Öğrenilmiş çaresizlik

Öğrenilmiş çaresizlik


Öğrenilmiş çaresizlik

 

 

Kadın, “Yirmi yıl boyunca saçımı süpürge ettim” dediği eşi tarafından sokağa atılmıştır. Taşıdığı ağır yükün altında ezilmeye razı olurken, şiddet yanlısı koca onun varlığına dahi tahammül edemeyip kendi tabiriyle kapı dışı etmiştir. İki çocuğunun ikisi de hayırsız çıkınca kadın sığınma evine gitmekten başka seçeneğinin olmadığını düşünmüş ve mahallenin muhtarından yardım istemiştir.

Muhtar kadına kendisine yirmi yıl boyunca şiddet uygulayan, ölümle tehdit eden, sokağa atan kocanın zulmünden kurtulması için neler yapması gerektiğini izah etse de kadın direnmektedir. “Tamam... Kalacak yerim yok, sığınma evine mecburum ama burada hele yaralarım biraz iyileşsin sonra kocama geri dönerim. Dövse de kocamdır, benim yanım yine onun yanı olmalıdır…” diyor ve dayakçı kocaya adeta yapışmış kopamıyor.

Dinimiz geçerli bir neden olmadığı sürece boşanmayı tasvip etmemiştir. Fakat bir kadın hemen her gün öldüresiye dayak yiyor, ağır tehditlere maruz kalıyor, açlığa terk ediliyorsa onun bu evliliği sürdürmesi ne kadar doğru olur? Nitekim İslam, ferdin temel ihtiyaçlarının başında can güvenliğinin geldiğini vurgular. Fakat kadının koca evinde can güvenliği yoktur.

Eşleri tarafından katledilen kadınların dramatik hikâyelerini dinlediğimizde onların evvelinde şiddet ve tehdide maruz kaldıklarını görüyoruz. Peki, bu kadınlar kendilerine bir seçenek sunulduğu halde neden dayakçı kocayı tercih ederler? Neden şiddete rıza gösterirler? Bunda, “Duvağınla gittiğin yerden ancak kefeninle çıkabilirsin” dayatmasının elbette büyük etkisi var. Fakat asıl neden kadının saplanıp kaldığı öğrenilmiş çaresizliktir. Öğrenilmiş çaresizlik onları adeta şiddete bağımlı kılıyor. Kadın imkânları olsa dahi cesaretini toplayıp hakkını savunamıyor, şiddete rıza göstermeye devam ediyor.

Öldürse dahi kocamdır diyen kadınların hikâyesi fillerin hikâyesine benziyor.

Bilinen metafora göre filleri sağlam zincirlerle bir ağaca bağlarlar. Filler zincirden kurtulup kaçmaya çalışsalar da her seferinde başarısız olurlar. Fakat zamanla bu tepkilerinden vazgeçer ve teslim olurlar. Daha sonra küçük bir kazığa bağlanan filler kaçmayı denemezler hatta tepkilerini tamamen kaybederler. Dayak mağduru kadınlar tıpkı hikâyede olduğu gibi çaresiz kalıp uzun süre şiddete razı oluyor sonra da öğrenilmiş çaresizliğe saplanıyorlar. Peki, bu durumdan nasıl ve ne şekilde kurtulabilirler? Kadın öncelikle kurtulabilmek için seçeneklerinin olduğunu fark etmeli ve bu noktada bütün kapıları aralayabilmelidir. Dayağa mecbur olmadığını, zulme karşı direnç gösterebileceğini bilmeli ve haklarını koruyabilmelidir. Fakat bunun için ona hukuki, ailesel ve toplumsal desteğin sağlanması gerekir.

 

 

milli gazete

Google+ WhatsApp