Ölümlerin sebebi, kara propagandacılar olmasın!

Ölümlerin sebebi, kara propagandacılar olmasın!


Siz de okumuşsunuzdur, ajanslarda son günlerde şu tür haberler yaygınlaşıyor..

İstanbul’da, Bursa’da, Ankara’da..

“Corona’yı yendi, kalp krizinden vefa etti..” 

Bir haber olsa..

“Tekil bir olay” der geçeriz.

İki tane olsa, “İstisnai bir durum” der kapatırız..

Ama asgarisinden benim okuduğum 10 kadar böyle haber var.

Basına intikal etmeyenleri de düşünürsek..

“Onlarca kişi, koronavirüs ile mücadeleyi başarıyor, ama sonrasında kalp krizinden vefat ediyor tespiti ile karşı karşıyayız” demektir.

Buna bir de..

Corona tedavisi görmese de..

Artan “Kalp krizi sonucu öldü” haberlerini de ekleyecek olursak..

Kalp krizlerinin arka planında başka tıbbi sebepler var mıdır, ayrı bir konu ama..

Onu uzmanları araştırıp, sonuçlarını açıklasınlar ama..

Şu soru haksız mıdır:

“Artan kalp krizi vakalarında, toplumu karamsarlığa iten, gerçek dışı haberlerin etkisi var mıdır? Özellikle de kamu kurumu niteliğindeki meslek teşekkülü yöneticilerinin yaptıkları açıklamalar, kalp krizlerini etkilemekte midir?”

Devam edelim sorumuza:

“Hemen hepimizi paniğe sevkeden kara propagandacıların rolü, bu kalp krizlerinde acaba ne ölçüdedir?”

Gerçekten de..

Sıhhatli insanların bile içini karartan..

Korkuya sevkeden..

Telaşa yönelten..

Stres yaptıran..

İnsanları paniğe sevkeden haberlerin, kalp krizi ölümlerinde olumsuz tesiri, hangi seviyededir?

Daha öncesinden de başlamamız gerekir ama.

Korona tedavisi görüp, iyileşmenin sonrasında, hastaneden taburcu olanları önemsediğimiz için, ilk tarihlerdeki ölümlerden ziyade..

İnsanları paniğe sevkeden aslında suç niteliğindeki, son günlerdeki gerçek dışı yalanları aktarayım..

İki hafta öncesinden başlayalım..

Tarih 29 Mart 2020..

Açıklamayı yapan, İstanbul Eczacılar Odası Başkanı Cenap Sarıalioğlu..

Sözleri şöyle:

“İstanbul’daki yoğun bakım üniteleri tamamen dolu.”

Bu açıklamanın yapılmasının üzerinden 13 gün geçti..

Sağlık Bakanı tekrar tekrar açıklama yaptı.

Dün akşam itibari ile bile, yoğum bakım ünitelerinin doluluk oranının, % 65 civarında olduğu net şekilde belirtildi..

Bu çerçevede, sorum açık.. Sorum net.. Sorum çok somut..

“Siz kalp hastası olsanız.. Yoğun bakım ünitelerinin tamamen dolu olduğu bilgisi üzerine.. Bu bilgiyi, Eczacılar Odası Başkanı gibi, sorumluluk isteyen makamdaki bir kişinin ağzından duyduğunuzda, strese düşmeniz, paniğe kapılmanız, dolayısı ile kalp krizi geçirme ihtimaliniz artmaz mı?”

Birçok sol çizgideki medya organında yer alan, yüz binlerce okuyucuya ulaştırılan yalan haberlere devam ediyorum.. 

Bir gün önceki bir başka uydurma haber:

“İstanbul’da yoğun bakımlar doldu; 5 ilde sokağa çıkma yasağı gelebilir!”

Bunu kim söylemiş?

Türk Yoğun Bakım Derneği Başkanı Prof.Dr. İsmail Cinel söylemiş.

Haberin içinde, atılan yalan biraz yumuşatılmış:

“Yavaş yavaş hastaneler ve dolayısıyla yoğun bakımlar doluyor.” 

Başlıkta “Doldu” denilen ifade, haberin içinde “Yavaş yavaş doluyor”a dönüşmüş..

Tabii kalp krizi geçirecek insanımız, haberin içini okumaya fırsat buldu ise, çelişkiyi görüp, “Bunlar ahlaksız, bunlar sahtekar.. Bunlara inanmak mümkün değil” diyecektir..

Diyecektir de, ya haberin içini okumadı ise?

Ya bunların sahtekarlıklarına karşı hazırlıklı değil ise?

Yaşadığı stres sonrasında kalp krizi geçirme ihtimali, yükselmez mi?

Bir başka haber:

Türk Tabipler Birliği’nin bir gün önceki açıklamasından aktarıyorum:

“Türkiye’de COVID-19 pandemisinin ölümler üzerinden değerlendirilmesinde soru işaretleri bulunmaktadır. Son günlerde açıklanan ölüm sayıları epidemiyolojik dağılımlara uyum göstermemekte; doğrulanmış olgu sayıları ile ölüm sayıları arasında paralellik bulunmamaktadır. Kuşkusuz ölüm sayılarının artış göstermemesi çok memnuniyet verici bir durumdur, ancak dünyanın diğer ülkelerinde gözlenen örüntü ile örtüşmemesi dikkate alınması gereken bir durumdur.”

Bu açıklamayı okuyan insanların, doktorlara, sağlık çalışanlarına, bir güvensizlik duyması doğal değil midir?

“Bu ülkede acaba bizlerden neler saklanıyor” diye düşünerek, kaygı duyması, telaşa sürüklenmesi doğal bir sonuç değil midir?

Anayasal bir kurum olan Tabipler Odası’nın yönetiminin böylesi karamsar ve daha önemlisi gerçeklere taban tabana zıt bir açıklama yapması, insanları strese sevketmez mi?

Siyasi kaygılarla yapılan bu açıklamalar sonrasında insanlarımız, zaten var olan rahatsızlıklarının, stresle artmasıyla kalp krizi, tansiyon rahatsızlığı gibi sebeplerle ölüme kadar varan sonuçlarla karşılaşmaz mı?

Bu kara propagandalar sadece tıbbı verilerin çarpıtılması ile değil..

Ekonomik verilerle oynanarak yapılan olumsuz propagandalar da var..

Mesela..

Sözümona ekonomist birisi konuşturulmuş.

“Erdoğan’dan ekonomik kriz itirafı” diye başlık atmışlar..

Devamında da..

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Salgının etkisiyle aynı zamanda küresel çapta ekonomik krizle de karşı karşıyayız” cümlesini çarpıtıp, sanki sadece Türkiye’de bir kriz varmış ve bu krizi Erdoğan da kabul etmiş gibi algı oluşturulmuş..

Sonrasında da..

“Salgın nedeniyle işsizlik yüzde 20’lere çıkabilir; insanlar ekonomik yüke en fazla 3 ay dayanabilir!” şeklinde, bugün virüsü yenmek için çok ciddi bir mücadele veren insanımızı, “Virüsü yensek bile, sonrasında açlığa mahkum olacağız” gibi, yine karamsarlığa sevkeden, yine insanları endişeye sevkeden yalan haberler üretilmiş.

Tüm bu yalan haberlerin, kalp krizlerini artırmayacağını söyleyebilecek bir yiğit var ise, ben susayım..

Ama “Bu bir ihtimaldir” deniliyorsa..

Bu yalanları uyduranlar, yayanlar, basanlar, dillendirenler bilsinler ki..

Savcılar bunların hakkında ceza davası açmasa bile..

Yarın normal döneme geçtiğimizde, bu zorlu süreçte vefat edenlerin yakınları, “Bizim babamız, bizim kardeşimiz, Tabipler Odası’nın şu açıklamasını okuduktan sonra kalp krizi geçirdi ve vefat etti” der ve bunu ispat ederse..

O odanın yöneticileri, bunun altında kalırlar.. Bunun hesabını veremezler..

Ben hatırlatmış olayım..

Gerisin, onlar düşünsünler..

Google+ WhatsApp