“Onların çoğu, Allah’a şirk (ortak) koşmadan inanmazlar”

“Onların çoğu, Allah’a şirk (ortak) koşmadan inanmazlar”

Hiçbir dinde yeri olmayan Noel ya da yılbaşı kutlamaları; putperest Roma eliyle Hristiyanlığa kazandırılmış sonrada kapitalist paraperestler eliyle dünyanın tamamına bulaştırılan bir pagan ayini olup aynı zamanda Hristiyan yortu bayramının da adıdır. Her sene başpapaz Sen Nikola’nın

“Onların çoğu, Allah’a şirk (ortak) koşmadan inanmazlar” (Yusuf: 12/106)

 
 
 
Peygamberimizin (sav) 622 yılındaMekke’den Medine’ye hicreti ile başlayan ve İslami kimlik taşıyan birçok ülkede kullanılan Hicri takvime göre bugün Hicri 1440 Rebiu’l-Ahir ayının 21. günü olan Cuma günü. Papa XIII. Gregory tarafından yaptırılan Gregoryen takvimine göre ise yani diğer ismiyle Miladi takvime göre bugün 28 Aralık 2018 Cuma. 3 gün sonrada her yıl olduğu gibi bizzat Allah’a  (cc) karşı isyankâr bir tavır teşvik edilerek kutlanılan 31 Aralık yılbaşı gecesidir.
 
Hiçbir dinde yeri olmayan Noel ya da yılbaşı kutlamaları; putperest Roma eliyle Hristiyanlığa kazandırılmış sonrada kapitalist paraperestler eliyle dünyanın tamamına bulaştırılan bir pagan ayini olup aynı zamanda Hristiyan yortu bayramının da adıdır. Her sene başpapaz Sen Nikola’nın (Saint Nicholas)  diğer ismi ile Noel’in çocuklara hediyeler vererek sevindirmesi ve onları Hristiyanlığa kazandırması amacıyla haçlı zihniyet 1 Ocak“kutsal Noel günü ve İsa’nın (as) doğum yıldönümünü” bayram olarak kabul etmiştir. Bu sebeple Hıristiyanlar, taklitçi devletler ve Müslüman kimlikli mağluplar 24 Aralık ve 1 Ocak tarihleri arasındaki bu süreyi domuz ve hindi kızartması yiyerek, yeşil çam ağaçlarını ışıklandırarak, hediyeleşerek, kumar oynayarak, dans edip tepinerek, içkiler içerek açıkçası Allah’ın (cc) haram kıldığı her pisliği yiyerek kutlanılması gereken bayram günleri olarak kabul etmişlerdir.
 
Batı devletlerinin Noel gününü dünyevi bir fırsat olarak eğlenceye çevirmesi ve insanlar için cazip hâle getirmesinin sebebi şudur: Öncelikle insanların zihin ve gönül dünyalarını körelterek batı medeniyeti dedikleri ahlaksızlıklarını sevdirmek, haçlı seferleri ile girilemeyen topraklara girmek, mustaz’af ve Müslüman ülkeleri fiilî olarak işgal etmek için kendilerine zemin hazırlamaktır. Çünkü küfrün, tuğyanın ve sömürgeciliğin devam edip hedefine ulaşması ancak işgal edilecek topraklarda niçin yaratıldığı gayesine yabancı, kâfirlerden daha çok birbirlerine düşman olan, sadece hayvani yönünü tatmin etmekle mutlu olacağına inanan insan müsveddeleriyle mümkün olacaktır.
 
Bunu bilen haçlı kâfirler, İslam dünyasında bulunan devletleri yönetenlerinde desteğini alarak zihni uyuşturulmuş, vahiyden habersiz bırakılmış, aklı bulandırılmış, ahlakı düşürülmüş bir halka Noel bayramlarını ve yılbaşı eğlencelerini rahatlıkla pazarlamış bunda başarılıda olmuşlardır. Hıristiyanların geleneksel bayramı olan Noel şu anda halkı Müslüman ülkeler arasında özellikle teşvik görmüş ve çokta rağbet bulmuştur. Günümüzde ise bazı hortumcu payandaları olan medya, gelişen televizyon yayıncılığı, Internet gibi iletişim araçlarıyla desteklenen ve iyice körüklenen bu Noel harami gidişatı geniş kitlelere kadar uzanarak çağdaş olmayı hızlandırmış ve artık Allah’a (cc) duaya açılan eller Noel babalarının hediyesine dilencilik etmeye başlamıştır.
 
Öncelikle çocuklara hediyeler getireceği algısıyla işe başlayan Noel babaları sonrasında Afganistan, Irak, Suriye, Çeçenistan, Yemen gibi birçok İslam coğrafyasındaki ülkelerin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını sömürerek onları zayıf düşürmüş, sömürülecek bir şeyler kalmayınca da biz Müslümanlara ait bu ülkelerden çekilirken çocuklarımızın üzerlerine bombalar yağdırmış, yavrularımızın umutlarını, annelerini, babalarını, kollarını, bacaklarını, ayaklarını, kafalarını koparıp gitmişlerdir. Hem de sözde Müslümanlar kâfirlerin bayramlarını kutlarken.
 
Çokça zulümlerle sindirilerek, tepkisiz, pasif ve imanına ilgisiz durumda bırakılan bu halk, Allah’ın (cc) emirlerine karşı Noel rezaletlerine, kumar ve içkilere, yılbaşı çılgınlıklarına teşvik edildiğinin farkına bile varamamıştır. Babalık, başbuğluk, paşalık, padişahlık iliklerine kadar işlediği için “Devlet her zaman babadır, baba ne yaparsa doğru yapar” anlayışı içindedir.Hatta bakınız! Devlete ait TRT Diyanet televizyon kanalında milli piyangoya haram denilirken, devlete ait TRT-1 kanalında ise halka milli piyango 70 milyon eski parayla 70 trilyon çekilişi yaptırılıp kumar oynatılmaktadır.
 
Allah’a (cc) iman ettiğini söyleyen insanlarımızı Allah’ın (cc) haram kıldıkları konusunda uyarmaya kalktığınızda alacağınız cevap; devletimiz içki fabrikaları kurmakla içkinin haram olmadığını, milli kumar olan milli piyango, sayısal loto, on numara, kazı kazan, şans topu gibi oyunları oynatmakla bunların haram olmayıp helal olduğunu bizden daha iyi bilmektedir. Hem sonra ben aldığım maaşımla veya anlımın teriyle kazandığım helal paramla milli piyango bileti almaktayım diyerek Allah (cc) ile aralarına devleti koyarak Allah’a (cc) şirk koştuklarının farkında bile değillerdir. Bunlara vereceğimiz tek cevap; Helal veya haramları devletin belirlemiş olması o yapılan şeyin dinimizce haram olmasını engellemez. Bu haramlar sizi cehenneme sürükler. Çünkü devletler cehenneme girmez insanlar cehenneme girer.
 
İmam-ı Rabbani; Hinduların bayram günlerine,  ateşe tapanların Nevruz günlerine ve Hristiyanların Noel gecelerine iştirak edip onlar gibi yapmak şirk olur. Kâfirlerin bayramlarında Müslüman olduğunu söyleyen cahiller birbirlerine hediyeler gönderiyorlar, eşyalarını, sofralarını kâfirlerin yaptıkları gibi süslüyorlar. O geceleri başka gecelerden ayırt ediyorlar. Bütün bunların “Şirk” ve “İslam dinini inkâr” etmek olduğunu (Mektubat- Rabbani 3/41) söyledikten sonra Yusuf suresi 106. Ayeti zikreder: “Onların çoğu Allah’a ortak (Şirk) koşmadan inanmazlar.” İşte bu ayet gösteriyor ki Allah’a (cc) inandıklarını söyleyenlerin de şirk koşabileceklerini ya da şirk koşanların da Allah’a (cc) inandıklarını söyleyebileceklerini beyan eder.
 
Bu mesele hakkında âlimlerin “nas’lar” dan çıkardıkları hükümlerle ittifakla kabul ettikleri fıkhı kaide şudur: “Müslüman’ın bir başka dinin şiarı (alamet-i farikası)olan bir fiili kendi ihtiyari ile (yani kendi isteği ile)yapması küfürdür.”Buradan hareketle Müslümanların İslam dışı diğer bayramları kutlaması, bunlara iştirak etmesi ve Allah'ın (cc) indirdiği vahyi gerçekleri yalanlayan veya vahye uymayan fiillerin kutlama günlerini Müslümanlarında kutlaması küfre destek olmaktan başka hiçbir anlam ifade etmez.
 
Oysa Müslüman; “Allah vardır ve Allah bana da, benim hayatıma da şahittir”bilincinde olan ve buna göre yaşayan insandır. Biz Muvahhidler lafzatullah dediğimiz sahibimiz olan Allah’ın isminin “A” harfini bile küçük yazmaktan hayâ ederken, utanırken, adamlar hangi cesaretle utanmadan Allah’a (cc) inandığını söylediği halde Allah’ın (cc) emirlerini yok sayabiliyor, Allah (cc) yokmuş gibi davranabiliyor, Allah’ın (cc) haram kıldığı helaket ve felaketlere inat eğlencelere, festivallere, içki partilerine, kumar oyunlarına katılıp bunlardan bereket bekleyebiliyor.
 
Bu akılsızlarca, Çinliler her yıl binlerce köpek öldürünce festival oluyor, İspanyollar boğayı mızraklayıp öldürünce spor oluyor, Japonlar makyaj malzemesi için balinaları katledince ticaret oluyor, Yahudiler günahını yüklediği tavuğu duvara vura vura öldürünce gelenek oluyor, sırf yılbaşı için milyonlarca hindi kesilince, yeşil çam ağaçları devrilince yılbaşı kutlaması oluyor. Ama Müslümanlar besmele çekip kurban kesince vahşet oluyor, cinayet oluyor, katliam oluyor hem de bu ülkede. Peki! Hiç batı âleminde bir Hıristiyan’ın Ramazan ayında oruç tuttuğu veya Kurban bayramında kurban keserek Müslümanların bayramını kutladığı görülmüş şey midir? O halde Müslüman olduğunu söyleyenler neden hala Hıristiyan bayramlarına katılıyor? Bunu anlamak mümkün değildir.
 
Sonuç olarak; burada tüm iş “elhamdülillah bende Müslümanım” diyen İslam dinini yaşamaya çalışan tevhidi bilince sahip bizlere düşmektedir. Bizler kendimizden başlayarak yakından uzağa doğru bir değişim ve davet açılımı izleyerek dünyada vahyin sesini duymamış insanlara ve vahyin sesini duymuş ancak vahdeti anlamamışlara tevhidi anlatmamız, Allah’ın (cc) onlara nasıl muamele edeceğini merak etmemiz yerine de Allah’ın (cc) mesajını herkese ulaştırmayan bizlere nasıl muamele edeceğini merak etmemiz çok daha güzel ve çok daha yerinde bir davranış olacaktır. Dolayısıyla her ne pahasına olursa olsun gerekli çaba ve fedakârlığı göstererek en yakınlarımızdan başlayarak öğrendiklerimizi tebliğ etme çalışmalarına derhal başlayıp ümmeti bu zelil durumdan kurtarmalıyız. Siz değerli cemaatimizle birlikte bunu başaracak bilgide ve güçteyiz elhamdülillah. Yoksa Allah (cc) katında bu vebal ve sorumluluğun altından hiçbir zaman kalkamayız. İçinde bulunduğumuz bu zilletten tek kurtuluşumuz Allah (cc)’ın izniyle tevhidi düşünceyi hayatımızın merkezine almaktan, insanlarımıza ulaştırmaktan ve birbirimizle vahdette kucaklaşıp kardeş olmaktan geçer. Bizler“Rabb olarak Allah'dan, din olarak İslâm'dan, peygamber olarak da Muhammed Mustafa’dan razıyız”(Buhârî, İlim, 29, İ'tisam, 3; Müslim, İman, 56, Fedail, 134-136; Tirmizi, İlim, 10)
 
 
                            28.12.2018
 
                Hazırlayan: Şahin ÖZDAŞ

Google+ WhatsApp