Onlarla akrabalığımız

Onlarla akrabalığımız


Çocuk hızlı adımlarla parka doğru ilerlerken ince bir ip gibi dizilmiş vaziyette ilerleyen karınca ailesine rastladı. Çocuk henüz dört yaşındaydı ve hayatta karşılaştığı her şeyi gün içinde oynadığı oyunların bir parçası olarak görüyordu. Karıncaların akşamın o vaktinde rızık peşinde koştuklarını bilmeden bastı üzerlerine… Anne uyardı “canları yanıyor, lütfen üzerlerine basma, dikkat et” dedi:

Onların da canları yanar mı?

Evet.

Onlar da acıkırlar mı?

Evet.

Onlar da ölürler mi?

Evet.

Onlar da üzülürler mi?

Evet.

Çocuk tamam dedi, bir daha basmayacağım, onlardan özür dilemek istiyorum, duyarlar mı? “Evet” dedi anne özür dilemelisin, onların canlarını yakmaya hakkın yoktu… Çocuk toprağa doğru eğildi ve fısıldayarak “sizden özür dilerim” dedi.

Dünya bütün canlıların ortak mekanı, dünya hepimizin… Allah’ın kendileri için öngördüğü görevi eksiksiz şekilde yerine getiren hayvanlar aynı zamanda bizim mümin kardeşlerimiz. Çünkü bu varlıklar Allah’a itaat noktasında hiçbir ihmalkarlığa fırsat vermiyor, ne için yaratılmışlarsa o minval üzere yaşıyorlar.

Merhamet duygusu insana bahşedilmiş bir nimet, bir imkan, özel bir vasıf. İnsan bu duyguyu kuşanarak insanlaşıyor, sadece kendi türüne değil diğer canlılara karşı da şefkatle yaklaşıyor. Şefkati olmayan kişi hakkaniyet duygusunu kaybediyor. Oysa hakka riayet etmek ve ihtiyacı olana el uzatmak insanlığın şubelerindendir. Yani insanlara zulmetmeyecek, onların arkalarından konuşmayacak, kuyularını kazmayacak, haklarını gasp etmeyecek ve bu hassasiyetinizi bütün canlılar için göstereceksiniz. Zira hepimiz bu hayatın içinde yer alıyoruz ve müşterek ihtiyaçlarımız var. Uyumlu şekilde yaşayabilmek için Allah’ın koyduğu dengeyi korumak ve hakkaniyet üzere yaşamak zorundayız. Bu bilince ulaşabilmeleri için çocuklarımızı erken yaşlarda bu değerlerle tanıştırmalıyız. Aksi takdirde insanlara zulmeden, çocukları cezalandıran ve hayvanlara işkence eden ruh hastaları artacaktır ki, bu kişiler bütün canlılar için tehlike arz ederler.

Geçtiğimiz gün ekranlara yansıyan bir görüntü vardı. Tıp doktoru olduğu iddia edilen bir kadın aracıyla geçerken, yere uzanmış vaziyette bekleyen bir köpeği hiç önemsemedi, hayvana zarar vermemek için hiçbir çaba göstermedi, ezip geçti. Ezilerek can veren köpeğin hakkını alamayacağını mı sanıyorsunuz? Hayır, hayır o köpek kendisini değersiz bir nesne gibi görüp ezen o kadından hesap soracak ve hakkını mutlaka alacak…

Tıp doktoru olduğu iddia edilen bir kadının yerde yatan köpeği önemsememesi, ezip geçmesi sosyal medyada uzun süre yer aldı ve insanlar okullu olmanın insan olmak anlamına gelmediğini bir kez daha tartıştılar. Yazılarımda sık sık dile getirmişimdir, herhangi bir üniversiteden mezun olmuşsanız mesleğiniz hazırdır, çalışır para kazanırsınız. Ancak insan olmak apayrı bir şeydir. Okullarda öğretilmeyen, diploma notunu etkilemeyen bazı değerler vardır ki, bu değerler dünya kökenli değil göksel kökenlidir. Bu değerler kişiye çocukluk yaştan itibaren ailede, okullarda aktarılmalı ve en büyük makam ve mevkiinin insan olmak olduğu vurgulanmalıdır.

İnsanlarımızın algılarında şöyle bir anlayış vardır: Okumuş adamdan zarar gelmez. Bu ifadenin doğrusu şudur; okumuş ve aynı zamanda imanlı, vicdanlı ve duyarlı insandan zarar gelmez. Biliyorsunuz okullarda çocuklarımızın ahlaki değerler noktasındaki hassasiyetlerine dair bir değerlendirme yapılmıyor, bu durum notlara yansımıyor. Çocuk matematikten birkaç problem çözdüğünde notlarına yansıyor ve ödüllendiriliyor ancak sergilediği erdemli davranışlar ödüllendirilmiyor. O yüzden okumuş fakat vicdani duyarlılığı gelişmemiş insanlar her yerde karşımıza çıkıyorlar.

BİR SÖZ

Yeryüzünün sonuna gittim

Suların sonuna gittim

Gökyüzünün sonuna gittim

Dağların sonuna gittim

Arkadaşım olmayan bir şey bulamadım

(Apache Kabilesi)

Google+ WhatsApp