Osmanlı Devleti’nde ilk seçimler

Osmanlı Devleti’nde ilk seçimler


Osmanlı Devleti’nde ilk seçimler

 

 

Rahmetli Başbakan Adnan Menderes döneminde siyaset jargonumuza giren meşhur deyişle, “Seçim sath-ı maili”ne girdiğimiz şu günlerde size tarihimizdeki ilk seçimlerden bahsetmek istiyorum...

Bazı tarihçilere göre, ilk seçimler Osmanlı’ya bağlı Ragusa Cumhuriyeti’nde yapıldı...

Ragusa Cumhuriyeti, bugünkü Hırvatistan’ın Dalmaçya kıyısındaki Dubrovnik  şehrinde kurulmuş, tamamen ticaretle uğraşan, hatta bu konuda Venedik’le bile rekabet eder seviyeye gelen bir “şehir-devlet”ti...

1365 yılında Sultan I. Murad  devrinde genişleyen Balkan fethi sırasında Osmanlı himayesini kabul etti. Ancak bir şartı vardı: Rejimine dokunulmayacaktı...

Ragusa’nın rejimi cumhuriyetti. Muayyen aralıklarla seçim yapılıyor, Ragusa,seçimi kazanan ekip tarafından yönetiliyordu.

Osmanlı Devleti,Ragusa Cumhuriyeti’ne bu imtiyazı tanıdı. Ve Ragusa, Osmanlı himayesine girdikten sonra da seçimlerini yapmaya devam etti. Sistem, ancak Ragusa’nın Napolyon Bonapart tarafından 1808’de işgaline kadar tıkır tıkır işledi.

Aslına bakarsanız, Osmanlı Devleti, tam bir “mutlakıyet” sayılmaz. Çünkü hüküm tek başına padişaha ait değildir: Devlet, Peygamberimiz’in uygulamaları ve önerileri istikametinde geliştirilen “meşveret” (danışma meclisi)sistemi ile yönetilmektedir...

Hemen her konu görüşülüp tartışılmakta, alınan karar padişahı da bağlamaktadır. Padişahın “Divan” (Bakanlar Kurulu) dışında iki temelli “tabii başdanışman”ı vardır: Sadrazam ve Şeyhülislâm... 

Maddi işleri Sadrazam’a, manevi işleri Şeyhülislam’a danışır. Konular iç içe girdiği için de, ekseriyetle her ikisi birden saraya davet edilir, en küçük bir tereddüt hâsıl olması halinde ise Divan toplantıya çağrılır, tartışma daha geniş bir zemine taşınır. 

Osmanlı Devleti’nin hızlı büyümesinin, savaşlarda galibiyetinin, barışta adaletinin sırrı, işte bu “meşveret-istişare-danışma” yöntemidir.

Hatta bazen, padişahlar, devlet ricaliyle konuşmakla da yetinmez, kimi zaman “tebdil” çıkarak (kılık değiştirip halkla buluşmak), kimi zaman ise “Ayak Divanı”kurdurarak halkla doğrudan temasa geçerler.  

“Ayak Divanı” belli periyodlarla kurulmakla birlikte, bazen olağanüstü toplantıların yapıldığı da görülmüştür. 

Ne zaman toplanacağı önceden belli olan “Ayak Divanı”na yalnızca İstanbul halkı değil, ülkenin her tarafından halk temsilcileri gelir. Bu yüzdendir ki, bazı yabancı tarihçi ve diplomatlar, “Osmanlı-Türk cemiyetine demokrasi zihniyetinin hakimiyeti ilk günlerinden itibaren hiçbir fasılaya uğramadan devam etmiştir”(Romanya eski Başbakanlarından meşhur tarihçi Iorga, Les Voyageurs français Dans I’Orient Europeen, 1928, Paris, s. 44) demekten kendilerini alamazlar.

Bugün yapılanlara benzer ilk seçime gelince... 

İlk seçimle 1876’da ilân edilen Birinci Meşrutiyet’le birlikte tanıştığımız zannedilir, ama işin aslı öyle değildir. Türkiye’de seçimlerin geçmişi (Ragusa seçimleri hariç tutulursa) 1830’lara, Sultan II. Mahmud zamanına kadar gider. Meselâ Bolu’da 1830’larda muhtar seçimi yapılmıştır. Arşivlerimizdeki en eski seçim kaydı budur. Ayrıca 1833 yılı sonlarında Kastamonu’nun Taşköprü İlçesi’nde de bir muhtarlık seçimi yapılmıştır. 

Tarihimizin ilk çok partili seçimleri, 1908 sonbaharında yapılmış, ilk oy pusulası bu seçimlerde kullanılmıştır. Seçimlere İttihat ve Terakki Fırkası ile Prens SabahattinBey’in 14 Eylül 1908’de kurduğu Ahrar Fırkası katılmış, İttihad ve Terakki kazanmıştır.

1908’de çok partili sistemle seçim yapan Türkiye’nin, Cumhuriyet yıllarında (1946’ya kadar) tek parti rejimi ile yönetilmesi ne acıdır! 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp