“Osmanlı padişahları diktatör değil”

“Osmanlı padişahları diktatör değil”


“Osmanlı padişahları diktatör değil”

 

 

İlk olarak Venedik elçisi Ciurani ile birlikte 1679 yılında İstanbul’a gelen İtalyan bir yıl kadar İstanbul’da yaşadıktan sonra, Avrupa’ya dönüşünde Türkiye hatıralarını yazdı. Bu hatıralar 1732’de La Haye’de yayınladı. İşte bu hatıraların bir yerinde şunları yazıyor:

“Tarihçilerimizin hepsi Osmanlı padişahlarının diktatör olduklarını dünyaya ilân ediyorlar. Hâlbuki Osmanlı Devlet sistemiyle diktatörlük arasında en ufak bir bağ yok. Nasıl olsun ki, Padişahın maiyetinde bulunan ve adına ‘Kapıkulu’ denen askeri teşkilatın (yeniçeri ve sipahileri kastediyor) gerek eski padişahlardan kalma kanunlar mucibince, gerekse kendi gelenekleri gereği padişahı tahttan indirebiliyor, zindana bile atabiliyorlar.” (c.1, s. 28-29).

Marsigli, padişahların “diktatör” olmadıklarına dair pek-çok örnek verdikten sonra, yukarıda adı geçen kitabının 31. sayfasına şu hüküm cümlesini yerleştiriyor: “Buraya kadar verdiğim örneklerden de anlaşılacağı gibi, Osmanlı Devleti bir aristokrasi değil, adı konmamış bir demokrasidir.” 

Şimdi de M. Porter’i dinleyelim: “Kur’an hükümleri zulüm ve istibdada karşı çok kuvvetli bir engeldir. Savaş, ya da barışla Osmanlı hâkimiyetine giren Hıristiyan milletlerin malları ve mülkleri güven altına girer. Padişah Hıristiyan ahalinin haklarının da muhafızlığını yapmak zorundadır. Bu durumda keyfi bir istibdat manzarası görmeye imkân yoktur.” 

Fransız yazar A. L. Castellan yazıyor: “Teb’asının hayatına, namus ve haysiyetine, malıyla mülküne hâkim sayılan padişahın iradesi Kur’an hükümlerinden, şeriat ulemasının kararlarından veyahut Şeyhülislâmın fetvalarından üstün değildir.”  (Moeurs, usages, costumes, des Othomans et abrégé de leur historie 1812, c.3, s. 14-15)

İlk kez 1847’de ve 1855’te Türkiye’ye gelip uzun süre kalan Fransız yazar Jean-Henri Abdolonyme Ubicini’ye kulak verelim:

“Osmanlı Devleti şeklen saltanat olmakla beraber, esasına bakıldığı zaman her şeyden önce müesseseleriyle saltanatın tabi olduğu şartlardan ve ondan sonra da dünyanın hiçbir yerinde misli görülmemiş derecede hükümet yetkililerini tadil ve hattâ sınırlandıran örf ve âdetlerinden dolayı yumuşak bir idaredir.” (La Turquie actuelle, 1855 Paris, s.12).

“Bütün Osmanlılar içinde hayat şartlarının eşitsizliğinden şikâyet edebilecek yegâne insan padişahtır. Aynı zamanda hem herkesten üstün, hem herkesten aşağı bir vaziyette bulunan padişah istediği gibi bir evlilik yapma yetkisinden bile mahrumdur.” (S. 122).

Eski Romanya Başbakanlarından meşhur tarihçi Nicolae Iorga, onbeşinci asırdan ondokuzuncu asra kadar Osmanlı Devleti’ni gezen batılı seyyahların hatıralarını değerlendirdikten sonra, şu hükmü veriyor:

“Bugün Doğu’nun son derece geniş sahalarıyla Hıristiyan Batı’nın birçok zengin eyaletlerine hakim olan Osmanlı cemiyetine demokrasi zihniyetinin hakimiyeti ilk günlerinden itibaren hiçbir fasılaya uğramadan devam etmiştir.”(Les voyageurs français dans l’Orient européen, Paris 1928, s. 44).

Chalcondyle: “Osmanlı ülkesinin hiçbir tarafında halktan üstün sayılabilecek beylerle asilzâdelerden oluşmuş hiç bir yüksek tabaka, yahut soylular sınıfı yoktur” diyor. (Chalcondyle, Histoire générale des Turc, Paris, 1662)

James Baker: “Osmanlı memleketini gezerken, bütün insanların eşit olduğunu ilân eden İslâm kanununun dürüstçe uygulanışı karşısında derin düşüncelere daldım.” (Turkey in Europe, Londra, 1877). 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp