Osmanlı hoşgörüsünün neresindeyiz?

Osmanlı hoşgörüsünün neresindeyiz?


Osmanlı hoşgörüsünün neresindeyiz?

 

 

Bir kere daha hatırlamamızda fayda var: Macar millî kahramanı Jan Hunyad’ın (Hunyadi-Janos), Sırbistan’ı işgal edip bütün Ortodoks kiliselerini yıkacağını söylemesi üzerine büyük bir korkuya kapılan Sırplı yöneticiler Fatih Sultan Mehmed’e bir hayat gönderdiler. Heyet, Fatih’e şu teklifte bulundu:

“Hunyad bizi ve inancımızı yok etmek istiyor, lütfen ülkemizi siz feth edin, bizi Hunyad’ın zulmünden kurtarın!”

Fatih “Tamam” dedi. Ancak heyetin içinde az da olsa bir endişe kalmıştı. Heyet Başkanı bunu Padişah’a açtı: “Gerçi adaletinizden ve müsamahanızdan eminiz, ancak kiliselerimizi yıkmayacağınızı ağzınızdan duyarsak, daha mutlu döneceğiz.”

Fatih Sultan Mehmed, şu mealde cümlelerle Sırp önderleri rahatlattı:

“İnşallah Sırbistan’a hakim olduğumuzda, camiler yaptıracağız, ancak kiliselerinize dokunmayacağız. Siz nerede bir cami görürseniz yanına kilise yaptırabilirsiniz... Bizim dinimiz işte böyle bir dindir.” (İ. Hami Danişmend, Tarihi Hakikatler, c. 1, s.501-502, İstanbul 1979, Tercüman Yayınları)

Günümüze kadar gelebilen kiliseler ve havralar, varlıklarını işte bu müsamahaya borçludurlar. 

Fatih’in fermanında yer alan, “Camiin yanına kilise” anlayışı yalnızca kâğıt üstünde kalmamış, İstanbul’da da uygulanmıştır. 

Meselâ İstanbul/ Fener’de Abdi Subaşı Mahallesi’ndeki caminin bitişiğinde Rum Patrikhanesi ile kilise mevcuttur…

Keza, Edirnekapı Caddesi’nin son kısmında yer alan Mihrimah Sultan Camii’nin hemen karşısında bir Rum kilisesi vardır. 

İstanbul/ Darülâceze’de Sultan II. Abdulhamid’in yaptırdığı bir kilise, cami ve havra aynı avluya bakıyor.

Müsamaha ve hoşgörü Peygamber mirasıdır. Efendimiz kendisini taşlayanları, ibadet ederken üzerine çürük işkembe atanları, doğduğu ve çok sevdiği şehirden kovanları, üzerine asker gönderenleri ve nihayet sevgili amcası Hz. Hamza’yı katledenleri affetmişti. İnsanlara “müsamaha” ile yaklaşmış, Hakk’ı ve hakikati “tebliğ” etmiş, kimseyi bir şeye zorlamamıştı… 

Sultan I. Ahmed Han’ın Boğdan Voyvodası’na, metropolit ve papazların ibadetlerine karışılmaması hakkında yazdığı hükmün özeti:

“Boğdan Voyvodasına hüküm ki: Boğdan’da bulunan vladika, metropolit ve sair papazlar kiliselerinde ayinlerini bu güne kadar yapagelmiş iken, şu an dışarıdan müdahale olduğunu bildirdiler. Bunlara zulmedilmesine rızam yoktur. Olageldiği üzere amel olunmasını emredip buyurdum ki: Bundan böyle vladika, metropolit ve sair papazların kiliselerinde icra ettikleri ayinlere ve kendi aralarındaki işlere hiç bir kimseye hatta Rum patriklerine bile müdahale ettirmeyesin.”

Sultan III. Selim’in İstanbul’da yaşayan Ermeni ve Rumların evlilikleri sırasında kanunsuz vergi alınmaması hakkında fermanı:

“Hassa Bostancıbaşısı, sana emr-i hümayunum ulaşınca bilesin ki: İstanbul ve civarında oturan Rum ve Ermenilerin evlilikleri esnasında resmî vergi ve harçlardan başka, kanunlara aykırı yollardan akça talebiyle rencide edilmemelerine ve fakir halkın himayesine dikkat etmeniz hususunda fermanım sadır olmuştur.

“Buyurdum ki; Emrime uyma konusunda son derece hassas ve dikkatli olasınız ve aksine hareket etmekten sakınasınız.”

Pazartesi devam edelim inşallah…

 

yeni akit

Google+ WhatsApp