OK Boomer…

OK Boomer…


Elyevm idrâk ettiğimiz buhrânın çok katmanlı olduğunu daha evvel yazmıştım. Üretimsel, parasal krizler birbirlerini tetikliyor ve eş anlı olarak yaşanıyor. Bunlara hıfzısıhha-kamu sağlığı- krizi ve enerji krizi tuz biber ekmiş vaziyette. Dünyâda yaprak kımıldamıyor . Aslında mâhut 2008 Krizinin en keskin safhası bu. 2008-2019 arasında aldatıcı bir gelişme oldu ve insanlar krizi n sona erdiğini zannettiler. Merkez Batı ekonomileri para basarak büyük şirketlerini ve bankalarını kurtarmaya çalışırken ,uluslarına “tasarruf edin” çağrısında bulunuyordu. Bu pısırık tercihe karşı, Çin’de tam tersi bir gelişme yaşandı. O da para(Yuan) bastı, ama Çin Komünist Partisi bankalarına bu fonları hızla üretime dönük kanallara aktarmasını emretti. 2008 Krizi Çin’de, sayıları 30 milyonu bulan işsiz sayısı, üç sene sonra 3 Milyona indi. Çin’in emek yoğunluklu ekonomisi îtibarıyla muazzam bir gelişmeydi bu. Tesirleri bütün dünyâya sirâyet etti. Avustralya zengin mineral kaynaklarını, Şili zenginliğinin esâsını teşkil eden bakırı, Ekvator lityumunu, perol zengini memleketler ise petrollerini ihraç edecekleri bir taleple karşılaştı ve ekonomilerini düze çıkardılar. Hâsılı, dünyâ görece olarak 2008 Krizinin ilk büyük dalgasını Çin sâyesinde aşabildi. Ama bu tablo, yaşanan derin krizler düşünüldüğünde geçici bir başarıydı. Sadra şifâ olmadı ve bugünlere geldik. Elyevm Çin de durmuş vaziyette. Henüz bir büyük üretim hamlesi yapacak hâlde değil.

Durgunluk içinde fikirlere büyük bir alan açılmış oluyor. Ekonomik ve siyâsal yapıların yaşadığı derin krizler insan zihnini coşturuyor ve çok sayıda spekülasyon için teşvik edici bir vasat meydana getiriyor. Şu aralar herkes “geleceğin dünyâsı” üzerine aklına geleni söylüyor. Bunların arasında ciddiye alınması gerekenler elbette ki var. Ama kısm-ı âzâmının boşluğa söylenmiş olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Aslında söylenen, yazılıp çizilen Alvin Toffler’ın 1970’lerden başlayarak yazmış olduklarının basitçi çeşitlemeleriyle yüklü. Her neyse; ama burada Mevlânâ’nın bir tavsiyesini tâkip etmenin faydalı olacağını düşünüyorum. Mevlânâ, “Sana bir söz söylendi mi, evvelâ söze bak; sonra da onu kimin söylediğine” diyordu..

Şu aralar kendime sorduğum bir soru var. Bir 78’li olarak,bilincimin şekillendiği günlerde benden evvelki nesillerden ne kadar farklı bir dünyâyla karşılaştığımı sorguluyorum. Evet benden evvelki nesiller teknolojik seviyede yaşanan sarsıcı gelişmelere şâhit oldular. 19. Asrın ikinci yarısından başlayarak su ve rüzgâra dayalı enerjiler gözden düşmüş; kömür, buhar ve nihâyet elektrik ve nihayet petrole dayalı yeni enerji kaynakları devreye girmişti. Bu gelişmeler elbette birer devrimdi. Lâkin bunların emtia dünyâsında, yâni insanların günlük kullanımına arz edilen mallarda eş anlı olarak hissedilmedi. Bu da son derecede tabiî bir hâldir. Meselâ bizden evvelki neslin günlük hayâtlarında sâhip oldukları “âletlere” bir baktığımda hemen aklıma geliveren bâzı kalemler var. Orta sınıflardan hareket edelim: En büyük refah göstergeleri neydi acaba? Eli ayağı düzgün bir ev, cabası bir yazlık, evin içinde bir “frijder”, bir çamaşır makinesi, bir radyo, bir pikap, bir telefon; gazetelikte yığılmış gazeteler, hepsi bu. 1970’lerde televizyonların yaygınlaşmaya başlaması ne kadar da büyük bir ses getirmişti… Bizim nesil, babalarımızın sâhibi olduklarına yeni bir şey ilâve etmedi. Sâdece bu emtianın görece geliştirilmiş modellerine sâhiptik. Hepsi o kadar. Bu kadar farklılık nesilleri birbirlerinden koparmaya yetmiyordu. Babalar ile oğullar arasında elbette gerilimler yaşanıyordu. Biz bunu 68’li abilerimizde görüyorduk. Mesele benzer dünyâlar üzerinde muhafazakâr kalmakla, açık kültürlenmeler arasındaydı. Ama arada çok kuvvetli bağlar işliyordu. Okumak, gelişime inanmak, olgunlaşmak, adam olmak gibi. Tartışmalar bu amaçlara giden yollar üzerindeydi. Zâten patriyarkal döngüler bu kavgaları sıfır toplamlı hâle getiriyor; gençler yaş alıp çoluk çocuğa karıştıkça baba rolüne bürünüyorlardı.

Bugün tablo çok daha karmaşık. Nesiller arası kopukluklar derin yarılmalarla sürüyor. Târih yırtılıyor. Nesiller arası muhtemel ve tabiî tartışmaları devâm ettirebileceğimiz zeminler buharlaşıyor. Yeni nesillerin istedikleri tek bir şey var: Müdahale etmeyin.. Yâni bugün, salgın sebebiyle mahkûm olduğumuz ve birilerinin şikâyet ettiği temassızlığı onlar bizzat ve en baştan istiyorlar. Onların temasta oldukları dünyâ on-line bir dünyâ. Bizler istediğimiz kadar bunun bir yabancılaşma, insansızlaşmaya sebep olduğunu, robotik bir medeniyetin cashless society’nin, mega, smart ve lojistik city’lerin birer felâket olduğunu söyleyip şikâyet edelim. Onlar çok defâ manâsızca bakıyor bizlere. Evet, eve kapatılmış olmak onları da sıkıyor. Ama bilgisayar perhizini bozup ellerine tabletlerini verdiğimiz zaman susuyorlar.

Yeni dünyânın inşâsı 2050’leri bulacak görünüyor. Bu ,şu demek, 2000’li nesiller o günlerde 50 yaşlarında olacaklar. Bugün yaşanan gelişmelerden şikâyet eden, en genci yallah yallah 80’li olan nesiller ise çoktan toprak olmuş olacak. Camus’nün yazdığı gibi: “Evet bâzı şeyleri öğrendik ama; bunlar sâdece ve belki bâzılarımızın daha iyi ölmesine yarayacak”..Bir tecrübe edin isterseniz.. Z Kuşağı’na yakın gelecekteki dünyânın fenâlıklarını sayın dökün.. Büyük bir ihtimâlle suskunluk ve umarsızla karşılacaksınız. Eğer çok canları sıkılırsa dudaklarından dökülen bir ifâdeyi anlamayacaksınız bile: “OK Boomer”… Haydi çözün bakalım..

Google+ WhatsApp