Pakistan’da darbe değil hükümet değişikliği

Pakistan’da darbe değil hükümet değişikliği


Geçen hafta Pakistan’daki gelişmelerle ilgili yazımızda, ülkedeki muhalefetin verdiği güvensizlik oylamasının iptal edilmesinin ve Meclis’in feshedilmesinin hukuksuz olduğunu ve gerekçe olarak gösterilen Anayasa maddesinin çok genel bir ifade taşıdığını, iktidardaki hükümet hakkında verilen güvensizlik oylamasını zaten gündemine almış olan Meclis’in oylama yapmasını engellemeye mesnet olmadığını dile getirmiştik. 

 

Zaten bizim söz konusu yazımızın yayınladığı tarihte muhalefet partileri de verilen kararların iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştu. Mahkeme de gerek güvensizlik oylamasının iptali kararının ve gerekse Meclis’in feshinin Anayasaya aykırı olduğuna hükmederek, Meclis’in toplanıp oylamayı yapması gerektiğini bildirdi. 

 

Anayasa Mahkemesi’nin bu kararının “yargı darbesi” olarak nitelendirilmesi haksızlıktır. Çünkü bu, hukukun gereğiydi ve Anayasaya ve hukukun mantığına tamamen aykırı bir yoruma dayalı olarak verilen kararların iptali yönünde değil de geçerli sayılması yönünde karar verilmiş olsaydı bu hukuki değil tamamen siyasi bir karar olurdu. 

 

Anayasa Mahkemesi’nin kararını vermesinden sonra 9 Nisan Cumartesi günü Meclis toplandı ve 174 milletvekilinin güvensizlik yönünde oy vermesi neticesi İmran Han hükümetinin parlamentoda çoğunluğun desteğini kaybettiği ortaya çıktı ve iktidarına son verilmiş oldu. 

 

Bu bir görevden alma veya darbe değil hükümetin Meclis tarafından düşürülmesidir. Hükümeti düşüren siyasi partilerin tavırlarına, politikalarına, uygulamalarına, bağlantılarına ve planlarına yönelik eleştirilerimiz olabilir. Ama tanımı yaparken ve teşhisi koyarken her şeyi yerli yerine oturtmak gerekir. 

 

Bir hükümetin Meclis’te güvensizlik oylamasıyla düşürülmesi Pakistan’da ilk kez oluyordu ama dünyada birçok ülkede ve birçok kez vuku bulmuş bir olaydır. Bunda bazen siyasi birtakım oyunlar oynanabiliyor, ama demokratik sistemlerin buna imkân sağladığını da nazarı dikkate almak gerekir. 

 

İmran Han kendi hükümetinin düşürülmesinin ABD oyunu olduğunu söylüyor. Rakibi ve onun hükümetinin düşürülmesinden sonra iktidara geçen Şahbaz Şerif de bunun ispat edilmesi durumunda derhal istifa edeceğini söylüyor. Kimin ne kadar doğru konuştuğu konusunda kimsenin elinde kesin delil olmadığına göre kişilerin kendi iddialarından yola çıkılarak bir tarafın haklı bir tarafın suçlu çıkarılması adaletin ilkelerine uymaz. 

 

Kurulan hükümetin “ithal hükümet” olduğu söyleminin sık sık tekrar edilmesi de aslında siyasi yönden rakibini ezmek için dayanaksız konuşmanın bir örneğidir. Yeni hükümeti kuran kişi de yıllardan beri bu ülkede siyaset alanında at koşturan bir partinin lideri olduğu gibi ona güvenoyu verenler de 2018’de İmran Han hükümetini başa geçiren parlamentonun üyeleri. Biri ithal ise öbürünün yerli olduğunu söylemek mümkün olamaz. 

 

Bu arada benim siyasi açıdan hiçbir tarafa meylim olmadığını, birini destekleyip diğerine tavır koyma gibi bir tercih içinde bulunmadığımı özellikle vurgulamak istiyorum. Benim, gelişmelerde bir tarafın söylemlerinin öne çıkarılarak hukuksuz uygulamaların tezkiye edilmesini doğru bulmadığımı ortaya koymaktan başka bir amacımın olmadığını belirteyim. 

 

Ama İmran Han bulunmaz Hint kumaşıymış gibi onun iktidarının son bulmasıyla Pakistan’da her şeyin tepetaklak olacağı ön yargısıyla hareket ederek, hukuksuz uygulamalara arka çıkmaya bizi yönelten bir sebep de yok. 

 

Bu arada yeni hükümetten fazla bir şey de beklememek gerekir. Ama her ülkede olduğu gibi Pakistan’da da gerek iç ve gerekse dış politikayla ilgili birtakım temel konularda tavırlar değişmeyecektir. Türkiye’yle ilişkiler, Keşmir davasına sahip çıkılması, Afganistan’da istikrarın sağlanması vs. gibi konuları bunların arasında zikredebiliriz. 

 

Dış ilişkilerde yeni hükümetin biraz daha denge politikası üzere hareket edeceği yorumlarda dile getiriliyor. Batı kulübüne yakın durduğu iddiaları öne çıksa da Çin’le ilişkilerini önemsediğini yolun başında belli etmesi de bunu gösteriyor.

Google+ WhatsApp