Parametreler

Parametreler


Parametreler

 

 

Modern dünyânın en büyük sorunsallarından birisi, “sermâye” ile “devlet” arasındaki ilişkilerde hangisinin diğerini güdümleme kuvvetine sâhip olduğudur. Bunu daha kabaca “ekonomik” güçlerle, “siyâsal” güçler arasındaki mücâdeleler olarak da değerlendirebiliriz. Düşünüş târihinin bu soruya verdiği cevaplar hayli farklıdır. Ama bu soruya verilen farklı, hattâ çelişkili cevapların ortak paydası basitlemeciliktir. Yâni birileri , devletlerin sermâyenin bir “âleti “veya daha bilinen kavramlaştırmayla “aygıtı” olduğuna hükmetmiştir.

 

 

 

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Meselâ kaba, ortodoks marksizmin yaklaşımı bu şekildedir. Ekonominin hâkim gücü olarak târif ettikleri sermâyedarlar (kapitalistler) devletleri de ellerine geçirmişler ve işçi sınıfının “devrimci” mücâdelesini bastırmak için kullanmaktadır. Althusser ve Poulantzas gibi yapısalcılar başta olmak üzere , ortodoks marksizmi eleştirenler ise devletlerin “göreceli özerkliğinden” bahsetmişlerdir.

Tabiî ki, bu bakışın zıt kutbunda; ağırlıklı olarak devletleri üstün, hattâ mistik birer tapınma odağı olarak gören muhtelif sağ düşünüş örüntüleri mevcuttur. Geleneklere bağlı olmayı ilke edinmiş “sağ” için de bu çok tabiî sayılmalıdır. Çünkü sağ, bir şekilde gelenekten kopuk bir gelecekçilikten rahatsızlık duyar. Geleneğin hüküm sürdüğü “altın zamanlar”ı bozan en büyük gelişmelerden birisi sermâyenin-bunu ekonomi olarak da okuyabilirsiniz- , devletler karşısında kendisine alan açmış olmasıdır. Hâlbuki “altın zamanlar”da “servet” büyük ölçüde “devlet” tarafından kontrol edilebiliyordu. ana akım sağ; özellikle de paternalist olan kesimi, “devlet-servet” ilişkisini “devlet-sermâye” ilişkisine projekte etmeyi sevmiştir.

Şahsî bakışım îtibârıyla ; “sermâye-devlet” ilişkisine , bir “tepeleme” ilişkisinden çok ; mesâfe taşıyan; lâkin eş anlı olarak “rekâbet” ve “işbirliği” ihtimâllerini içeren bir etkileşim olarak bakmayı daha manâlı bulurum. Mesâfe kaçınılmaz görünüyor. Çünkü “orijinâl” olarak “devlet aklı” veyâ “siyâsal akıl”, egemenlik temelinde , tâyin edilmiş sınırlarla düşünür. Hâlbuki sermâye veyâ ekonomik akıl, kendi asimptotunda kendisini maksimize etmeyi düşünür. Yâni baştan tâyin edilmiş sınırlardan hoşlanmaz. Bu sınırların kültürelleşmesi ise yine sermâye aklının peşinen îtiraz edeceği bir husus olacaktır.

Pekiyi sermâye ile devlet nasıl uzlaşabilir? Biliyoruz ki, akılcı bürokratik işlemlerin yaygınlaşmasıyla , ekonomik akılcılığın yaygınlaşması ve kurumsallaşması arasında bir târihsel bağ mevcuttur. Merkantilizm bunun meyvaya durmasıdır. Diğer taraftan palazlanma ve krizler düşünüldüğünde nekahat devirleri sermâyenin devletlere ihtiyaç duydukları dönemlerdir. Ama , bu dengeler hep geçicidir ve asla ezelî ve ebedî bir ittifak doğurmaz. II.Genel Savaş sonrası, sermâyenin yeniden-bölüşümcü bir doğrultu kazanması devlet-sermâye ilişkisini başka bir örüntüye oturtmuştu. Devletlerin sosyalleşmesi o zamanlar için pek makbûldü. Ama sermâye, özellikle de finansal bir büyüme içine girince bu ilişkiyi feshetmekte bir lâhza tereddüt etmedi. Her yerden, devlet karşıtı söylemler yükseldi. “Sivil toplumculuk”, “daha az devlet, daha çok toplum” tekerlemeleri aslında mâliyetleri artmış sosyal devletlerin sermâyenin nazarında ne kadar da “non grata” olduğuna delâlet eder.

Dünyâ , hattâ bölge tahlillerinde basit olarak devletleri aktörleştirmek çok yanıltıcı olabilir. Maalesef genel geçer uluslararası ilişkiler yaklaşımı da budur. Hâlbuki, dikey seyreden; yukarıdan aşağıya kesen ve ayrıştıran devletlerarası ilişkileri, yatay kesen başka etkenler vardır. Bunu “ekonomi dünyâ” veyâ “sermâye dünyâ” olarak da târif edebiliriz. Ama görmek gerekir ki, sermâye de artık homojen değildir. Reel ekonomilerin ; özellikle de militer ekonomilerin aklıyla , devlet aklı örtüşüyor. Böylece reel sermâye, kendisine bir tutunum elde ediyor. Buna mukâbil ulusu, devleti, hattâ yuvası olmayan “finansal sermâye”nin ve “siber sermâye”nin cârî ve muhtemel etkileri açığa çıkıyor ve ilkiyle çelişiyor. (Siber sermâyenin karizmatik figürlerinin sigâya çekilmesi ve deyim yerindeyse burunlarının sürtülmesini unutmayalım).. Bu da târihsel durumları ve oluşları daha da karmaşık kılıyor. Keşke herşey bununla sınırlı kalsaydı. Gelin görün ki özellikle enerji alanı , özellikle de yeni kaynakların bulunmasıyla- demek ki iktisat derslerinin kıt kaynaklar varsayımı iyice yalan oldu- durumu ve ilişkileri daha da karmaşık hâle getirdi. Bunun, finansal sermâyeyi de bölen bir etki doğurduğu kanaâtini taşıyorum. En son olarak “bitcoin-dolar” kavgasını da bu bölünmeye dayandırıyorum.

Kavga, Adam Smith’i bile çok ürkütmüş olan “siyâsal ekonomiler” ile David Ricardo gibileri heyecanlandırmış olan “ekonomik siyâsetler” arasında. İlki kendisini tahkim ediyor, diğeri ise, Delueze’ün hârika tasviriyle “sızıyor”. Kavga “tahkimat” ile “sızma” arasında. Bakalım hangisi kazanacak?

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp