaplayın..

Ve “Tünel olunca mı hava kirliliği daha fazla olacak? Yoksa şu an mı daha fazla oluyor?” diye sorun solaklara..

Zamandan kazandığımızı, benzinden kazandığımızı vesair de boşverin..

“Soralım” diyoruz ama..

Bu solakların bu işlere kafaları çalışmaz..

Onlar entel-dantel söylemlerle..

Bir iş çevireceklerini sanırlar..

Bugüne kadar yaptıkları tek icraat yoktur..

Yapanlara da engel çıkartmaya bayılırlar..

Hani arada bir, kendi kendimize takılırız ya..

“Ah ah.. Araplardaki petrol bizde olsaydı.. Neler yapardık, neler!”

Ben size söyleyeyim..

Böyle yakınmamıza hiç gerek yok..

Araplardaki petrol bizde olsaydı, bu solaklar içimizde kalmaya devam ettiği müddetçe, o petrolü de çıkartmamıza izin vermezlerdi..

“Yerin altının dengesini bozuyorsunuz” der, itiraz ederlerdi..

Yanlış anlamayın..

“Vurun, kırın, kazın, yıkın” kafasında birisi değilim..

Ama Rusya’sı petrol, doğalgaz çıkarıyorsa.. Bu işi yapıyorsa.. ABD’si bu işi yapıyorsa..

Arapları, İran’ı bu işi yapıyorsa..

Hatta geldiğimiz çağda dahi, savaşlar bu yeraltı kaynakları yüzünden çıkıyorsa, çıkartılıyorsa..

Dervişlik yapmaya kalkıp, yer altındaki dengeleri muhafaza etmeye soyunmanın da bir alemi yok herhalde..

Değil mi, pozitivist arkadaşlar..

“Hayat bugündür.. Yarından bize ne? Ahiret de yok, hesap vermek de yok”diyen ateist arkadaşlar!

 

yeni akit

Google+ WhatsApp