Osman Gazi’nin adalet anlayışı

Osman Gazi’nin adalet anlayışı


Osman Gazi’nin adalet anlayışı

 

 

Osman Gazi, gayrimüslim biriyle bir Müslümanın aralarındaki ihtilafı gayrimüslim lehine çözünce, sormuşlar:

“Keferenin tarafını mı tutarsız?”

“Hayır” diye cevap vermiş, “Adaletin tarafını tutarım. Müslüman idareciler, adaletin tarafını tutmazsa, işte o zaman İslam zarar görür.”

Bu, adalet ve hoşgörü anlayışı, aslında İslâm’ın özünde yer alan anlayışın Osmanlı Devleti’ne yansımasıydı.

Biliyoruz ki, Kur’an adaletle hükmetmeyi emrediyor...

Ve biliyoruz ki, Kur’an’ın “öteki”ne bakışı, zorlamasız, baskısızdır. Bakara Sûresi 256. âyetinde buyrulan “Dinde zorlama yoktur” hükmü ile Yunus Sûresi 99. âyetinde buyrulan, “Eğer Rabbin dileseydi yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi. O halde inanmaları için insanları zorlayacak mısın?” (insanları asla zorlama) emri, Osmanlı uygulamasının kaynağını teşkil ediyor.

Peygamber Efendimiz (sav) de, tüm insanların Allah’a iman etmesini yürekten çok istediği ve bunun için yıllarca dua ettiği halde, kimseyi Müslüman olmaya zorlamamıştır.

Medine sözleşmesinin 25. Maddesinde şöyle deniyor: “Yahudilerin dinleri kendilerine, Mü’minlerin dinleri kendilerinedir.” 

Necran Hıristiyanları ile yapılan sözleşme daha da açık: “Onların mallarına, canlarına, dini hayat ve uygulamalarına, hazır bulunanlarına bulunmayanlarına, ailelerine, mâbetlerine, az olsun çok olsun onların mülkiyetinde bulunan her şeye şâmil olmak üzere, Allah’ın himayesi ve Resulüllah Muhammed’in zimmet’i Necranlılar ve onlara bağlı etraftakiler üzerine bir haktır. Hiçbir piskopos kendi dini vazife mahalli dışına, hiçbir papaz kendi papazlık vazifesini gördüğü kilisenin dışına, hiçbir rahip içinde yaşadığı manastırın dışında başka bir yere alınıp gönderilmeyecektir.”

Âlişan Efendimiz’den sonraki uygulamalar da keza aynı çerçevede olmuş, meselâ Hz. Ömer’in Medain Hristiyanlarına verdiği taahhütte, “Hıristiyan dini üzere olanlardan hiç kimse istemeyerek Müslüman yapılmaya zorlanmaz”ilkesi yer almıştır.

Ashabdan Huzeyfe bin El-Yeman’ın Mah Dinar ahalisine verdiği emanda ise, “Dinleri zorla değiştirilmez, kendileriyle şeriatları arasına girilmez” kaydını koymuştu. Bunlar ve benzeri hükümlerle uygulamalar Osmanlı’nın referansıdır.

Fatih Sultan Mehmed bunlara dayanarak Kudüs ruhbanlarının dinî hayatlarını serbestçe sürdürebilmeleri hakkındaki fermanında özetle şöyle demiştir:

“Makamıma gelip yüz sürerek ellerinde mevcut olan Hz. Peygamber ve Hz. Ömer’den bu yana Kudûs-i Şerifteki Hz. İsa’nın doğduğu Beytüllahm Kilisesi, Kamame Kilisesi vb. kutsal mekânlar ile ilgili sahip oldukları hak ve imtiyazları yeniden talep eden Kudüs Rum Patriği Atnasyos ve ruhbanlarına aynı imtiyazları verdim. Bunları kimse rencide etmesin. Kim ki bu hükmün feshini murad ederse Allah’ın ve Resûlünün hışmına uğrasın.”

Bosna ruhbanlarına verdiği fermanda ise, “Kiliselerinizde korkusuzca ibadet ve memleketimizde korkusuzca ikamet edin. Ne vezirlerimden ne de halkımdan kimse bunları incitmesin ve rencide etmesin. Allah’a, Peygambere, Kur’âna ve kuşandığım kılıca yemin olsun ki canları, malları ve kiliseleri bana itaat ettikleri sürece güvencem altındadır.” 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp