Ölüme bir nefes kadar yakınız

Ölüme bir nefes kadar yakınız


Ölümü hep uzağımızda zannederiz. Başkalarının ölümünden bahseder, başkalarının ölümünü tasvir eder, başkalarının ölümü üzerinden örnekler veririz. Zannederiz ki, konu komşunun kapısını çalan ölüm bize hiçbir şekilde uğramayacak, bizi alıp götürmeyecek. Ölümü bir türlü yakıştırmayız kendimize, ölüm duygusundan kaçabilmek için türlü türlü mazeretler üretiriz.

 

Zaman geçer, yaş ilerler, ölenler sessizce veda edip giderler. Biz ise ölüm duygusunu aklımıza getirmemek için gezip eğleniriz, yiyip içeriz, alışveriş yapar, gönlümüzce yaşamaya çalışırız. Ölümü çağrıştıran onlarca işaret, onlarca olay vardır ama biz hep kaçarız. Peki neden? Çünkü ölüm hatalarımızı tokat gibi yüzümüze vurur ve bize sorumluluklarımızı hatırlatır. Ölüm bize büyüsüne kapıldığımız dünyanın geçiciliğini ve aslında hiçbir şeye sahip olmadığımızı gösterir… O yüzden düşünmek istemeyiz ölümü…

 

 

Yüzümüzde çizikler belirir, gözlerimizin feri söner, saçlarımıza aklar düşer ve yavaş yavaş sağlık sorunları yaşamaya başlarız. Yaşımız ilerlediğinde, yanımıza ilaç, baston, gözlük gibi bazı aparatları da alır öyle çıkarız. Aslında her şey ölümü haber vermekte ve bizi hazırlıklı olmaya davet etmektedir. Fakat bir yolunu bulur ve bu duygudan kaçarız.

 

Şirazi şöyle der: “Gerçeği gören insan ölünün üzerine toprak atarken o toprağı kendi üzerine attığının farkına varır.” Ölüm duygusu insanın hataya meylini, dünyevi ihtiraslarını rehabilite eden bir duygudur. O nedenle ölümü tefekkür etmek hayatımız üzerinde otokontrol sağlamamıza yardımcı olur:

 

Ölümü tefekkür etmek  ve  hesap gününü düşünmek hatalarımız için bir kalkan olur ve bizi korur. 

 

Ölüm duygusunu diri tutmak, ibadetlerimizi disiplinli şekilde yerine getirmemize yardımcı olur.

 

Ölüm duygusu yakınlarımızla ilişkilerimizde hakkaniyet ölçülerine riayet etmemize yardımcı olur.

 

Ölüm duygusu vakti daha verimli geçirmemize yardımcı olur.

 

Ölüm duygusu ebediyette de bir hayatın olduğunu hatırlatır ve bize kendimizi daha iyi hissettirir.

 

 

HATADA ISRAR ETMEMEK

 

Ertelemek bir miskinlik bir kaçıştır. Oysa işleri erteleyerek sorumluluktan kurtulma şansına ulaşamayız aksine biriken işler yığılarak içinden çıkılmaz hale gelir. Sadece işlerimizi değil hatalarımızın telafisini ertelemek de bir vebaldir. Mesela bir günaha bulaşmışsınızdır fakat nasıl olsa daha vakit var, bir gün tövbe eder kurtulurum gibi savunma mekanizmaları üreterek hatada ısrar etmektesinizdir. Bu bir vebaldir, zira Müslüman hata yapabilir ancak hatada ısrar etmez etmemelidir. Peki, ne yapabiliriz? Harama yaklaştığınız anda vicdanınız harekete geçer ve size sinyal vermeye başlar. Bu durumda yapacağınız şey, hemen geri adım atmak ve halinizi sorgulayarak hatadan dönmek olmalıdır.

Google+ WhatsApp