Ölçü iyice kaçtı

Ölçü iyice kaçtı


Ölçü iyice kaçtı

 

 

“Ölçü” kaçtı... 

“Denge” bozuldu... 

“Tasnif” yok, “tahlil” yok, “terkip” yok, hatta “tenkit” de yok: Yeni yetmeler hakareti “tenkit” sanıyor...

“İfrat” ile “tefrit” arasında bocalıyor, övgüde de yergide de aşırıya kaçıyoruz.

Anlayacağınız, “övgü” ile “sövgü” arasına sıkıştık: “Tahlil” (Çözümleme) mumla aranıyor! 

Bendeniz de, min gayri haddin (haddim olmayarak) “övgü” dolu mailler alıyorum. Yüzüm kızarıyor. Tiryaki Hasan Paşa gibi ağlayasım geliyor.

Kanije savunmasının yıldız ismi Tiryaki Hasan Paşa’yı bilirsiniz (1530-1611): Kanije’yi kuşatan Haçlı Ordusu’nu perişan eden ihtiyar serdar...

Avrupa bu kez Avusturya ArşidüküFerdinand’ın komutasında birleşerek üzerimize gelmişti: Almanya, Avusturya,Macaristan, İtalya, İspanya, Fransa vePapalık gönüllülerinden oluşan 50 bin kişilik büyük Avrupa Ordusu’nun 42 de büyük topu vardı. 

O tarihte 70 yaşını çoktan geride bırakmış olan Tiryaki Hasan Paşa’nın komutasında 5.000 askerimiz tarafından savunulan Kanije Kalesi’ni kuşattılar (1601) ve 09 Eylül gününden başlayarak, hemen her gün, 42 büyük topla kaleyi dövmeye başladılar. 

Öyle müthiş bir cehennem ki, her gün Kanije Kalesi’ne günde ortalama 1.500 gülle düşüyor, buna rağmen kale direniyordu. 

Sonunda Haçlı Ordusu pes etti. Tiryaki Hasan Paşa ile askerleri büyük bir zafer daha kazandı. Haber hemen İstanbul’a iletildi.

Sultan Üçüncü Mehmed (1596-1603), hezimet haberlerinden bıkmış usanmıştı. Bu haber ilâç gibi geldi. 

Tiryâki Hasan Paşa’ya vezirlik rütbesi verdi. Murassa kılıç, muhteşem şekilde donatılmış üç hilâlli sancak ve bir de Hatt-ı Hümâyun (padişah fermanı) gönderdi.

Pâdişâh, Hatt-ı Hümâyun’unda, Hasan Paşa’yı kutluyor, “Berhüdar olasun, sana vezâret virdum ve seninle olan asker kullarım ki, mânen oğullarumdur, yüzleri ak ola. Makbûl-i Hümâyunum olmuştur. Cümlenuzi Hakteâlâ Hazretleru’ne ısmarladum” diyerek övüyordu.

Padişah fermanını okutup ödüllerini alan Tiryaki Hasan Paşabirden hüngür hüngür ağlamaya başladı. 

Şaşırıp sevinmesi gerekirken, neden ağladığını soranlara da şöyle dedi:

“Bizum gençluğumuzde böyle küçük hizmetlere vezirlik verilmez, pâdişâh mektubu yazılmazdı. Kanije Müdafaası gibi küçük hizmetlere de artık vezirlik verilmeye, Hatt-ı Hümâyunlar yazılmaya başlanması, kaht-ı rical (adam kıtlığı)emaresidir. Ki, âcil tedbir düşünülmezse, Osmanlı’yı kasıp kavurur. 

Kanuni Sultan Süleyman, Makbul İbrahim Paşa’yı tam bir selahiyetle kendi yerine vekil tayin ettiği zaman bile O’nun eline böyle bir yazı vermemişti...

Rahmetli Piyale Paşa Yavuz Sultan Selim Hazretlerinin damadı olduğu ve Sakız Adası’nın fethi gibi nice zaferler kazandığı halde, kendisine vezirlik çok görülmüştü...

Şimdiki zamanda ise İslam Halifesi’nin Hatt-ı Hümayun’u Kanije savunması gibi küçük bir hizmete mükâfat olmaya başladı. Devletin vezirliği benim gibi kocamış kimselere kaldı. Buna üzülmeyeyim de neye üzüleyim? Biz nerede idik, nereye geldik? İşte bunun için ağlıyorum.” 

Evet, dostlar, arada bir sormak gerekiyor: Ne idik ne olduk; nereden, nereye geldik? 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp