“Örtülüler Suudi Arabistan’a”!

“Örtülüler Suudi Arabistan’a”!


“Örtülüler Suudi Arabistan’a”!

 

 

Şimdi unutulduğuna bakmayın, eskiden antikomünistlerin ağzından düşmeyen bir slogan vardı: “Komünistler Moskova’ya!” diye bağırır, bu sloganı dağlara-taşlara yazarlardı.

Oysa birinin bir yerlere gitmesiyle değişmediğini, hatta daha da bilenip ideolojisinde derinleştiğini hem Mehmed Âkif, hem de Nazım Hikmetörneklerinde görmüştük…

Hatta bunların daha öncesi de vardı: Bazı Sultan II. Abdülhamid muhalifleri, yurtdışına kaçmışlar, “Jön Türk” olup çıkmışlar, yayınladıkları dergi ve gazeteleri Türkiye’ye sokarak muhalefetlerine daha etkin bir şekilde devam etmişlerdi.

Bunlar hiç yaşanmamış, bu konuda hiçbir tecrübe kazanılmamış gibi, farklı fikirleri slogan eşliğinde kovmaya devam ettik. 

Ne de olsa slogan atmak kolay, karşı fikir geliştirmek zordu. Zoru kim ne yapsın? Durduğunuz yerde bağırır ya da dağa-taşa yazar, kendinizi tatmin edip rahatlarsınız. Slogan, cahilin en tesirli selâhıdır! 

Aradan yıllar geçti. “Komünistler Moskova’ya!” yahut “Faşistler defolun!”sloganları da unutuldu, gitti. Tam “Türkiye slogan cehennemini aştı” derken, bir de baktık, Cumhurbaşkanlığı makamında oturan Demirel’in ağzına başka biçim bir slogan yapışmış: “Başını örtmek isteyen Suudi Arabistan’a gitsin!” diyor.

O sıralar Türkiye’nin en önemli tartışması “türban”: Millet CHP öncülüğünde “kapalılar-açıklar” diye ayrıştırılmış, kapalılara üniversiteler başta olmak üzere tüm “kamusal alan”lar yasaklanmış, doktor, mühendis, hâkim, avukat, mimar olmasına ramak kala bir sürü kız öğrencinin üniversiteleriyle ilişiği kesilmiş, hatta bazıları idamla yargılanmaya başlanmış!

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en yüksek makamını işgal eden adamın ağzından “makul” ve “mantıklı” bir değerlendirme beklerken, o tutuyor, başı örtülü milyonları Suudi Arabistan’a gönderiyor. Belki elinden gelse, annesini mezarından çıkarıp onu dahi gönderecek: Çünkü onun da başı örtülü!..

Daha da büyük ısdırap, aradan geçen bunca yıldan sonra, bazılarının aynı kafada ısrar etmesi… İşte geçenlerde bir dizi oyuncusu (böyle birine “sanatçı” demek sanat israfıdır) kendi halinde oturan başı kapalı üç genç kıza sataşmış: “Suudi Arabistan’a gidin!”

Böyle yersiz, mantıksız, cahilce tepkilere verilebilecek en oturaklı cevap şu olsa gerektir: “Siz de cehenneme gidin!” 

Gönderme merakımız sadece bu konuya münhasır olsa neyse, hemen her konuda aynı tavrı sergiliyor, bizim gibi düşünmeyenleri, inanmayanları, giyinmeyenleri, yaşamayanları bir yerlere postalıyoruz.

“Suriyeliler Suriye’ye, Abhazlar Abhazya’ya, Lazlar Gürcistan’a, Arnavutlar Arnavutluk’a, Çerkesler Kafkasya’ya, Rumlar Yunanistan’a, Ermeniler Ermenistan’a, Yahudiler İsrail’e, Romenler Romanya’ya, vs…” Allah hepimize akıl-fikir, izan, vicdan, ilim-irfan, basiret, feraset versin!

Bu kafa ile gidersek, korkarım yakında sıra futbol takımlarına da gelir: Fenerliler Fenerbahçe’ye, Galatasaraylılar Galatasaray’a, Beşiktaşlılar Beşiktaş’a, Trabzorsporlular Trabzon’a (bizim Trabzonlular buna hazırlık olması için mi, “Bize her yer Trabzon” sloganını uydurdular acaba?) diye bağırmaya başlarız!

Bu ülkede kimse bir yere gitmese de farklarımızla birlikte dostça, kardeşçe yaşasak olmaz mı? Kimilerinin “katı” dediğiOsmanlı bunu başarmıştı: Farklı dillerden, inançlardan, renklerden “yetmiş iki buçuk millet” yüzlerce yıl Osmanlı şemsiyesi altında kardeşçe yaşamıştı. Onlar başardı, biz neden başaramıyoruz? 

Acaba Cumhuriyeti kurarken, temeline “hoşgörü” harcı koymayı mı unuttuk? 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp