Osman Dan Fudî’nin Peygamber sevdâsı

Osman Dan Fudî’nin Peygamber sevdâsı


Osman Dan Fudî’nin Peygamber sevdâsı

 

 

Siyah Afrika’ya İslam girdikten sonra İslâmlaşma ve ıslahat hareketleri kesintisiz olarak devam edegelmiştir. Eski Sûdan sınırları içinde kalan Nijerya’nın kuzeyindeki Husa (Havsa) ve Fûlânî şehirleri ile bugünkü Çad arasında gelişen Osman Dan Fûdîye hareketi bunların başında gelmektedir. Bu hareket ondokuzuncu yüzyılın başlarından yirminci yüzyılın başlarına kadar varlığını sürdüren bir İslâmî devletin kurulmasını sağlamıştır ve bu gelişmenin tartışmasız lideri, kurucusu, yerleştiricisi Osman Dan Fûdiye’dir ((1754-1818).

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Muhammed Fûdî’nin oğlu Osman en güçlü ihtimale göre 1168 Safer ayında bir Pazar günü dünyaya geldi (15 Aralık 1754). Babasının ismine eklenen “Fûdî” kelimesi, onun da dünyaya geldiği Havsa bölgesinde konuşulan Fûlânî dilinde “fakih” (fıkıh alimi, hoca) manasına gelmektedir.

Osman’ı, kendi halkının içine düştüğü şirk, yoksulluk ve ilkelliği, sebepleriyle birlikte kavrayıp köklü bir değişimi (ıslahı) gerçekleştirme, birçok yeri fethedip ülkesine katma, izleri günümüze kadar sürüp gelen hareketi başlatma başarısına eriştiren amillerin başında dindar ve bilgili bir baba, bir anne (Havva) ve büyük anne Rukayye gelmektedir. Bu ailede özellikle kadınlar önemli bir bilgi ve marifet seviyesine sahip bulunuyorlardı.

Hocalarının en önemlisi Şeyh b. Ömer’dir. Ondan birçok fıkıh ve hadis kitabı okuyarak icazetler aldığı gibi bazı tarikatlerin de icazetlerini almıştır. Hocası Şeyh Ömer, talebesine kazandırdığı önemli ve geniş ilim yanında kendisine ilk bey’at edenlerden ve onun hükümdarlığını tanıyanlardan biri olarak da katkıda bulunmuştur.

Osman ilk hocası olan babasından Kur’an tilaveti, tefsiri ve ilimleri; amcasının oğlu Ahmed b. Muhammed’den tefsir; salih ve dini gayret sahibi bir fıkıh alimi olan dayısı Osman Bindur’dan fıkıh (el-Muhtasar); bir başka dayısından Buhârî’yi okudu ve bu sonuncudan Buhârî icazeti aldı.

Aşağıda isimleri sayılan ve kendisinden önceki zamanlarda yaşamış bulunan İslam büyüklerinden de ya kitaplarını okuyarak veya onlarla manevi bir bağ kurarak istifade etmişti:

Abdulkadir el-Cîylânî, Ahmed Beyzavî, Ahmed Rifâî, İbrahin Desûkî, Gazzâlî, Süyûtî, Ebu’l-Hasen Şazilî, Ahmed Baba Tunbektî, Muhâsibî, Abdulvehhab Şa’rânî, İbnu’l-Hâcc, Muhtâr el-Kuntî el-Kebîr, İzzüddîn b. Abdüsselam, İbn-i Arabî, Abdülkerim Cîlî…

Zahir ve batın ilimlerini okuyup tasavvufta uygulanan eğitimi da alarak sonunda Allah Resulü’ne (s.a.) aşık oldu, onda fânî olarak kamil manada Allah kulluğunun yolunu tuttu.

Manzum olarak çevirmeye çalıştığım bir kasidesinde Efendimiz’e (s.a.) olan aşkını şöyle terennüm ediyor:

Rahmana yemin olsun benim varsa değerim

Peygamber Muhammed’e muhabbetimdir derim

Onun aşkıyla yanan dosta vardır bir sözüm

O’na vasıl olmadan gülemez benim yüzüm

Hasretim kanat oldu kabrine uçayazdım

Onsuz hayattan asla bir lezzet alamazdım

Yolun nuru, eli bol, onun damlası deniz

Hayrı bulmak istersen O’nundur yegane iz

O bereket yağmuru bütün evrene yağan

O’nun gerisindedir beyin paşan ve ağan

O’nun şehri Taybe’ye varsam muradım olur

Ayağının tozuna yüz süren şeref bulur

Allah Teâlâ bu güzel İslam insanını rahmet ve muhabbetiyle sarsın, sarmalasın, bizleri de Resulüne ittiba ederek sevgisini kazanan kullarından eylesin!

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp