Okuldaki çocuklar: Vadideki kuzular

Okuldaki çocuklar: Vadideki kuzular

Eğer ebeveynseniz, gözünüz gibi koruduğunuz yavrunuzu okul adı verilen bu ülkenin “sisli ve puslu vadilerine” emanet etmişseniz, bu mısraı şimdilerde şöyle terennüm etmelisiniz: Tedirginiz hepimiz, yaşasın çocuğumuz! Niçini belli. Türkiye’deki ideolojik eğitim, mitolojideki hayatta kalmak için çocuk

Okuldaki çocuklar: Vadideki kuzular

“Daha dün annemizin kollarında yaşarken” diye başlayan okul şarkısının sonunu hatırlıyorsunuzdur: “Sevinçliyiz hepimiz, yaşasın okulumuz.”

Eğer ebeveynseniz, gözünüz gibi koruduğunuz yavrunuzu okul adı verilen bu ülkenin “sisli ve puslu vadilerine” emanet etmişseniz, bu mısraı şimdilerde şöyle terennüm etmelisiniz: Tedirginiz hepimiz, yaşasın çocuğumuz!

Niçini belli. Türkiye’deki ideolojik eğitim, mitolojideki hayatta kalmak için çocuk beyni yemek zorunda olan kral gibi, çocuk beyni yiyerek besleniyor da onun için.

Allah’ın bir kulu olarak, ben kendi payıma resmi ideolojiyi her şeye rağmen affedebilirim. Fakat bu ülkenin milyonlarca masum çocuğunun geleceğini kararttığı için, iffetini ve ahlakını pay-mal ettiği için, onları değersiz, hedefsiz, Allahsız, anlamsız ve ahlaksız bıraktığı için asla affetmem. Affedeni de affetmem.

Okullarda yaşananları hep birlikte içimiz kanayarak izliyoruz. Şiddet giderek tırmanıyor. Parmak kadar çocuklar çete kuruyor, yol kesiyor, baş kesiyor, racon kesiyor. Uyuşturucu yaşı 12’ye inmiş. Öğretmenler, ilköğretim okulu öğrencilerinden korktuklarını söylüyorlar. Cinsellik patlaması yaşanıyor. Kovboylara mensup bir yazar bile, dayanamayıp “Lolita Cumhuriyeti” başlıklı yazılar yazıyor.

Önce şu istatistiğe bakın:

Çocuk mahkemelerinde 1997’de 58 dava açılmış. Bu yıldan sonra aşırı bir patlama var davalarda. Bu sayı, 2003 yılında 278’e, 2004 yılında 440’a yükseliyor. Yani 8 yılda 8 kat.

28 Şubat tırpanı, sadece bu ülkenin ekonomisine 50 milyar dolarlık bir soygunun vebalini yüklenmedi. Aynı zamanda bir kuşağın ahlaki bir soykırıma kurban gitmesinin vebalini de yüklendi. Bu rakamlar biraz da bunun göstergesi.

İslam’ı azaltmak ne demek? İslam’ı azaltmak, hırsızlığı, tecavüzü, soygunu, vurgunu, talanı, ahlaksızlığı, içkiyi, zinayı, kumarı, fuhşu çoğaltmak demek. İslam’ın sosyal ahlak alanında ne getirip ne götürdüğünü öğrenmek için okullar arasında bir istatistik ve anket çalışması yapmak gerek.

Bu ülkede buna cesaret edecek biri var mı? Haydi biri çıksın da, İmam-Hatip okullarıyla dengi okulları mukayese imkanı tanıyacak bir anket çalışması yapsın. Rakamlar koysun önümüze. Mesela suça bulaşmış insanların mezun oldukları liseler skalasında İmam-Hatip’lerin diğer liselere oranı nedir? Veya teröre bulaşmış insanların okullara göre dağılımı nedir?

Yapmazlar, yapamazlar. Dahası, yaptırmazlar. Bilirler sonucun ne çıkacağını. Şu halde bu ülkede dini azaltma projesini silah zoruyla yürürlüğe sokanlar, aslında ne yaptıklarını çok iyi biliyorlar. Bununla ahlakı azaltıp ahlaksızlığı çoğalttıklarını, helali azaltıp haramı çoğalttıklarını, dürüstü azaltıp soysuzu çoğalttıklarını da biliyorlar elbet.

Sonuç ortada: Okullar birer kurtlar vadisine, çocuklar da bu vadide kendilerini yiyecek kurtların ağzına velileri tarafından verilmiş kuzulara benziyor. Eğitim sistemini kurtlar oluşturmuş. Çobanların elini kolunu resmi ideoloji ipiyle bağlamışlar. Millet, çoluğunu çocuğunu kurda kuşa yem etmemek için ineğini satıp, kavağını kesip okullar yapmış. Adına da İmam-Hatip demiş. Vay sen misin bunu yapan! Üstüne çullanmışlar, “Ya bizim vadide olacaksın, ya da hiç olmayacaksın!” diye kükremişler.

Millet, “Bu kadarını yediniz doymadınız mı ki, elimizde kalan bu bir avucu da istiyorsunuz?” demiş. Fakat söz dinletememiş. Harala gürele mücadele devam ederken, vadideki kuzular birbirini yemeye başlamış.

İşte durum bu. Peki, ne yapmalı? Alternatif eğitim ve öğretim yöntemleri ve kurumları oluşturmalı. Okullara aşırı güvenmemeli. Okul sadece Türkiye’de değil tüm dünyada mukadder sona doğru sürükleniyor. Buna karşın tüm dünyada alternatif eğitim yöntem ve kurumları deneniyor. Amerika’da 40 yıl önce başlayıp şimdilerde milyonlarca çocuğu kapsayan “evde okuma” veya “okul ev” projesi gittikçe yaygınlaşıyor.

Vakıflar ve dernekler, bu işe el atmalılar. Tabii ki el atmaktan kastımız, tıpkı özel okul furyasında olduğu gibi, işi çığırından çıkarıp paraya tahvil etmek değil. Zaten o örneklerin birçoğu ya çıkış gayesini yitirerek “sistemin değirmenine” öğütülecek yeni tahıllar kazandırıyor veya para tuzağı olup “mış gibi” yaparak işi götürüyor. Kastımız, takviye mahiyetinde, şahsiyet ve kimlik kazandırıcı özel ve nitelikli çalışmalar. Değme öğretmeni cebinden çıkaracak nice eğitimli insanın işsiz ve mağdur gezdiği böyle bir zamanda, bunu yapacak kadroyu temin etmek zor olmasa gerek.

Burada asıl görev ebeveynlere düşüyor. Her ebeveyn hiçbir okulun evin yerini tutamayacağını aklından çıkarmamalıdır. Evin işlevini okula yüklemek, bir ebeveynin yapacağı en büyük yanlıştır. Bunu yapanlar ya sorumluluklarını bilmeyen cahiller, veya sorumluluktan kaçan gafillerdir.

Kur’an’ın çağrısı açık: “Siz ey iman edenler! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu yakıtı taşlar ve insanlar olan ateşten koruyun!”

 

 

mustafa islamoğlu

Google+ WhatsApp