Ötekinin penceresinden bakabilmek

Ötekinin penceresinden bakabilmek


İslam, beşeri ilişkileri hakkaniyet ekseninde temellendirmiştir. Kişiler arası ilişkilerde merkezi bir noktada değerlendirilen kul hakkı yememek iyiliğin, adaletin, şefkat ve merhametin hayata taşınmasına yardımcı olur. İnsani ilişkilerin hakkaniyet çizgisinden uzaklaşması ise şiddet ve nefretin yayılmasına neden olur.

 

Günümüzde sözde insan haklarını korumaya yönelik olarak kurulan birçok kurum ve kuruluş var. Ancak buna rağmen hakları gasp edilmiş masum ve mazlumların “ah” sesleri bir türlü dinmiyor. Zira bu kurumlar ancak küresel zorbaların işaret ettiği kişi ya da kuruluşların haklarını dikkate alıyorlar. İslam’ın merkezi bir noktada değerlendirdiği “kul hakkı”  kavramı ise ilahi bir içeriğe sahiptir ve  bu yanlı kuruluşlardan tamamıyla farklıdır. İslam düşünce ve inancı, etnik yapısı, doğup büyüdüğü coğrafya ne olursa olsun hakkın sahibine iade edilmesini emreder. Bu yönüyle kul hakkı mutlak bir adalete tabidir.

 

İslam kültürü din, dil, ırk, siyasi anlayış gözetmeksizin bütün insanların haklarının korunmasını esas alır. Allah’ın Resulü, “Üzerinde kul hakkı olan ölmeden önce ödeyip helalleşsin” buyurur ve bu hususun önemine vurgu yapar.

 

İnsanın varoluş nedeni kulluktur, yani kemalata ulaşmak ve ebedi saadete hak kazanabilmektir. Ebedi saadete hak kazanabilmek için ise iman, teslimiyet ve hakkaniyet gibi asli değerlere sımsıkı tutunmak gerekir. Beşer olmaktan kaynaklanan zayıflık, unutkanlık ve zaafların etkisinde kalıp başkalarının haklarına zarar getirmiş olabiliriz ancak böyle durumlarda vakit kaybetmeden harekete geçip hatayı telafi etmek zorundayız.

 

Hakkaniyet noktasındaki hassasiyetimizi koruyabilmek için ilk evvela üzerimizdeki bencillik elbisesini çıkarmamız ve olaylara biz odaklı bir pencereden bakabilmemiz gerekir. Yani bir eylemi gerçekleştirirken bunun kendimiz için ve karşı taraf için hangi fayda ya da zararlara sebep olabileceğini hesaba katmak zorundayız. Son günlerde bütün dünyada en yetkili kişiler, fertlere çağrıda bulunup, “Evlerinizden çıkmayın, yoksa öldürücü virüsün bulaşmasını hızlandırabilir ve hem kendinize hem de diğer insanlara zarar vermiş olabilirsiniz” diye uyarıda bulunmaktalar. Ancak insanlarımız bu çağrılara kulak asmayıp sokaklarda boy göstermeye devam ediyorlar. Bu bir kul hakkıdır. Zira virüs sokaklara taşan insanlar tarafından diğerlerine de bulaştırılacak ve bu kişiler hastalığın yükünü taşımak zorunda kalacaklardır.

 

Salgın hastalıkta dışarı çıkıp hastalığın bulaşmasına neden olan kişiler İslam’ın öngördüğü biz duygusuna geçiş yapamayan, bencil ve duyarsız kişiler olarak yaşamaya devam ediyorlar. Oysa yaşamakta olduğumuz dünya hepimiz için müşterek imkânlar barındırmaktadır bizler bu imkânları doğru şekilde kullanmalı ve birbirimizin haklarını gasp etmemeye özen göstermeliyiz.

 

Uzmanlar, yaşlıların koronavirüsün birinci derecede mağdurları arasında yer aldığını söylüyor ve yaşlılara dışarı çıkmamalarını tavsiye ediyorlar. Ancak yaşlı bireyler bu çağrılara aldırmayıp sokaklarda boy göstermeye devam ediyorlar. Yaşını başını almış kişilerin bu tavırları ihlal edilmiş bir kul hakkıdır ve gerekli önlemler alınmalıdır. Yaşlı bireylerin peşine takılan ve onların durumunu mizah konusu yapan şımarık gençlerin tavırları ise anlaşılır gibi değil. Bütün dünyada ağır kayıplar ve yaslar devam ederken bizim şımarık çocuklar yaşlı ebeveynlerinin peşine takılmış kendilerine eğlence arıyorlar. Bu görüntüleri çeken gençlerin durumunu değerlendirirken sadece onları değil onların vicdani duyarlılığını harekete geçiremeyen, fıtratlarında mevcut olan şefkat ve merhamet filizlerini yeşertemeyen aileyi ve eğitimcileri de sorumlu tutuyoruz. Çocuklarımıza önce insan olmayı öğretmeliyiz öyle değil mi?

Google+ WhatsApp