Osmanlı ve azınlıklar

Osmanlı ve azınlıklar


Bildiğiniz üzere, Osmanlı Devleti çok uluslu ve çok kültürlü, emperyalist olmayan bir imparatorluktu. Farklı dinleri, dilleri, ırkları barış içinde bünyesinde yaşatırdı. Azınlıkları ne kendisi ezerdi, ne de birbirlerine ezdirirdi. Şefkatle yaklaşır, adâletle hükmederdi. O kadar ki, Osmanlı asırlarının ilk zamanlarında, farklı dinlere mensup aileler aynı mahallelerde oturur, birbirleriyle komşuluk yaparlardı.

Önce bölgeler ayrıldı. Farklı ırklar, farklı bölgelere yerleşti. Meselâ İç Balat›ta nüfusun büyük çoğunluğunu Yahudiler oluştururdu. Dış Balat›ta ise Edirnekapı ve Draman›a doğru Türkler, Fener›e doğru Rumlar, iki kilisenin arasında kalan bölgede ise Ermeniler otururdu. Bölgede çok az sayıda da Acem, Arnavut ve Bulgar vardı. Ermenilerin bir bölümü de Samatya ve Kumkapı civarında ikâmet ederlerdi. Sefardim kolundan gelen Yahudiler, Fatih Sultan Mehmed’in oğlu, Sultan İkinci Bayezıd’ın davetiyle Onbeşinci Yüzyıl İspanya›sından İstanbul’a geldiklerinde Balat›a yerleştirildiler. İstanbul›un öbür Yahudi semtleri Hasköy ve Ortaköy›dü. Yahudiler Hasköy’e, Onyedinci Yüzyılda, Eminönü›ne Yenicami yapılacağı zaman aktarıldılar. 

Karaim Yahudileri ise Bizans döneminden beri Eminönü ve Karaköy’de (Karai Köy) oturuyorlardı (İstanbul›da ilk apartmanları da Karaim Yahudileri yapmıştır). Çingeneler ise çoğunlukla Sulukule’yi mekân tutmuşlardı. Galata’da, fetih öncesinden kalma bir Ceneviz kolonisi vardı. 

Bugün “Beyoğlu” olarak bilinen Pera, varlıklı Rumların, Ermenilerin ve Levantenlerin mekânıydı. Zaman içinde Yahudiler de Pera’ya yerleştiler. Müslüman nüfus yok denecek kadar azdı.

Osmanlı mozaiğinin belli başlı öğeleri olan bu insanlar asırlar boyunca barış içinde yaşadılar, birbirleriyle hem alışveriş, hem de komşuluk yaptılar. 

Ramazanlarda ve özellikle mübarek gecelerinde gayrimüslim komşular pişirdiklerinden Müslüman komşularına da verir, Müslümanlar gayrimüslim komşularının mutfağında pişen lezzetli yemekleri hiç tereddüt etmeden afiyetle yerlerdi.

Çünkü gayrimüslim komşuların dini anlayışı, Müslüman’ın haram saydığı yiyecekleri ikram etmeye engeldi. Bu konuda sessiz yüreklerde mühürlenen bir anlaşma var gibiydi.

Buna karşılık Müslümanlar da gayrimüslim komşularının kutsal günlerini tebrik etmeyi görev sayarlardı. Asla kimse kimsenin inancına kem söz söylemez, kimse kimsenin kıyafetine yan göz bakmazdı. Bu yaklaşım bir anlamda Fatih Fermanı’nın gereğiydi: “Kimse kimseye yan göz bakmayacak, kem söz söylemeyecektir.”

Teofania ve Paskalya öncesi oruç sırasında aşure pişirilip dağıtılırdı. Paskalya orucu öncesinde, dört haftalık karnaval süresince İstanbullu Rum hanımlar konuklarına ikram etmek için şuruplu tatlılar, baklava, revani, kaymaklı ekmek kadayıfı, vişne reçeli sürülmüş kızarmış ekmek dilimleri, irmik helvası gibi yiyecekler hazırlarlardı. Paskalya günlerinde pastanelerin vitrinlerini süsleyen Paskalya çörekleri ve renkli yumurtalar inançlar arası toleransın simgeleriydi.

Peki, bu karşılıklı anlayış içinde birlikte yaşama dünyamız nasıl yıkıldı? 

Bunu pazartesi konuşalım inşallah…

Google+ WhatsApp