Özgenç’in ağzından, İş Bankası’ndaki CHP hisseleri yolsuzluğu!

Özgenç’in ağzından, İş Bankası’ndaki CHP hisseleri yolsuzluğu!


ürk Ceza Kanunu 2004 yılında silbaştan yeniden yazılırken, en önemli aktörlerden birisi de, Prof.Dr. İzzet Özgenç’ti.

Aslında AK Parti çizgisinde bir hukukçu olmasına rağmen..

Bu çizgide olduğu için, 28 Şubat sürecinde hakettiği profesörlüğü kendisine verilmemiş olmasına rağmen..

AK Parti iktidarındaki profesörlüğü de, atandığı bürokratik kadrolar da, kendisini tatmin etmedi ki..

Şimdi birçok benzeri gibi, o da savrulma yaşamış durumda.

Anayasa Mahkemesi ekseninde yaşanan son tartışmada, o da “Çorbada benim de tuzum olsun” babından, yerel mahkemeyi eleştirip, Anayasa Mahkemesi’ni göklere çıkartıyor.

Oysa günlerdir tartışılan konuda, ilk cevaplanması gereken soru şu idi: “Enis Berberoğlu’nun yargılanması sırasında dokunulmazlığı kaldırıldıktan sonra, tekrar milletvekili seçilince, Anayasa’daki geçici madde de diikkate alındığında, yargılanmasına devam edilmesi için tekrar dokunulmazlığının kaldırılmasına gerek var mıdır?”

Öyle ya..

Bu iş, çocuk oyuncağı değil..

“Milletvekili dokunulmazlığı var” diyorsunuz.

Yargılanabilmesi için, TBMM’de oylama yapılıyor.

“Yargılansın” deniyor.

Kim diyor?

TBMM..

Yani, milletin temsilcisi konumundaki makam.. Yani millet..

Yargılama başlıyor..

Bu arada bir seçim dönemi geliyor..

Enis Berberoğlu aday oluyor, bir daha milletvekili seçiliyor.

Bu arada, beyefendinin yargılanması bitmemiş.

Yeniden milletvekili seçilince, dokunulmazlığı bir daha mı kaldırılacak?

Kafaları karıştırmak isteyenler..

İlgili ilgisiz konularda AK Parti iktidarını suçlamak isteyenler..

Küçük küçük sorunları devasa ihtilaf haline getirmek isteyenler..

“Evet, bir daha TBMM’nin, dokunulmazlığı kaldırması gerekir” diyorlar.

Peki önceki “TBMM kararı” ne oldu?

“Çöp oldu” diyorlar.

“TBMM’nin kararı”na “Çöp oldu” diyenler..

Sıra “Anayasa Mahkemesi kararı”na gelince..

Bir saygı, bir hürmet, bir tabulaştırma ki, sormayın gitsin.

“Anayasa Mahkemesi kararları, tüm yargı organlarını, yasama organını vesair herkesi bağlar”mış..

Affedersiniz, “TBMM kararları” kimseyi bağlamıyor mu?

TBMM kararları, bir işe yaramıyor mu?

Onu kimsenin dikkate almasına gerek yok mu?

Yargılama yapmak için, ayda bir TBMM’nin yeni bir karar alması mı gerekiyor?

“Eski kararın hükmü kalkmıştır, bir daha dokunulmazlığın kaldırılmasına” demesi mi gerekiyor?

Neresinden bakarsanız bakınız..

Siyasi duruşunuza göre konum belirlediğiniz bir ihtilafla karşı karşıyayız..

Bunun bilincinde olarak, “Yerel mahkemenin yaptığı yanlış diye düşünüyorum” şeklinde, saygıyı da elden bırakmayan açıklamalar yapılsa..

“Konu hukuk.. O yönde de görüş olur, bu yönde de” deyip geçeceğiz.

Ama “Bu bir isyandır, yargı bağımsızlığı bitmiştir” türünden açıklamalar gelince..

Bize de sormak düşüyor:

“Ne yani, Anayasa Mahkemesi’nin yaptığı, TBMM kararına karşı isyan değil de, yerel mahkemenin aldığı karar mı, Anayasa Mahkemesi’ne isyan?”

Öyle ya.. TBMM, dokunulmazlığın kaldırılmasına bir defa karar vermiş..

Aynı dosya için, 30 defa aynı kararı tekrarlayacak hali yok..

Eğer Anayasa Mahkemesi, “Bir karar yetmez, bir daha karar vermeliler” diyorsa..

Bunu açık bir anayasal düzenlemeye dayandırmak zorunda..

Dayandıramadığı halde, “Dokunulmazlığın kaldırılması sona ermiştir” diyorsa..

Açık söyleyelim, TBMM’yi takmıyorsa.. Yerel mahkeme de onu takmaz.. 

Anayasa Mahkemesi, TBMM’yi takmıyorsa, yerel mahkeme de Anayasa Mahkemesi’ni takmaz, ödeşmiş olurlar..

Enis Berberoğlu konusunu böylece özetledikten sonra..

İzzet Bey’in dikkatimi çeken bir aktarımını daha, sizlere hatırlatmak istiyorum..

Buyrun, hangisi daha büyük bir sorun, siz söyleyin.

Hangisi daha büyük bir skandal, siz takdir edin.

Prof. İzzet Özgenç’in, Taha Akyol’a verdiği röportajdan bire bir aktarıyorum:

“1990’lı yıllardan bir örnek vermek isterim. Türkiye İş Bankası’nın hisselerinin bir kısmının mülkiyeti bir siyasi partiye aittir.”

İzzet Bey, polemiğe girmemek için, isim vermemiş.

O parti, CHP oluyor..

Devam ediyoruz, İzzet Bey’in anlatımına:

“Bu bankanın ve önemli ekonomik büyüklüklere sahip çok sayıda iştiraki olan şirketlerin yönetiminde bu siyasi partinin etkinliği ve bu durumun ilgili siyasi partiye sağladığı avantaj, göz ardı edilemez. Oysa bu durum, Anayasaya (m. 69, f. 2) ve demokratik ilkelere aykırıdır. Bu siyasi partinin sahip bulunduğu hisseler kamu malına dönüştürülmesine rağmen, 1990’lı yıllarda Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılan bir davada mahkeme bu hisselerin davacı siyasi partiye iadesine karar vermiştir. Bu kararı veren hakim, bilahare, emekliye ayrıldıktan sonra, bu siyasi parti kontenjanından Türkiye İş Bankası Yönetim Kurulu Üyesi olarak atanmıştır.”

Nokta..

Şimdi, AK Parti aleyhine onlarca gazete sayfasında aktardığınız, onlarca saat televizyon ekranlarında dillendirdiğiniz yolsuzluk isnatlı palavra anlatımlarınızın hepsindeki suçlamalarınızı toplayın.

CHP’nin İş Bankası hisseleri üzerinden yaptığı bu katrilyonluk yolsuzluğu ile kıyaslayın.

Düşünebiliyor musunuz..

Bir hakim, mahkemesinde açılan davada, CHP lehine karar veriyor..

İzzet Bey atlamış ama..

Ben orasını tamamlayayım..

Bu karar sonrasında, CHP çizgisindeki HSYK üyeleri tarafından Yargıtay üyeliği ile ödüllendiriliyor..

Yetmiyor..

Yargıtay’da da, 4. Hukuk Dairesi’nde görev verilerek, CHP’nin/CHP’lilerin onlarca davası olan manevi tazminat davalarında kendisinin CHP’liler lehine kullandığı oylardan yararlanılıyor..

Yargıtay’dan emekli olunca da, CHP’den tekrar taltif geliyor: “Türkiye İş Bankası Yönetimi Kurulu üyeliğine atanmasına.” 

Şimdi söyler misiniz, yerel mahkemenin Anayasa Mahkemesi kararına  karşı “Yeniden yargılama yapılmasına gerek yoktur” demesi, bu yolsuzluğun karşısında, kaç kuruşluk iştir?

Kaç kuruş?

Google+ WhatsApp