Övünmeyi, dövünmeyi bırakalım da!

Övünmeyi, dövünmeyi bırakalım da!


Övünmeyi, dövünmeyi bırakalım da!

 

 

Şöyle oldu, böyle oldu, Şöyle oluyor, böyle oluyor, Şöyle olacak, böyle olacak.. Tamam, oldu, oluyor, olacak. Bu dün de böyleydi, bugün de böyle. Yarın da böyle olacak. Hz. Adem zamanında, Hz. Nuh zamanında, Hz. İbrahim zamanında da bu işler böyle idi. Hz. Peygamber zamanında da böyle idi. Hz. Ali zamanında neler olduğunu biliyorsunuz.

Rüşvetmiş! Fuzuli ne zaman yaşadı. 1483-1556. Tamam. Fatih (1432-1481) 49 yaşında vefat ettikten 2 yıl sonra doğmuş. Kanuni’nin doğumu 1494, vefatı 1566. 1520’de tahta geçmiş. Fatih’ten sonra 8. Padişah 2. Bayazıt  var. Ardından Yavuz Sultan Selim geldi ve kısa süre tahtta kaldı (1512-1520). Kanuni 1520’de tahta çıktı 1566’da vefat etti.

Peki Fuzuli “Şikayetname”sini ne zaman yazdı? 1534’de Bağdat’ın fethi gerçekleşti, Fuzuli Şikayetnamesini 1535’de yazdı. Yani Kanuninin padişahlığının 14. yılında. Yani fetihten 82 sene sonra. Yani Fatih’in vefatından 54 sene sonra. Ne diyor Fuzuli Şikayetname’sinde: Selam verdüm, rüşvet degüldür deyü almadılar, hüküm gösterdüm, faidesüzdür deyü mültefit olmadılar. Egerçi görünürde itaat eder gibi davrandılar, amma hâl diliyle bütün suâlüme cevap verdiler. Dedüm: “Ey arkadaşlar bu ne hatalı iş ve bu ne çin-i ebrudur? Dediler: “Bizim devamlı âdetümüz budur.”

Dedüm: “Benim riâyetimi gerekli görmüşler ve bana tekâüd berâtı vermişler ki evkaftan her zaman nasipleneyim ve pâdişâha gönül rahatlığıyla dua kılam.” Dediler: “Ey miskin sana zulmetmişler ve sana gidiş geliş sermayesi vermişler ki, sürekli bî-fâide mücadele edesin ve uğursuz yüzler görüb sert sözler işitesin.”

Dedüm: “Berâtumun gereği niçün yerine gelmez?”. Dediler: “Zevâiddür, husulü mümkün olmaz.”

Dedüm: “Böyle evkaf zevâidsüz olur mı?”. Dediler: “Âstânenin zarurî masraflarından fazla kalursa bizden kalır mu?” Dedüm: “Vakıf malını fazlaca kullanmak vebâldür.” Dediler: “Akçemizle satın almışuz, bize helâldür.”

Dedüm: “Hisâba alsalar tuttuğunuz bu yolun fesadı bulunur.” Dediler: “Bu hesâb, kıyamette alınur.”

Dedüm: “Dünyada dahi hesap olur; zîrâ haberin işitmişüz.” Dediler: “Andan dahi korkumuz yokdur, kâtibleri razı etmişüz.” “Gördüm ki soruma cevâbdan başka nesne vermezler ve bu berât ile ihtiyacımı gidermezler, çaresiz mücadeleyi terk kıldum ve ümitsiz ve mahrum bir şekilde kuşe-i uzletime çekildüm.”

Fuzuli “İzzet-i ikbal ile bab-ı hükümet”ten çekilen ilk kişi değildir. Elbette Hz. Ömer gibi “İzzet-i İkbal ile” yoluna devam edenler de vardır. Mesela Harun-u Reşid gibi.

“Oligarşik bürokrasi”nin o gün yediği haltı görür müsünüz. Fuzuli gibi bir adamı nasıl aşağıladıklarını.

Dün de birileri servet ve makam sahibi olunca, ısırıcı melikler döneminde, Hz. Ali’nin Malik b. Eştere gönderdiği mektupu görmezden gelip, Ebu Zer’i ve ailesini açlıktan ölüme terk etmediler mi?

İmam-ı Azam Ebu Hanife’yi dövdürerek öldüren “Hilafeti gasb eden” biri değil mi idi?

A dostlar, hadsizlik etmeyelim. Bu devranın sahibi biz değiliz. Dinin sahibi dinini korur, bize muhtaç değil. Biz Allah’ın rızasına muhtacız. Hz. Peygamber vefat edince ne oldu? Ya da Hz. Ali dönemini hatırlayın. Hz. Yakub’un evinde olanları.. Fuzuli ne diyordu: “Dost bivefa, felek birahm, devran bi-sukün. Dert çok, hemdert yok, düşman kavi, tali’ zebun”. Bugünün diliyle yineleyelim: “Dost vefasız, dünya acımasız, dönem huzursuz, dert çok”

Baki (1526-1600) “Ey gönül / Erkanı devlet içre hemet kalmadı / Kimden umarsın kerem / Ehli muruvvet kalmadı / Nefsi nefsine oldu alim / Cümlesi hayretdir / Kimseden kimseye / Hiç derman ve takat kalmadı” diye şikayet ediyor. Lale devrinin şairi Nedim’dir. (1681-1730) Sultan 3. Ahmet zamanı. Nedim Damat İbrahim Paşa’nın yakın arkadaşıdır.

Bir safa bahşedelim gel şu dil-i nâ-şâda

Gidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’a

İşte üç çifte kayık iskelede âmâde

Gidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’a

Gülelim, oynayalım kâm alalım dünyâdan

Mâ-i tesnîm içelim çeşme-i nev-peydâdan

Görelim âb-ı hayât aktığın ejderhâdan

Gidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’a

Geh varıp havz kenarında hırâmân olalım

Geh gelip kasr-ı cinan seyrine hayran olalım

Gâh şarkı okuyup, gâh gazel-hân olalım

Gidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’a

İzn alıp cum’a namazına deyü mâderden

Bir gün uğrılıyalım çerh-i sitem-perverden

Dolaşıp iskeleye doğru nihan yollardan

Gidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’a

Bir sen-ü bir ben-ü bir mutrıb-ı pâkîze-edâ

İznin olursa eğer bir de Nedîm-i şeydâ

Gayrı yârânı bu günlük edip ey şûh feda

Gidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’a

Osmanlı devleti 1299’da Ertuğrul’un oğlu Osman Gazi (Doğumu 1258, Vefatı:1 Ağustos 1326) tarafından bağımsız bir beylik olarak kuruldu. 1281 yılında Ertuğrul Gazi vefat edince onun yerine bey oldu. 1281’den Fatih’e 1453’e Beylikler dönemi idi. Fatih İlk olarak 1444-46 yılları arasında kısa bir dönem, daha sonra 1451›den 1481 yılında ölümüne kadar 30 yıl boyunca hüküm sürdü. 1453-1520 Osmanlı devletinin imparatorluğa dönüşme sürecidir.  1520’den 1700’e kadar 200 yıllık dönem yükseliş dönemidir. Osmanlı 1718 yılında Avusturya ile imzalanan Pasarofça Antlaşması ile başlayıp, 1730 yılındaki Patrona Halil İsyanı ile sona eren döneme Lale devri diyoruz. Lale devri aslında yabancılaşma, sapmadır. Bu süreç etkilerini 100 yıl kadar devam ettirdikten sonra 1839 yılında Tanzimât Fermânı olarak bilinen Gülhane Hatt-ı humayun’un okunmasıyla başlayan, açıklık ve yeniden yapılanma, modernleşme, batılılaşma, asrileşme döneminin adıdır.  Bu dönemin de ardından 1889 yılında batılıların desteği ile siyasi bir hareket olarak  kurulan “Birlik ve İlerleme” anlamına gelen İttihat Terakki, Osmanlı İmparatorluğu’nda İkinci Meşrutiyet’in ilânına önayak olup 1908-1918 yılları arasında devlet yönetimine egemen oldu. Mondros mütarekesi ile de imparatorluk tasfiye oldu. İttihat Terakkinin siyasi kanadı da daha sonra CHP ile cumhuriyet döneminde varlık ve etkisini, önce tek parti, daha sonra da darbelerle sürdürdü.

Demem o ki, tek bir Osmanlı da yok. Tarihle övünmeyi, dövünmeyi bırakalım. Bugünler de gelecekte tarih olacak. Değişen fazla bir şey yok. Kanuni zamanında da rüşvetçiler, ahlaksızlar vardı, bugün de. Böyle olmayacaksa nasıl birileri cennete gidecek, birileri nasıl cehenneme gidecek. Bu ahlaksızların canı cehenneme. Biz işimize bakalım. Bizi gören, duyan, bilen, hüküm sahibi bir Allah var. Ha! Bu arada siviller de siyasilerden STK’lar da bürokratlardan daha namuslu değil. Birbirimize çok benziyoruz. Unutmayalım ki, biz kendimizi değiştirmeden Allah bizim hakkımızdaki hükmünü değiştirmeyecektir. Selâm ve dua ile. 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp