“Osmanlı Müslümanı” ve “Modern Müslüman” -1-

“Osmanlı Müslümanı” ve “Modern Müslüman” -1-


“Osmanlı Müslümanı” ve “Modern Müslüman” -1-

 

 

İzninizle “Osmanlı Müslümanı” ile “Modern Müslüman”ı kısaca ve kabaca karşılaştırmak istiyorum. Bakalım “eski insan”ımızla yenisi arasında ne fark var?

Öncelikle belirteyim ki, Osmanlı insanının hayata bakışı şimdiki gibi “çıkar eksenli” değil, tümüyle “tevekkül”, “tefekkür” ve “sabır” eksenlidir.

Bu bakış açısı beş maddede incelenebilir:

1. Errizku Alellah! 

Rızkın mutlak mânâda Allah tarafından “ihsan” edildiğine, kulların sadece bu “ihsan”ın aracı olduğuna inanılırdı. Bu yüzden yürekler “fail-i hakiki” olan Allah’a yönelirdi. Kula kul olmak, makam-mevki sahipleri, güçlüler ve zenginler karşısında kendini âciz ve miskin hissetmek gibi sakat alışkanlıklar yoktu: Bu yüzden Osmanlı insanının başı dik, alnı açıktı.

“Modern Müslüman”ın sorunlarının başında bu bakış açısından uzaklaşması geliyor. Çünkü bu “İn’am-i hakiki”den kopuş anlamındadır. Dolayısıyla “esbap”(sebepler) “fail” (esas) gibi gözüküyor. Bu yüzden güven sarsılıyor, huzur bozuluyor, yalnızlaşılıyor, korkuya düşülüyor... Bu durum, geçimini sağlama uğruna ruhen köleleşmeye kadar varan bir sürecin başlangıcıdır.

2. Tevekkeltü Alellah!

Sebeplere tevessül ettikten, yani elden gelen her türlü tedbiri aldıktan sonra, neticeyi Allah’ın takdirine bırakmak ve Allah’tan gelene razı olmak şeklinde özetlenebilecek bu bakış açısı, Osmanlı insanının hem maddi, hem de mânevi hayatına hâkimdi. En önemli dinamiğini de bu teşkil ediyordu.

Ayrıca Osmanlı insanının hayatla ve ölümle barışık yaşamasının en önemli sebeplerinden biri de budur. İlham kaynağı ise âyet ve hâdislerdir. Bediüzzaman’ın ifadesiyle “İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni (dünya ve ahret saadetini) iktiza eder”; dolayısıyla huzur ve mutluluğun kapıları iman anahtarıyla açılırdı.

3. Hüvelbaki!

Allah’tan başka hiçbir şeyin ve hiç kimsenin ebedi olmadığı inancı, Osmanlı insanının ruhunu dinlendirir, hayatını düzenler, dayanma gücünü artırırdı. 

Ne zaman bir haksızlığa uğrasa, dünyanın ölümlü olduğunu, haksızlıkların mahşerde giderileceğini düşünür, teselli bulurdu.

Tabiatıyla ezilmişlik-yenilmişlik duygusuna kapılmaz, çözülmez, çökmezdi. 

“Modern Müslüman” bu düşüncede değil. Gerçi buna inandığını hâlâ söylüyor, söylemde hiçbir fark yok; ancak söylemle eylem arasında dünyalar kadar fark var: Osmanlı insanı o an ölebilirmiş gibi yaşarken, Modern Müslüman, “hiç ölmeyecekmiş gibi”, kimseye hesap vermeyecekmiş gibi yaşıyor. Dolayısıyla tüm enerjisini mal-mülk biriktirmeye harcıyor. Çoğunlukla da biriktirdiklerini yiyemeden ölüyor. Yaşam biçimi olarak göremediği o muhteşem kavram, en sonunda mezar taşına yazılıyor: “Hüvelbaki!”

4. Hasbünallah!

“Bana Allah yeter, Allah kâfidir” anlamına gelen bu inanç, Osmanlı insanında manevi güç olarak tecelli etmişti. Bu güç onu sağlam ve minnetsiz yaptı. İntikam alma güdüsünden korudu. Dolayısıyla kavgasız-nizasız bir toplum haline getirdi. 

Aynı dönemlerde tüm Avrupa’da cinayete “meşruiyet” kazandıran “düello” gibi “kendi adaletini kendi oluşturma” esasına dayalı uygulamalar geçerli iken, Osmanlı toplumu “Hasbünallah” diyerek, uğradığı tüm haksızlıklar için Allah’a sığınıyor, böylece kanlı hesaplaşmalardan uzak duruyor, psikolojik olarak da rahatlıyordu.

Yarın devam edelim inşallah... 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp