Para saadet getirmedi

Para saadet getirmedi


Seküler kültür birey ve toplumların yaşam alanlarını istila ederek fertlere kendilerini iyi hissettiren değerleri zayıflattı ve yapay bir mutluluk vaat etti. Fakat bu yapay mutluluk içi boş bir balondu ve insanları avutmanın ötesine geçemedi. Kendisine güç veren dinamiklerden koparılan insan, bunun yerini doldurabileceği dayanaklar aradı fakat olmadı ve ruhsal sorunlara açık hale geldi. İnsan hep arayış içinde oldu ve kendini daha iyi hissedebilmek için ruhsal sağaltıcılara koşmaya başladı. Zira kişiye kendini iyi hissettiren küçük mutluluklar, tüketilen ekmek kadar, su kadar elzemdi, insanlar geçte olsa bunun farkına vardılar ancak kaybedileni geri kazanmak sanıldığı gibi kolay değildi.

 

Bilimsel çevreler mutluluğun kişinin sahip olduğu imkanlarla değil, olaylara verdikleri anlam ve sahip oldukları değerleri ile mümkün olduğunu artık itiraf ediyorlar. Nitekim bakıyorsunuz ekonomik refah bakımından dünyanın en zengin ülkelerinde depresyon ve intihar olayları gittikçe artıyor,  savaşın yıkıcı etkileri ile mücadele eden halklar ise şükür ve sabır gibi değerlere tutunarak  yaralarını sarmaya çalışıyorlar. Savaşın göbeğinde yer alan ve mahrumiyete sürüklenen bu insanlar inançları sayesinde  kendilerine yetecek kadar mutluluk üretebiliyorlar.

 

Bilindiği üzere Finlandiya yüksek refah seviyesi ve halklarına sunduğu imkanlar yönünden bir çok insanın hayalinde yer alan bir ülke. Zira ülkenin yönetim sistemi hizmet odaklı çalışıyor ve fertler ekonomik anlamda kaygıya kapılmıyor, ihtiyaçlarının karşılanacağını bildiklerinden kendilerini güvende hissediyorlar. Devlet aileleri çocukların bakımı noktasında destekliyor, kadınlar doğum sonrası istedikleri gibi izin kullanabiliyorlar. Ekonomik koşullar insanların ihtiyaçlarına göre düzenleniyor ve insanlar geçim kaygısı taşımıyorlar.

 

Finlandiya’da halkın sahip olduğu ekonomik ve sosyal imkanlar doğal olarak fertlerin moral ve motivasyonunu olumlu yönde etkiliyor ancak  ülkede ekonomik koşulların iyileştirilmesine rağmen ruhsal sorunlar hızla  artıyor ve intihar oranı yükseliyor. Son yıllarda hayaller ülkesi Finlandiya’da yaşanan intihar olayları bilimsel çevreleri harekete geçiriyor ve artık paranın tek başına saadet getirmediğini onlar da kabul ediyorlar.

 

Refah seviyesi yüksek ülkelerde ruhsal sorunların ve intihar vakalarının artması bilimin sınırlarını zorluyor ve parayı her şeyin ölçüsü olarak gören kesimler artık farklı arayışlara yöneliyor. Ahlaki değerleri hayatın dışına iten materyalist zihniyet, insanların maruz kaldığı ruhsal sorunların asıl nedeninin inançsızlık ve  maneviyatsızlık olduğunu açıklamaktan kaçınıyor ve olaya kendilerince açıklamalar vermeye çalışıyorlar: Neymiş kuzey ülkelerinde havanın sürekli sisli ve kapalı olması, insanların ruh halini olumsuz yönde etkiliyor, depresif sorunları. intiharı tetikliyormuş. Peki  yakıcı sıcağa ve  açlığa terk edilen Afrikalının, hayatlarını sürdürebilmek için ağaç yaprakları yiyen Yemenlilerin, ateş çemberi altında yaşayan Filistinlilerin, yurtlarından sürgün edilen Suriyelilerin, şiddet, baskı ve soykırıma maruz kalan Doğu Türkistanlının… durumunu nasıl açıklayacaksınız? Bu toplumları bütün baskı ve dayatmalara rağmen ayakta tutan ve  güç veren  değerleri yok mu sayacaksınız? Mazlum halklar, topraklarını işgal eden zalimlerin karşısına inanç ve cesaretleri ile çıkıyor ve buradan güç alıyorlar. Fakat yazılı ve görsel medyada ya da bilimsel çevrelerde onların imanları ile bütünleşen dirençlerinden pek bahsedilmez, düşmüşlüklerinden, yoksulluklarından bahsedilir.

Google+ WhatsApp