Osmanlı’da kadın önderler-2

Osmanlı’da kadın önderler-2


Osmanlı’da kadın önderler-2

 

 

İnsanoğlunun ve İslâm Dini’nin başlangıcında nasıl kadın önderler (Hz. Havva ve Hz. Hatice) varsa, ilk Müslüman-Türk unsurların Anadolu’ya girişinde de kadın önderler vardır. 

Âşık Paşa-zâde’nin “Bâciyân-ı Rûm” olarak isimlendirdiği bu teşkilât üzerine ilk kez Alman müsteşrik (oryantalist) Franz Taeschner durmuştur, ancak o günün toplumsal yapısında kadınların böyle bir teşkilât kurmuş olabileceklerine ihtimal vermediği için, Âşık Paşa- zâde’nin yanıldığını yahut bir istinsah (alıntı) hatası yaptığını düşünmüştür

Ona göre, Paşa- zâde, “Hâciyân-ı Rûm” (Anadolu Hacıları) veya “Bahşıyân-ı Rûm” (Anadolu Sihirbazları veya Ruhanîleri) yazacakken, bir istinsah hatası sonucu “Bâcıyân-ı Rûm” yazmıştır. 

Ancak bunların olabilmesi için, o devirde Anadolu’da “Hacı” olmuş Türkmenlerin “Hacıyân-ı Rum” isimli bir örgüt kurmaları veya eski Türklerde kendilerine “Bahşı” denilen sihirbazların örgütlenmiş olmaları gerekir.

Tabii bu mümkün değildir. 

Nitekim tarihçi Prof. Fuad Köprülü, Âşık Paşa-zâde’nin “Bâciyân-ı Rûm” olarak adlandırdığı kadın teşkilâtı hakkında olabildiğince kapsamlı bir çalışma yapmış, bu çalışmanın sonunda Frans Taeschner’in öne sürdüğü iddiaların geçerli olamayacağını hükme bağlamış, “Bâciyan-ı Rûm”un, “Silâhlı ve savaşçı kadınların kurduğu bir teşkilât” olma ihtimalini tarihçinin dikkatine sunmuştur.

Ancak Fuad Köprülü bu teşkilâtın mahiyeti ve çalışmaları hakkında çok açık bilgiler vermemektedir. 

Orhan Gazi zamanında Anadolu’nun birçok yöresinde Türkmenler arasında bulunup gözlem yapmış, özellikle de Türkmen hanımların çeşitli alanlardaki faaliyetlerine şahit olmuş olan meşhur Mağribli gezgin İbn Battuta ise “tarikat”çerçeveli kadın oluşumlarından söz etmektedir.

Ayrıca Niğdeli Kadı Ahmed 1340 yılında tamamladığı “el-Veledü’ş-Şefik” adlı eserinde Niğde dolaylarında Taptuklu Türkmen dervişlerin hanımlarının faaliyetlerini kaydetmektedir.

Meşhur Süryani tarihçi Malatyalı Ebu’l-Ferec (Gregory) de bir münasebetle bu “Bâciyan-ı Rûm”dan bahsetmiştir. 

Mevlevî yazar Ahmed Eflâkî de, keza, eserinin bir yerinde Konya’daki bir kadınlar cemaatından söz etmiştir… 

Bacılar Teşkilâtı’nın faaliyetlerine dair başka bir bilgiyi “Menâkıb-ı Evhadü’d-din-i Kirmânî”de buluyoruz. Bir görüşe göre, hanımlar arası bu teşkilât, önceleri “Fakiregân” diye anılıyordu. Ancak teşkilâta mensup olan genç kız ve kadınlar birbirine “Bacı” diye hitap ettikleri için, kadın ve kızların meydana getirdikleri teşkilâta daha yaygın olarak “Bâciyân” (Bacılar) denmeye başlanmıştır…

Şimdiki bilgilerimize göre bu tabiri ilk olarak kullanan da Âşık Paşa-zade’dir.

Bendeniz, Kayı Aşireti’nin (Osmanlı Devleti’ni kuran aşiret) Anadolu’ya gelişini anlatan “Merhaba Söğüt” (Kültür Bakanlığı Yayınları ve Nesil Yayınları, 0212 551 32 25) isimli kitabımı kaleme alırken, Türkmen kadınlarının, erkeklerin yanı sıra örgütlendiklerini, hattâ “Bey Ana”, “Bacı Bey”, “Gazi Ana” gibi unvanlarla (rütbeler) komutanlık yaptıklarını görmüş, doğrusunu isterseniz, beklemediğim bu durum karşısında hayretler içinde kalmıştım.

Bugünkü İslâm dünyasında kadının yerini hatırlarsak, konu daha da ilginç bir hal alıyor. 1867 tarihli bir fermanın getirdiği şu yasağa bakar mısınız?

“Kadınlar yalnız ve ancak Sultan Ahmed, Lâleli ve Şehzadebaşı camilerine gidebilecek, bunlar dışında hiçbir büyük camiye gidemeyeceklerdir...” (Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, s. 282-283).

Nereden nereye!.. 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp