Osmanlı kadınının ticaret ve eğitim faaliyeti

Osmanlı kadınının ticaret ve eğitim faaliyeti


Osmanlı kadınının ticaret ve eğitim faaliyeti

 

 

İddia: “Osmanlı kadını ticari faaliyette bulunamazdı. Cumhuriyet kadını istediği gibi ticaret yapabiliyor.”

Gerçek: Osmanlı’da kadın mal ve mülk sahibi olabilir, ekonomik hayata katılabilir ve ticari faaliyetlerde bulunabilirdi. 

Osmanlı Devleti’nde mal-mülk sahibi kadın çoktur. Mülk sahibi olan kadın, mülkünü dilediği gibi işletebilir ya da istediği kişiye (isterse bir gayrimüslime) satabilirdi. Kadının izni olmadan kocası, oğlu ya da babası kadının malını satamaz, kiralayamaz ve kullanamazdı. Kadının mülkü isteği dışında satılırsa bu satış iptal edilirdi. 

Kadınlar borç para alıp, borç para verebilirdi. Hatta eşleri ile ortak ticari faaliyetleri için eşlerine kefil bile olabilirlerdi. 

XVII. yüzyılda Bursa’daki iplik eğirme tezgâhlarının yarısına yakınının kadınlara ait olduğunu biliyoruz. Bu tezgâhlarda doğal olarak kadınlar çalışır, üretime katkıda bulunurlardı.

İddia: “Osmanlı’da kızlar eğitilmezdi, cumhuriyet, sonuna kadar eğitiyor.”

Gerçek: Cumhuriyet eğitiyor, fakat zaman zaman kıyafet şartını dayatıyor: “Ya başını aç ya da defol git” diyor. 28 Şubat sürecinde bunu tüm ağırlığı ve iğrençliğiyle yaşadık.

Cumhuriyet eğitiyor, lâkin bugün bile ilköğretim çağındaki 667 bin kızımız, çeşitli sebeplere bağlı olarak okula gitmiyor.

Cumhuriyet eğitiyor, fakat eğittiği gençlerin yüzde kaçı işe yarıyor?

Osmanlı’nın eğittiği Nigâr Hanım (1862 doğumlu) bir taraftan şiir, bir taraftan oyun yazıp “İmparatorluğun ilk kadın tiyatro yazarı” unvanını alırken, cumhuriyetin eğittiği kadınlar neden öne geçemiyor?

Bunları da düşünmemiz gerekmiyor mu?

¥

Osmanlı’da erkek çocuklar ve kız çocuklar ön eğitimi camide alırdı. Dinin alfabesiyle okulun alfabesi aynı olduğu için problem çıkmazdı. Kur’an okumayı öğrenen herkes zaten “okur” olurdu.

Daha üst düzeylerde eğitim almak için de özel hocalar tutulurdu. Yetişen tam yetişir, tam yetişenin bir şekilde topluma katkısı olurdu. Şair Zeynep Hanım,Baki’nin karısı şair Tuti Hatun, Şeyhülislam İsmail HakkıEfendi’nin kızı Fitnat Hanım ve cariye Dilhayat Kalfa böyle yetiştirildi.

Daha sonra da zaten “İnas Darülfünunu” ismiyle kız üniversitesi kuruldu (1914).

Kız ve erkek eğitiminde camilerin rolünü dikkate almak gerekiyor. Zira merkezinde caminin yer aldığı külliyeler, aynı zamanda “Eğitim Merkezleri”ydi. “Kitle Eğitimi” camilerde yapılırdı. 

Büyük camilerde ikindi namazı sonrası yapılan “İkindi dersleri” hem medrese talebeleri, hem de halk tarafından takip edilirdi. Böylece “Beşikten mezara ilim”anlayışı hayata geçerdi.

Tekkeler, zaviyeler “Yürek Eğitimi”, dergâhlar ise “Moral Eğitimi” verirdi.

Sultan II. Abdülhamid döneminde, kızların eğitimine büyük önem verildi. O kadar ki, 1890’larda Çorum Sancağı’nı gezen Fransız araştırmacı Vital Cuinet,ilk mekteplerde kız ve erkek öğrencilerin birbirine yakın sayıda olduklarını söylüyor.  

Sultan II. Abdülhamid döneminin okullaşma seviyesini Türkiye Cumhuriyeti ancak 1954 yılında yakalayabildi.

¥

Harf inkılâbı, erkeğe de kadına da geçmişin kapılarını sıkı sıkıya kapattı. Eski alfabe ile yeni alfabe, eski kültürle yeni kültür arasında müthiş bir bocalama, hattâ korkunç bir kavga başladı. 

Camilerde “eğitim” işlevi, okullarda din kalmadı. Sonuç bu: Beğenirsiniz, beğenmezsiniz ayrı konu! 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp