Osman Kavala’yı tanıyalım mı?

Osman Kavala’yı tanıyalım mı?


Yok yok..

Osman Kavala hakkında, öyle çok eski tarihlere giden bir tanışıklığım yok.

Hatta hiç tanışıklığım yok..

Görmüşlüğüm bile yok..

Size verebileceğim, derin muhabbetlere dayalı ayrıntılı bilgim yok..

Ama..

Kendi anlattıklarından..

İlişkide olduğu iddia edilen CIA Ajansı Henri Barkey’in anlatımlarından, size kısa kısa pasajlar vereceğim.

Nasıl bir utanmazlık içinde olduklarını, size göstereceğim.

Soruluyor Osman Kavala’ya..

O da cevaplıyor:

“Bana sormuş olduğunuz tarihte Henri J. Barkey ile bir görüşme yaptığımı hatırlamıyorum. Bu konuda ajandamı ve maillerimi kontrol etmeliyim.”

Sanki Osman Kavala’ya, “Meral Akşener ile görüştünüz mü?” diye soruluyor.

Veya..

“Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştünüz mü?” deniliyor.

Veya..

“Ali Koç ile görüştünüz mü” diye soruluyor.

Veya..

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı birisinden bahsedilip, “Görüştünüz mü?” diye soruluyor.

Osman Kavala da, gayet rahat bir şekilde, “Ajandama bakayım, maillerime bakayım, size söyleyeyim” diyor.

Oysa, Osman Kavala, iddia edildiği gibi, suçsuz bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ise.. Bir işadamı ise.. Derin yapılarla bir ilgisi yok ise.. Yabancılarla derin ilişkileri yok ise..

Ne cevap vermesi gerekirdi?

“Yok babam yok.. Ne işimiz olur bizim Henri ile, Barkey ile.. Biz bu toprakların çocuğuyuz.. Ajandaya da bakmaya gerek yok, maillere de..”

Yine bir soruya, şöyle cevap veriyor, Osman Kavala:

“Henri J. Barkey’i tanıyorum. Kendisiyle 2000 yılından beri tanışıyoruz. Kendisiyle İstanbul’da düzenlenen birkaç uluslararası toplantıda bir araya geldik.”

Sanki Türkiye’de yerleşik, komşusu bir işadamından bahsediyor gibi anlatıyor, CIA ajanı Henri Barkey ile tanışıklığını..

20 yıldır tanıyor..

Türkiye’deki onlarca işadamını tanıdığı gibi, Henri’yi tanıması da normalmiş yani..

Hatta, uluslararası toplantılarda da, bu toplantılarda ne yapıyorlarsa..

Bir araya geldikleri olurmuş!

Gayet normal yani..

Günlük işler bunlar..

Bir işadamı, Henri Barkey ile, toplantılarda bir araya gelmeyecek de, ne yapacak?

Yine Kavala konuşuyor:

“Kendisiyle en son 2011 yılında İstanbul’da düzenlenen konferansta karşılaşmıştık. Henri J. Barkey akademisyen ve Türkiye üzerinde çalışan bir düşünce kuruluşunun yöneticisidir. Bu konferanslar dışında kendisiyle yakın bir ilişkim olmamıştır.”

“En son” dediğine bakmayın.

Onun sonrasında da, “en son” var da..

O dönem itibari ile “en son” görüşmesi 2011.

Darbe gecesi de var..

Sonrasında onu da anlatıyor zaten.

Ama burda dikkat çeken husus, ABD’li bir ajanı, “düşünce kuruluşu yöneticisi” olarak tanıtıp, arkasından da “yakın ilişkisi olmadığı”nı müjdelemesi.

“Yakın ilişki” ne ise?

Daha ne yapacaktın ki Kavala?

Henri’nin sağladığı silahları, bir özel uçağa koyup, pilot koltuğuna da kendin oturup, İstanbul’a getirip, Gezi’cilere mi dağıtacaktın?

“Yakın ilişkisi yok”muş!

Elin CIA ajanı ile, daha ne yakın ilişkisi olacak ise..

Bir başka soruya, Kavala’nın verdiği cevap da şöyle:

“Barkey ile bir araya geldiğimizde kahve sohbetleri yapıyorduk.”

Haydaa..

Yakın ilişkisi yok ama..

Bir araya geldiklerinde, canciğer dost gibi, kahve sohbetleri yapıyorlar..

Ne diyelim, “Allah muhabbetinizi artırsın” mı diyelim?

Yoksa, “Allah bu ülkeyi, sizin şerrinizden emin kılsın” mı diyelim?

Devam ediyor Kavala:

“Henri J. Barkey ile 18 Temmuz 2016 tarihinde akşam yemeği için gittiğim Karaköy Lokantası’nda tesadüfen karşılaştım.”

Ay bu ne tesadüf..

Ne tesadüf, ne tesadüf..

Darbe olmuş..

Millet can derdinde..

Yüzlerce şehit, binlerce yaralı, binlerce gözaltında darbeci hain var..

Amerika destekli bir darbe yapılan Türkiye’de, ABD’li bir ajanla..

Osman Kavala, tesadüfe bakın ki..

Karaköy Lokantası’nda karışlaşıvermişler..

Tesadüf, tesadüf.. 

Tesadüf bu..

Başka ne olabilir ki?

Karaköy Lokantası’nda, Osman Kavala, Adil Öksüz ile karşılaşacak hali yok ya..

Adam o sırada ya gözaltında..

Ya da gözaltından sıvışmak için, tüm adamlarını devreye sokmuş durumda..

Karaköy Lokantası’nda ne işi var..

Onun için, karşılaşılacak bir kişi kalıyor..

O da Hanri Barkey..

Ve zorunlu olarak, Osman Kavala da, Henri Barkey ile karşılaşımış, Karaköy Lokantası’nda..

Karşılaşma anını da bakın ne güzel anlatıyor Osman Kavala:

“Ben o akşam kültürel miras konusunda uzman olan Prof. Christina Maranci ve Prof. Scoot Redford ile yemek yiyordum.”

İşe bakın..

Türkiye’de bir Osman Kavala..

Etrafında ise, hep Henri’ler.. Christina’lar.. Scoot’lar..

Yok mu arkadaş, senin bir Türk arkadaşın?

Yok mu bir sohbet edeceğin, yemek yiyeceğin bir Anadolu çocuğu dostun?

 Geçelim, devam edelim Kavala’nın anlattıklarına:

“15/16 Temmuz tarihlerinde İstanbul’da gerçekleşen UNESCO toplantısında Ani’nin dünya kültür mirası listesinde kabul edilmesi ve Ani ile ilgili uluslararası bir sergi yapılmasını görüştük.”

Yanlış bir şey anlamayın yani..

“Biz kültürü konuşuyorduk..

Darbe ile bizim ne işimiz olabilir?

Gezi eylemlerine destek verirken de..

Aslında biz İstanbul’un kültürel mirasına sahip çıkıyorduk..

Yerseniz yani..

Hoş, yeseniz de, yemeseniz de, farkeden bir şey yok ama..

Yerseniz, daha iyi olur..”

Tam o sırada, “Henri’nin lokantaya giriş yaptığını” söylüyor Kavala..

“Aaaa.. Bu ne tesadüf Henri?”

Henri de, Osman’a dönüyor:

“Seni görmekten çok büyük mutluluk duydum Osman!”

Ay ne güzel karşılaşmalar bunlar..

Art niyet taşımayın..

Fitne fesatlık yapmayın..

Adamlar tesadüfen karşılaşmışlar yani..

Bunda ne kötülük arıyorsunuz ki?

Yok yok..

Hiçbir art niyet yok.. Bunlar, günlük işler.. Her gün karşılaştığımız muhabbetler..

Öyle ki Henri?

Öyle Mi Osman!

Google+ WhatsApp