Osmanlı tokadı

Osmanlı tokadı


Osmanlı tokadı

 

 

Önce, “gözünün üstünde kaşın var” denemeyen İsrail’e “one minute” (van minüt)…

Sonra herkesin bilip de hiç kimsenin dillendirmediği bir adaletsizliğin ifadesi:

“Dünya beşten büyüktür!” 

Nihayet üçyüz yıldır devam edip giden “Düvel-i muazzama” (büyük Avrupa devletleri) korkusunun yerle bir edilmesiyle “Avrupa ne der?” sendromunu aşan “Kim ne derse desin!” çıkışı…

Ve “Bizi vururlarsa agresif karşılık veririz” diyen ABD’li Korgeneral Paul E. Funk’a verilen o şahane cevap:  

“Osmanlı tokadı yememiş oldukları çok açık!” 

Peki, nedir bu “Osmanlı tokadı?”

Osmanlı askeri teşkilâtında “Akıncı” denilen sınıfı çoğumuz biliriz, ama başka bir sınıf var ki, onu sadece tarih meraklıları bilir…

Bu sınıfa “Deliler”, subaylarına ise “Delibaşı” denirdi (ama halk bunu değiştirip “Delibaş” şekline getirmişti).

Deliler, serhatlerde, yani sınır boylarında görev yapan ve “Serhatkulu” denilen askeri sınıfın içindeki bir oluşumdu. Ağır silah taşımaz, ok ve kılıçla savaşırlardı.

Hepsi de çok iyi silâhşor, çok iyi nişancı ve çok iyi binici idi. Atını doludizgin sürerken, gemi ağızlarına alır, o şekilde ok atar, attıklarını da vururlardı…

Her biri canını her an feda etmeye hazır serdengeçtilerdi. Bu yüzden her isteyen “Deli” olamaz, sadece helâl süt emdiği bilinen, sadakatini ve cesaretini ispatlamış gönüllü babayiğitler arasından özenle seçilirlerdi…

Uygulanan eğitim zorluydu. Eğitim sırasında bazıları elenir, en uygun olanlar belirlenip daha zor bir eğitime tabi tutulurdu.

Bir rivayete göre, ıslak mermer üzerine çıplak elle tokat atarlardı. Zamanla elleri hem büyür, hem de nasır bağlayıp sertleşirdi.

Aslan pençesi gibi ellerini silah olarak kullanır, saldırdıkları düşman kalelerinde karşılarına kim çıkarsa çıksın, bir tokatla yere sererlerdi…

Hatta bazen bir tokat öldürücü bile olabilirdi…

“Osmanlı tokadı” deyimi işte buradan çıkmıştır.

Deliler sınıfına mensup cengâverlerin kıyafetleri de korkunçtu…

Ayı, pars, aslan, sırtlan gibi vahşi hayvanların postundan yapılmış şalvarlar, yine pars ya da benekli sırtlan derisinden yapılmış başlıklar giyerlerdi.

Savaş sırasında tüylü bir miğfer takarlar, üstüne sarık sararlar, sarık bezinin bir arşınlık kısmını omuzlarına salarlardı. 

Saldırı amacıyla at ılgar ederken, sarığın serbest kısmı rüzgârda açılıp dalgalanır, bu yüzden de “Kanatlı Türkler” olarak tanımlanırlardı.

Ayaklarında ise “Serhatlık” denilen sivri burunlu mahmuzlu çizmeleri vardı. 

Devşirmeler bu birliğe alınmaz, savaşçılar umumiyetle Türkler, Boşnaklar, Hırvatlar ve diğer Slav halkları arasından seçilirdi.

Rumeli Beylerbeyi ile diğer serhat beylerinin emrinde hizmet verirlerdi.

Bu sınıfın parolası, “alın yazısı değişmez” şeklinde idi. Böyle bir anlayış ve şuura sahip oldukları için de hiç bir tehlikeden çekinmezler, asla yenilmezlerdi.

Dünkü devlet olduğu için hiç savaşmadığımız Amerika’nın tatmadığı tokat, işte bu delilerin attığı tokattır…

Bu tokada “Osmanlı tokadı” derler…

Bazen elle atılır. Bazen yürekle…

Teferruat isteyenler, bu milletin 15 Temmuz’da FETÖ avanesine attığı tokatla, Afrin kırsalında teröristlere attığı tokada baksınlar.

 

yeni akit

Google+ WhatsApp