Ölen Cumhurbaşkanı’na saygılar, hayatta olana ölüm!

Ölen Cumhurbaşkanı’na saygılar, hayatta olana ölüm!


Ölen Cumhurbaşkanı’na saygılar, hayatta olana ölüm!

 

 

Ne yaman çelişkiler..

Ne kadar ikircikli tavırlar..

Bir yandan mevcut Cumhurbaşkanı’nın bulunduğu yere gidilmesini, orada adli yıl açılış töreni yapılmasını, “yargının bağımsızlığı”nı zedeleyen bir tavır olarak gören baro başkanları..

Bir yandan ise..

Aynı baro başkanlarının.. Yıllar önceki bir Cumhurbaşkanı’nın anıtmezarını aynı gün ziyaret edip, alternatif adli yıl açılış töreni yapmaya kalkışmaları..

Bugünkü Cumhurbaşkanı’nın kongre merkezine baro başkanının gitmesi, yanlış ise..

Yıllar önceki Cumhurbaşkanı’nın mezarına gidip, orda boy göstermek ne oluyor?

Cumhurbaşkanı’ndan bağımsız olmak istiyorsanız..

Bugünkünden de bağımsız olun.

Dünkünden de bağımsız olun..

Tayyip Erdoğan’dan da bağımsız olun..

Mustafa Kemal Atatürk’ten de bağımsız olun..

Yok, bunların derdi, bağımsızlık değil..

Bunlar, Tayyip Erdoğan düşmanlığı yapmak istiyorlar..

Hem de..

Tayyip Erdoğan düşmanlığı yaparken de..

“Atatürk’ü de istismar edeceğiz” diyorlar..

Aksi takdirde..

Ölmüş Cumhurbaşkanı’nın mezarına gidip..

“Hayattakinin ayağına gidilmesi yanlıştır” nasıl diyebilirler ki?

“Yasama, yürütme, yargı ayrıdır” diyorsanız..

“Birbirlerinden bağımsızdır” diyorsanız..

Mezarına gittiğiniz Cumhurbaşkanı döneminde yasama ile yürütme tek elde toplanmıştı.

Yargı ayrı idi..

Dolayısı ile, yürütmenin tepesindeki kişinin mezarına gidiyorsanız..

Yargıyı temsil edenler olarak Yargıtay üyeleri, Anayasa Mahkemesi üyeleri, Danıştay üyeleri gidiyorlarsa..

Baro başkanları gidiyorlarsa..

Hatta.

Dünkü protesto sırasında, alternatif olsun diye..

Ankara Baro Başkanı Anıtkabir’e gidiyorsa..

Yüksek mahkemelerin başkanlarının, Anıtkabir’e değişik tarihlerde gitmelerine hiç itiraz etmiyorlar ise..

Burda bir samimiyetsizlik yok mu?

Riyakarlık yok mu?

Yoksa, Anıtkabir’de yüksek mahkeme başkanı yatıyor da, biz mi bilmiyoruz?

Aynı çevrelerin, 28 Şubat sürecinde Genelkurmay Başkanlığı’ndaki brifinglere karşı tutumları da, tam ibretliktir..

Cumhurbaşkanlığı da değil..

Genelkurmay Başkanlığı, hakim ve savcıları ayağına çağırıyor..

Adalet Bakanı, genelge yayınlayıp, “Bakanlıktan izin alınmadan, toplu olarak katılım yasal değildir” açıklaması yapıyor..

Bugünlerde Külliye’yi boykot ederek, yargı bağımsızlığına kakı sunduklarını iddia eden baroların o tarihteki aynı kafadan olan başkanları ne diyor?

“Hakimler ve savcılar bağımsızdır. Genelkurmay’a istedikleri zaman giderler. Genelkurmay da, anayasal bir kurumdur!”

İyi de, bey amcalar.

Cumhurbaşkanlığı ne?

Boru mu?

1960 darbesini yapanlar, 1980 darbesini yapanlar adına Genelkurmay Başkanlığı bir davet yapınca, o davete katılmak, Anayasal bir organın davetine katılmak oluyor da, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde adli yıl açılış töreni yapılınca ne oluyor?

Hayır, abartmıyorum..

28 Şubat sürecindeki gazetelerden, bire bir aktarayım, baro yetkililerinin, yargıçların sözlerini..

O tarihteki Türkiye Barolar Birliği Başkanı avukat Eralp Özgen (kendisi aynı zamanda, CHP adına, İş Bankası’nın yönetim kurulu üyeliği yapan, CHP ile yakın temasta olan bir baro başkanı idi), bakın ne demiş:

“Davetin sahibi, herhangi bir dernek, bir yabancı devlet veya illegal bir örgüt değil. Davetin sahibi, Anayasa’nın 117. maddesinde yeralan anayasal bir devlet makamı olan Genelkurmay Başkanlığı’dır. Adalet Bakanı’nın davranışı, yargı bağımsızlığını zedeleyeci niteliği yanında, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne saygısızlığın da örneğidir.”

Gördünüz mü pişkinliği?..

“Darbe söylemleri yapılan Genelkurmay’a hakim ve savcılar gitmesin”denildiğinde..

“Orası Anayasal bir kurum.. Böyle konuşursanız, TSK’ya da hakaret etmiş olursunuz” diyen de baro başkanı..

Bugünlerde..

“Cumhurbaşkanlığı Kongre Merkezi’nde adli yıl açılış töreni yaparsanız, bu yargı bağımsızlığına aykırıdır” diyen de baro başkanı..

Sadece Eralp Özgen değil..

Daha sonra CHP’den milletvekililği yapan Adana Barosu Başkanı Ziya Yergökde, o tarihte bakın ne demiş:

“Brifingin konusu irticai faaliyetler olup, demokratik ve laik cumhuriyetin savcılarını doğrudan ilgilendirmektedir. Laik cumhuriyeti yıkmaya yönelik irticai faaliyetleri kovuşturmakla görevli cumhuriyet savcılarının konuyla ilgili bilgilenmelerinde yarar bulunduğu açık iken, Adalet Bakanı’nın söz konusu engellemesi, irticai faaliyetleri cesaretlendirici bir tutumdur.”

Nasıl ama?

Nasıl bir yüzsüzlük ama?

Devam edelim..

1 yıldır, TBMM’ye gitmeden, milletvekili maaşı alan Deniz Baykal’dan devam edelim..

Hani bugünlerde “Bankamatik işçi, bankamatik memur” söylemleri revaçta ya..

Birisi “Bankamatik” diyor. Diğeri, “Yoo.. Ben her gün işime gidiyorum” diyor ya..

Onların su götürür bir açıklaması var da..

Deniz Baykal’ın, bankamatik milletvekili olduğu konusunda, bir şüphe yok sanırım..

İşte o Baykal, bakın Genelkurmay brifingine hakim savcıların katılması hakkında ne demiş:

“Devletin bir kurumu kamu görevlilerine bir sunuş yapmak isteyecek. Onun için devletin bir bakanı çıkacak, ‘Oraya giderseniz bacağınızı kırarım’ diyecek. Bu böyle devam edemez.”

Bir siyasi partinin genel başkanının açıklamasına bakın..

“Bacak kırma”lar falan, muhabbet o biçim..

Şimdi ne diyorlar: “Yargı bağımsızlığı gereği, adli yıl açılışı Külliye’de yapılamaz!”

Ben bunları tanırım.. Aslında, “Genelkurmay’da yapılmalı” diyecekler de..

Komutanlardan yüz bulamıyorlar!

 

yeni akit

Google+ WhatsApp