Osmanlı Uleması ve Türkiye Cumhuriyeti

Osmanlı Uleması ve Türkiye Cumhuriyeti


Amit Bein sekiz bölüm halinde işlediği kitabında ne mi anlatıyor? Özetle şunu: Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne geçerken öncelikle ‘ulema’ kavramı ve kavramın delalet ettiği müesseseye yönelik yapılan her şey.

Osmanlı Uleması ve Türkiye Cumhuriyeti

Hayatta hiçbir şeyin tesadüfi olmadığına inananlardanım. Hele de ictimaî ve siyasi hadiseler söz konusuysa… Yani bir toplum bir yerlerden alınıp bir başka yerlere ikame ediliyorsa… Bir ümmet baştan aşağı bütün akidesini, davranış biçimlerini, uğruna canını feda ettiği değerlerini baştan sona elden geçiriyor, kendisine yepyeni bir kimlik çıkartıyorsa… Bir ümmet ümmet olmaktan topluma, millet olmaktan ulusa, darul İslam olmaktan darul riddeye dönüşüyorsa… Ümmetin fertleri bireyleşiyor, kadını bayanlaşıyor, adamı baylaşıyorsa… Saymakla bitecek gibi değil. Bütün bunların hangisi tesadüfle izah olunabilir?

Amit Bein’in Osmanlı Uleması ve Türkiye Cumhuriyeti kitabını (Kitap yayınevi, İst-2013) okuyunca bu kanaatlerim daha da pekişti. Kitabın yayınevi, mütercimi ve editörüne ne kadar teşekkür etsek az ki(!), yazarın hiç değilse “Clemson Üniversitesi öğretim üyesi” olduğu notunu bari esirgememişler. Aksi takdirde belki Amit Bein’in uzaylı olduğunu bile düşünebilirdik. Şunu söyleyebilirim ki, yazar böylesine zor bir konuyu çok iyi çalışmış, hakkını vermiş; hem de insafı ve adaleti de bir kenara bırakmadan.

Amit Bein sekiz bölüm halinde işlediği kitabında ne mi anlatıyor? Özetle şunu: Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne geçerken öncelikle ‘ulema’ kavramı ve kavramın delalet ettiği müesseseye yönelik yapılan her şey. Öncelikle ulemanın İslam ümmeti nezdindeki konumunun sarsılması gerekiyordu. Padişahtan/saltanattan önce ulema tahtından indirilmeliydi. Ulemanın ve ilmin saygınlığı (otoritesi) sıfırlanmalıydı. Hilafetiyle, saltanatıyla, şu veya bu düzeydeki ‘Şeriatıyla’ bir büyük toplumun feshedilip, yerine, batının herhangi bir ülkesinin yeniden üretimi demek olan yeni bir dünya kurulması, İttihat ve Terakki öncülüğünde ulemaya karşı başlatılan savaşın büyüteç altına alınmış halidir diyebiliriz.

Amit Bein elbette bu cümlelerle anlatmıyor olayı, onun anlattıklarından çıkarımlarımızdır bunlar.

Ulema sınıfının itibarının yerle yeksan edilmesi için öncelikle batıdaki ruhban sınıfıyla özdeşleştirilmesi gerekiyordu. Reformun mutedil ve fanatik taraftarları, büyük değişimin bilincinde olmayarak, adeta bir devri bitirmek için bütün vüsatleriyle çalışan İttihat ve Terakki ve bileşenlerinin değirmenlerine su taşımışlar. Mustafa Sabri Efendi gibi sert muhalif isimler varsa da onların mücadelesinin de her bakımdan kusursuz ve nebevî yönteme tam uygun olduğunu söylemek pek mümkün görünmemektedir.

Amit Bein’in kitabından anlaşılan o ki, siyasi bilinç konusunda yüz yılı aşkın süre zarfında çok fazla bir şey değişmemiş. İdare-i maslahatçılarımız, ne şiş yansın ne de kebap ilkesince(!) hareket edenlerimiz, kifayetsiz muhterislerimiz, en önemlisi de iktidar kadrosunun siyasi eğilim ve kafa yapısına kendilerini ‘arka teker’ yapanlarımız; sanki geçmişteki tiyatro aynen yeniden sahnelenmektedir.

Bu arada belirtmek gerekir ki, Osmanlı ülkesi üzerine yapılan kapsamlı çalışmanın öncelikle ulema zümresi üzerinden yürütülmüş olması, ulemadaki zaafları, ilim namına ne kadar değersiz/sıradan şeylerle iştigal ettikleri gerçeğini örtbas etmemektedir. Şayet, “ulema da zaten çürümüştü” diye söze başlıyorsak, hesapta var olan zokayı biz de yutmuşuz demektir. Ulemanın asırlardır İslam ümmetine öncülük edemediği doğrudur fakat bu tespit, batının ve içerdeki uzantılarının ulema üzerindeki şerre mukarin olan hesap-kitaplarını hayır yapmaz. İslam ümmetini yeniden diriltecek olan ilimdir. Bizim dinimiz ilmi imanla eş değerde görür. Yeniden diriliş için yeniden ilme bismillah demek gerekiyor fakat ilim derken de ilme benzetilmiş hurafelere, bizi daha baştan uçuruma götürecek tuzaklara da sarılmamak gerekiyor.

(Venhar)

Google+ WhatsApp