Osmanlı'nın Brezilyalı Müslümanlarla ilişkisi

Osmanlı'nın Brezilyalı Müslümanlarla ilişkisi

Latin Amerika deyince aklımıza neresi gelir? Araştırdığımızda aralarında Arjantin, Meksika, Küba, Brezilya gibi 34 ülkenin yer aldığı bölgeyi anlarız. Uzun yıllar aramızda temas olmamış gibi görünse de aslında tarihimizde bununla ilgili ilginç

Osmanlı'nın Brezilyalı Müslümanlarla ilişkisi

 

 

Kamil Büyüker 


Latin Amerika deyince aklımıza neresi gelir? Araştırdığımızda aralarında Arjantin, Meksika, Küba, Brezilya gibi 34 ülkenin yer aldığı bölgeyi anlarız. Uzun yıllar aramızda temas olmamış gibi görünse de aslında tarihimizde bununla ilgili ilginç örneklere rastlıyoruz.

Geçtiğimiz ay düzenlenen I. Latin Amerika Dini Liderler Zirvesi, tam da sonuçları itibariyle bu tartışmaların alevlendiği bir program oldu. 40 ülkeden 70 temsilcinin beş gün boyunca birbirleri ile tanışma, sıkıntılarını anlatma ve çözüm yolları arama noktasında önemli adımlar attıkları etkinlikte, Cumhurbaşkanının "Amerika'yı Müslümanlar keşfetti" ifadelerinden sonra, yine aynı programda Diyanet İşleri Başkanı'nın Brezilya'da Osmanlıdöneminde yaşayan müslüman varlığına işaret eden cümleleri yeni bir tartışmayı da ateşlemiş oldu. Her iki tartışma konusu da öncesi ve sonrası ile yazılmış, çizilmiş, kaynaklarla da sabit mevzular iken bunlar uzun zamanlar -bilinçli ya da bilinçsiz- gizlenmiş, saklanmış, gün yüzüne çıkarılmamış. Yine böyle bir tanesi var ki yayınladığı zaman pek de ses getirmemişti. İlk baskısı kütüphanemde yer alan eserin yayın yılı 1995. Kitap Bağdatlı Abdurrahman Efendi'nin "Brezilya Seyahatnamesi" adlı eseridir. (Hazırlayan: N. Ahmet Özalp, Kitabevi yay. 70 s.)

Brezilyalı Müslümanların gündeme gelmesi

Osmanlı deniz kuvvetlerinde yani donanmada imam olarak vazife yapan Bağdatlı Abdurrahman Efendi'nin, Brezilya'daki Müslüman varlığını anlattığı seyahatnamesidir eser. Aslında Afrikalı insanların onaltıncı yüzyıldan başlayan Brezilya serüveni bilinmekle birlikte, sayıları hayli yekün tutmasına rağmen, kültürel kimlikleri hep saklanmıştır. Ülke nüfusunun da en az yarısını Afrika kökenli Müslümanlar oluşturmaktadır. Yayınlanan bu küçük risale, varlıkları hâlâ resmen kabul edilmeyen Brezilyalı Müslümanlarla Osmanlı arasındaki ilişki ve oradaki topluluğun tarihsel serüvenine ışık tutması bakımından da önemli bir eserdir. Hatta Ahmet Özalp'in ifadesiyle "bu gerçeğin tek yazılı belgesi niteliğini" taşıması bakımından önemlidir.

Bu küçük risale ilk yayınlandığında hiç hatırımdan çıkmamış, okuduklarım dün gibi zihnimde kalmıştı. Zira Brezilya'da yaşananlar bana Malcolm X'in Müslümanlıkla tanıştığı yıllarda ona anlatılan zenci tipi Müslümanlıkla neredeyse örtüşüyordu. Yani ibadetler kilise tipi mekanlarda icra ediliyor, dine girişler para ile mümkün oluyor vs. Bu küçük ama ilginç seyahatname, Latin Amerika ülkelerinden gelen misafirlere tarihsel ve dini bağımızı hatırlatırcasına yeniden, hem de dört dilde (Türkçe, Arapça, Osmanlıca, Portekizce, İspanyolca) hazırlandı ve hediye edildi girişte bahsettiğim o toplantıda.

İstanbul'dan Basra'ya, Basra'dan Brezilya'ya

Asıl adı “Müselliyetü’l Garib Bi Külli Emrin Acib” olan yani “Şaşılacak Durumlar Sebebiyle Bir Yabancının Tesellisi” anlamına gelen bu eseri Antepli Mehmet Şerif, “Tercüme-i Seyahatname-i Brezilya” şeklinde Osmanlıcaya tercüme eder. Eseri, Osmanlıcasından günümüz Türkçesine N. Ahmet Özalp hazırlar. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yine aynı tercümenin basıldığı eser, 1865 yılının Eylül ayında çıkılan yolculuk ile başlıyor.

Bağdatlı Abdurrahman Efendi, Şam'da yaşıyor iken bir süre sonra İstanbul'a geçer ve burada imamlık göreviyle önceden tanıştığı Kaptan-ı Derya Ateş Mehmet Paşa'nın hizmetine girer. Mehmet Paşa ölünce donanmaya imam olur. Donanmadan iki geminin padişah buyruğu ile Basra'ya gitmesi söz konusu oluca, bu fırsatı değerlendirmek ister. İşte ne olursa bir kaç yıl sürecek ve Brezilya'daki Müslümanlar için hayırlı bir neticeye sebep olacak tecdid çalışmasının meyvelerinin habercisi yolculuk başlayacaktır. Abdurrahman Efendi de aynen bunları söylüyor: "1865 yılı Eylül ayının başlarında, anılan gemilerle İstanbul'dan ayrılarak Basra'ya doğru yola çıktık. Ama yolculuğumuz sırasında karşılaştığımız muhalif rüzgarlar, bizi isteğimiz dışında Güney Amerika kıyılarına, Brezilya'nın başkenti sahillerine sürükledi. Orada yaşayan Müslümanlara İslam'ın temel bilgilerini öğretmek amacıyla, gemileri terk ederek orada kaldım."

Mağripli Yahudi'nin tahrif ettiği İslam

Abdurrahman Efendi'nin yaptığı elbette büyük bir fedakarlıktır. Ancak bölgede kendini Müslüman olarak tanıtan mağripli bir Yahudi'nin yaptığı tahribat, Abdurrahman Efendi'yi burada kalmaya mecbur etmiştir. Öyle ki bu Yahudi, İslam'ı tahrif ederek keyfine göre bir din uydurmuş, içkiyi mübah saymış, bıyıklarını kesmeyenleri kafir ilan etmiş, öyle ki onlarla Allah'ın selamını kesmiş ve kız alıp vermeyi de yasaklamış.

Daha sonraları kimliğini itiraf eden Yahudi'nin yaptığı tahrifat bununla da sınırlı değilmiş: Müslüman çocukları vaftiz eden, Müslüman olmak için para vermek şartı getiren, kadınlara orucu yasak eden bir din anlatıyormuş. Abdurrahman Efendi binbir türlü zorluklarla Kur'an'ın öngördüğü gerçek İslam'ı insanlara anlatmış ve bu geçici ikametinden sonra İstanbul'a dönmüş ve hatıralarını yazmış.

Bizimle o topraklar arasında önemli bir bağı temsil eden bu risalenin tekrar basılması bu vesile ile hayra hizmet edecektir. Çünkü aramızda tesis edilen gönül bağı coğrafya tanımaz.

 

Kaynak: Dünya Bizim

Google+ WhatsApp