Ordaydın

Ordaydın


Ordaydın

 

 

Ordaydın.

Elimi uzatsam dokunabileceğim kadar yakındın. Elimi uzatmadım. Korktum bundan. İnsan korkar, ayıplama. Beni çağırdığın yere gelirsem ateşin içine düşmüş kömür gibi olmaktan korktum. Ateşin içine düşen kömürün kaderi yanmaktır. Yanmaktan korktum. “Yanmazdın” diyebilir misin bana? Diyemezsin. Çünkü ateşsin. Ateşin hükmü yakmak, kömürün hükmü yanmaktır ki bu da yeteri kadar tuhaf. Kömür olmasa ateş yakmıyor, ateş olmasa kömür yanmıyor.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Ne sen yak ne ben yanayım.

Çünkü insan korkar. Korkmalıdır da. Hayat çizgisinin herhangi bir noktasında bir çift göz korkutmalıdır insanı. Ödünü patlatmalıdır. Çünkü o bir çift göz bir çift uçurumdur ve çünkü o bir çift göz, kaşlarının arasına kurulu bir patikada gözlerini bağlayıp “koş” demiştir sana. Koşabilir misin? Yapabilir misin bunu, göze alabilir misin? Dahası göze alman gereken bu mudur?

Koşma! Düşersin.

Bir düşten düşmektir en kötüsü. Çıktığı yüksekliği fark etmez insan teki düşlerken. Himalayalar’a tırmansan alaca tepe sayılır ayağının altındaki mesafe. Kanat takıp kartal olsan kimse sana “ne yapıyorsun” demez. Sormaz bunu. Düştesindir. Avını gökyüzünde görebilir, bakışlarını ona kilitleyebilir ve öylece uçabilirsin. Uçmanın o benzersiz keyfini yaşayabilirsin. Ne var ki bütün düşler dayanıksızdır. Bir parmak şıklatmasına, bir seslenişe, bir tıkırtıya bakar düşün bitmesi. Ve düşlerken o parmak da, o ses de, o tıkırtı da oradadır. Senin bütün gövdenle, bütün ağırlığınla düşmen için oradadırlar. Düşersin. Düşerken bir şey ararsın tutunacak. Bir çıkıntı, bir ağaç dalı, bir tuğla… Yoktur. Düşten düştüğünde geri dönüş yoktur.

Bütün geri dönüşler pişmanlıktır hem.

İnsanı hatırlamaktan ve pişmanlıktan yapmışlardır, bilirsin bunu. Bilmesen de hissedersin. Pişmanlıkların olmasa, o eşsiz pişmanlıkların, o benzersiz pişmanlıkların olmasa seni sen yapanın ne olduğunu anlamayacağını, anlayamayacağını da hissedersin. Aynaya baktığında gördüğün yüzle yüzleşmektir pişmanlık. Keşke demektir. Keşke diyerek dünyaya dönmektir bir bakıma. Evet, ne söylediğimi bilerek söylüyorum. İnsan “keşke” diyerek döner dünyaya her gün. Keşkeleri tükendiğinde ölür ve keşke demesinin kendisine hiçbir fayda sağlamayacağı o yurda gider.

Geri dönmeyi istemedim mi zannediyorsun? O aptal hayatımın her bir gününde geriye dönmeyi, ilk güne dönmeyi, ilk güne dönüp seni ilk kez gördüğüm o anı, şartellerin indirildiği, elektriklerin kesildiği, dünyada ikimizden başka hiç kimsenin kalmadığı o anı tekrar ve tekrar ve tekrar yaşamak istemez miyim sence? Taş olsam isterim bunu. Ağaç olsam isterim. Yok olsam isterim. Lakin insan, gücü kadardır ve belki de gücüm bu kadardır.

Fakat şimdi bir şey yap ve unut tüm yazdıklarımı. Beni unut. Dünyayı unut. Düşü unut. Keşkeyi unut.

Çünkü unutmazsa yaşayamıyor insan. Unutmak olmazsa kalınamıyor dünyada. Hafıza eşyanın lanetidir çünkü. Unutamazsak ölürüz.

Ölürsek unutabilir miyiz peki? Bilmem. Belki de şarkıların en güzeli olan ölüm de bir unutmanın değil bir hatırlamanın adıdır. Belki dedim, biliyorum ama aslında eminim ölümün bir hatırlama olduğunu.

Nerede ve nasıl öldüğümü tam olarak hatırlıyorum çünkü. Elimde kalan düşümdür. Bir kapı tıkırtısı bekliyorum düşmek için. Yoksa uçmak için sessizlik mi? Bilemiyorum.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp