Onların yalnızlığı

Onların yalnızlığı


Onların yalnızlığı

 

İnsanoğlu yaşamını muhasebe etmek, tefekküre durmak ve değerli eserler verebilmek için zaman zaman yalnızlığa ihtiyaç duyabilir. Ancak patolojik yalnızlık bundan farklı bir şeydir. Patolojik yalnızlık insanı toplumdan izole ederek zayıflatır ve onu ruhsal sorunlara açık hale getirir.

İnsanın yalnızlaşma sorununa kafa yorarken, Ali Şeriati’nin yalnızlığın bir başka türüne vurgu yaptığını fark ettim. Şeriati şöyle diyordu: “İnsan, insan olma merhalesine yaklaştığı oranda daha fazla yalnızlık hisseder.” İnsan olmak bütün makam, mevki, statü ve dünyevi konumlardan üstün bir değerdir. İnsan olmak, cennete hak kazanmaktır ki, bunun üstünde bir mevkii yoktur. Peki, nasıl oluyor da kişi insanlaştıkça yalnızlaşıyor? Şeriati’nin bu ifadeleri beni tarihin çok ötelerine, doğruyu söyleyip dokuz köyden kovulan yiğitlerin dünyasına götürdü. 

İnsanlıkta yol kat edenlerin yalnızlığını düşündüm… Sonra harama bulaşmaktansa karanlık zindanları tercih ederim diyen Hz. Yusuf’un, ağır iftiralara maruz kalan Hz. Meryem’in, sarayın yalnız kadını Hz. Asiye’nin, Mekkeli müşriklerin ağır baskı ve dayatmalarına maruz kalan Resulullahın ay ışığı kadar pak ve duru yolculuklarını anlamaya çalıştım. Müslümanların fitneye kapılıp, birbirlerine düştüğü dönemlerde, acıyı yutan ve yalnızlığa çekilerek duaya duran sahabe, âlim ve salihlerin samimiyetini bütün yoğunluğu ile hissettim. Onlar yalnızlığı çağın fitne ve fesadına karşı bir kalkan olarak görüp kıyıya çekilmişlerdi. Sonra saltanatın büyüsüne kapılan yöneticileri ve onların kursaklarına giden haramı dillendiren, bu zevatların kokuşmuş hayatlarına karşı çıkan ve bunun kendilerini uçuruma sürüklediğini ifade etmekten kaçınmayıp zindanlara hapsedilen âlim ve dava adamlarını düşündüm. Hakkı söylemenin bedelini ödeyen peygamberleri, Allah dostlarını, âlim ve mütefekkirleri ve salih müminleri düşündüm… Onların yalnızlığı patolojik bir yalnızlık değildi kuşkusuz. Zira onlar para ve mevkii sahibi kişilere güç atfedip onların yalakalığını yapanlara karşı hakkı haykırmış ve bilinci körelmiş kitleler tarafından yalnızlığa maruz bırakılmışlardı.

İmanın ışığında olgunlaşmayan kişiler için aslolan menfaattir, bu kişiler için aslolan nefislerini putlaştıran yöneticilerden nemalanabilmektir. Zira bu kişiler bilinçsiz kitlelerin birer ferdidirler. Bilinçli ve şuurlu kişiler ise inandıkları dava uğruna her şeyi feda eder ve yola öyle çıkarlar. Onlar ölümü çoktan öldürmüştür. Allah’ın rızasını kaybetmenin dışında hiçbir korkuları yoktur onların.

Eğer bir insan, şiddet, baskı, yoksullaştırma, tecrit etme, hayattan uzaklaştırma, dışlama, horlama, damgalama ve ölümden korkmuyor ve her şeyi göze alıp la ilahe illallah diyorsa siz bu insana ne yapabilirsiniz? Eğer kişi benim korkum sadece Allah içindir diyorsa bu kişiyi ne ile korkutacak ve onun için ne yapacaksınız? Yalnızlığa terk ediyorsunuz, bana Rabbim yeter diyor, işkence yapıyorsunuz halimi Rabbime havale ettim diyor, yoksullaştırıyorsunuz. Acılarımı O biliyor diyor, idama götürüyorsunuz O’na hamdolsun bana şehadeti nasip etti diyor. Peki, siz bu insana ne yapabileceksiniz? Sizin adınıza ben cevap vereyim: Hiçbir şey yapamazsınız. Zira onlar korku ve ölümü öldüren gerçek yiğitlerdir…

 

milli gazete

Google+ WhatsApp