“Ölüm asude bir bahar ülkesidir, bir rinde”

“Ölüm asude bir bahar ülkesidir, bir rinde”


Her şey zıddı ile anlam kazanır. Gece ve gündüz, ölüm ve hayat! Ölüm olmadan hayatın bir anlamı olmazdı ki. Biz birbirimize hayırlı bir ömür ve hayırlı bir ölüm dileyelim. Bu anlamda Allah, ölümüze dirimize rahmet etsin.

 

Bugün ölüm üzerine düşünelim istiyorum. Ölüm bir insan için en değerli ibret dersidir.

 

Ölüm korkusu (tanatofobi), kişinin kendi ölümüyle ilgili korkularından kaynaklı bir endişe bozukluğudur. 

 

Kişinin ölümüyle ilgili olarak “kaç veya savaş” mekanizması aşırı aktiftir ve sürekli bir anksiyete hali hatta panik ataklar yaşanabilir. 

 

Eski Yunan mitolojisinden, ismi de “ölüm anlamına gelen Thanatos ile korku/dehşet anlamındaki Phobia’nın birleşimi olan bu sendrom, kişilerin hayatını oldukça olumsuz etkileyebilmektedir.

 

Ölüm korkusu arttıkça bireyler hem kendileri hem de çevrelerindekilere zararlı olacak kadar savunmacı bir tavır içine girer. Kişi adeta hayatın her anına savaşa gidercesine zırhını kuşanmış olarak yaklaştıkça, kontrolcülüğü arttıkça yaşam kalitesi de yitip gider. İleri vakalarda ölüm korkusu kaynaklı depresyon, günlük yaşamın olumsuz etkilenmesi ve işlevselliğin yitirilmesi gibi sonuçlar doğabilir.

 

Nosofobi, yani hastalık fobisi, bir bireyin herhangi bir hastalığa yakalanmak konusundaki anormal, irrasyonel ya da aşırı düzeyde olan korkmasına verilen bir isimdir.

 

Hastalık hastalığı olarak bilinen Hipokondriyazis, kişinin vücudunda normal bir şekilde meydana gelen durumları sanki bir hastalıkmış gibi algılaması haline deniyor. Hastalık hastası olan kişiler, sürekli doktora gider, internetten sürekli hastalık araştırması yapar ve psikolojik destek almayı her zaman reddeder.

 

Terör fobisi başta psikosomatik hastalıklar... Toplumun içinde bulunduğu durum, depresyon, kaygı bozuklukları, tansiyon, şeker, bağırsak bozuklukları, ülserden astıma kadar birçok hastalık için uygun bir zemin. Şiddet şiddeti çağırıyor.

 

O kadar çok korkusu var ki insanın, mesela servetini kaybetme korkusu, fakirlik korkusundan daha baskın olabiliyor. Mesela marka, kaliteli bir çikolata değil de ucuz, basit, sıradan bir çikolata yemek bir zengin çocuğu için şeker bulamayan bir çocuğun üzüntüsünden daha büyük olabilir.

 

Mesela “Ölüm korkusu”, hasta bir insanın asıl ölüm sebebi olabilir. Hani “Korkudan ödüm patladı” derler ya, evet korku ölüm sebebi olabilir. Öte yandan; bizim geleneğimizde “ölüm asude bir bahar ülkesidir bir rinde”. Allah (cc), “Her nefis ölümü tadıcıdır” der. Allah’ın Resulü (sav) ise “Ağzınızın tadını kaçıran ölümü sıkça anınız” der. Biz “Hayırlı bir ömür yanında, hayırlı, şerefli bir ölüm de dileriz”..

 

Bizde darbe korkusu vardır mesela. Bu hastalık boyutuna ulaşmasa da öyledir. Terör korkusu da öyle.

 

Kimera, Klonoid korkusu, robot korkusu, Avatar korkusu gibi korkular da geliyor. Uzaylılar dünyayı işgal eder mi, Cin çarpar mı gibi şuuraltında depolanmış korkularımız da vardır. Mesela son günlerde giderek artan bir diğer korku da Kinofobi köpeklerden korkma durumudur. Bir yandan köpekseverler, öte yandan köpekten korkanlar.

 

“Fobi terimi Likca’da ‘uçmak, panik, terör’ anlamlarına gelmektedir. Bu anlamda terör, siyasi bir gaye ile korku salma amacı ile şiddet gösteri şeklinde tanımlanıyor

 

Bugün günümüzde yüzlerce fobi türü var. Astrofobi: uzay korkusu, Zenofobi: yabancılardan korkma. 

 

Batıda çok yaygın olan bir fobi bu. Biliyorsunuz bir de İslamofobi var.. 

 

Zelofobi: kıskançlıktan korkma, Zoofobi: hayvanlardan korkma. Bir deprem yaşayın, bir süre her sarsıntıdan sonra deprem oluyor sanırsınız. 

 

Agorafobi diye bir panik bozukluk var, bunlar da korkmaktan korkuyor.

 

Bizim İstiklal Marşımız “Korkma!” diye başlıyor. Hiçbir şeyden korkmayım. Bizim “Allah korkusu” dediğimiz fobik bir bozukluk değil, kasten yanlış yapmaktan sakınmak için bir uyarı anlamı taşır. Allah’ın garantisini hissederek cesur olmak, cür’etkar değil, asil bir duruşla, korkmak değil, korkaklıktan sakınma anlamına da gelen bir güvenceden söz ediyoruz.

 

Pandemi sürecinde insanlar aslında Sars Cov 2’ye yakalanmaktan daha çok, bu pandemi korkusu ile panik atak gerçekleşti. Topluma her gün ölüm raporları yayınlamak hangi aklın ürünü idi bilmiyorum! 

 

Bir yandan terör kaynaklı ölüm istatistikleri öte yandanpandemi vaka, entübe, ölüm istatistikleri toplum psikolojik açıdan hastalıklı hale getirildi.

 

Zaten şu maske rezaleti ayrı bir korku pompaladı. Her yerde uyarı işaretleri, HES kodu kontrolleri, engellemeler, uyarılar, sadece kişisel bir fobi değil, toplumsal bir anomaliye dönüştürüldü.

 

Tarih bugünleri de yazacak. Bütün insanlık önce CoVID 19 diye tanımlanan, sonra mikrobu ortaya konulamadan aşılar üretilmeye başlanınca adı SARS CoV-2 şeklinde dönüştürülen, SARS’ın yeni formu olarak pazarlanan, tüm dünyayı etkisine alan bir korku salgını örgütlendi. 

 

Bunu psikologlar, sosyologlar tartışmalı. Bütün insanlığı etkisi altına alan bu durum nasıl oldu da akademi, sağlık personeli, siyaset, bürokrasi, mediayı böylesine kolay bir şekilde peşinden sürükledi. Bu konu teolojik olduğu kadar siyaset bilim ve iktisad bilimi açısından da incelenmesi gerekir. Bütün insanlık bir yalana nasıl bu kadar kolay teslim oldu. Basit gerçekleri bile kavrayamadı, nasıl bilimin içi böylesine kolay boşaltılabildi. 

 

Kanaat önderleri bütün bu olup-bitenler karşısında sessiz kaldılar.

 

Bu süreçte Ukrayna konusunda yaşanan gerilime bakın. Dün Japon denizindeki gerilimden söz ediyorduk. Bugün gerilimin merkezi Japon denizinden, Basra körfezinden, Doğu Akdeniz’den Ukrayna’ya kaydı. Oysa ABD Yunanistan’a bir askeri tatbikat için gelmişti, Ukrayna bahanesi ile Girit’ten Baltık denizine kadar, Adriyatik’le Ege denizini de kapsayan bölgeyi kontrolü altına aldı. Şimdi durum Rusya ile ABD arasında bir restleşmeye döndü. Aslında ABD Ukrayna üzerinden Karadeniz’e girmek ve Rusya’nın burnunun dibinde, karada ve denizde askeri bir üs kurmak istiyor. Karadeniz’de kalıcı olmak istiyor. 

 

Bu da uzun ömürlü, hatta kalıcı bir krizle mümkün. Bu ülkeler krizle beslenirler. Bu pandemi de böyle bir krizdi. Onlar bir şeye kriz demeden kriz olmuyor. Alçak irtifa uyduları dünyada korkunç bir RF kirliliğine yol açıyor ama kimin umurunda. Onlar kenevirle bu olumsuz etkiyi bir ölçüde dengelemeye çalışıyor ama bu bizim “İklim çetesi”, buna izin vermiyor.

 

Rusya bir adım atarak Azak denizi sahilinde iki ülkeyi tanıdı, ama bu ABD’yi tatmin etmiyor. Biden’ın ilk tepkisi yaptırım uygulama yönünde oldu.

 

Savaş, aynı zamanda ölüm demek. Savaş göç demek, savaş yaralı, hasta demek, açlık demek. Savaş ölüm demek. Ölüm Allah’a ve ahiret gününe inananlar için farklı bir anlam taşısa da batıda ölüm yok olmak, bilinmeyen bir yolculuk anlamına geliyor. Son 100 yılda, 1. Dünya savaşı, Çarlığın yıkılışı, komünizmin doğuşu ve ardından Sovyet rejiminin yıkılışını görenlerin şuuraltındaki korkuları, bu süreçte yeniden canlanacaktır. Bu insanlar umutla değil, korkuyla hareket edeceklerdir. Zaten CoVID belasından yeni yeni kurtulmaya çalışırken yaşadıkları bu süreç, Karadeniz ve Balkan ülkeleri, Rusya ve batılı ülkelerin halklarının zihninde korkulu bir maziyi canlandırıyor olsa gerek.

 

Bu süreç tabii ki, Türkiye’yi de, yakından ve derinden etkiliyor. Türkiye için de zor bir süreç. Ukrayna krizi, 1. Dünya savaşı ve 2. Dünya savaşı sonrası şekillenen sınırların yeniden şekillenmesi açısından emsal, örnek olacak. Bu iş burada, bugünden yarına bitmeyecek. Zaten birileri de buna oynuyor, bakalım kim, zamanın baskısına ve değişen dengelerin oluşturacağı dalgalanmalara ne kadar dayanacak. Bilek güreşi yumruklaşmaya dönecek mi? Görelim Mevlam neyler! 

 

Selâm ve dua ile..

Google+ WhatsApp