Öğrenciler hareketi: Taliban

Öğrenciler hareketi: Taliban

“1995 yılının başlarıydı. Taliban güçleri Kabil’e doğru hızla ilerliyorlardı. Afganistan’ın keskin soğuğu bile bu iktidar mücadelesinin ateşine engel olamıyordu. Sovyet işgali sonrasında Afganistan’da iktidar mücadelesi sürerken, Taliban Hareketi Kabil’e girerek ülkenin idaresini

Öğrenciler hareketi: Taliban

 

1995 yılının başlarıydı. Taliban güçleri Kabil’e doğru hızla ilerliyorlardı. Afganistan’ın keskin soğuğu bile bu iktidar mücadelesinin ateşine engel olamıyordu. Sovyet işgali sonrasında Afganistan’da iktidar mücadelesi sürerken, Taliban Hareketi Kabil’e girerek ülkenin idaresini ele geçiriyordu.”

Afganistan, tarih boyunca acılarla yoğrulan bir coğrafyanın mahzun insanlarına ev sahipliği yapan bir bölge olarak bilindi. 19’uncu yüzyılın başından İkinci Dünya Savaşı’na kadar İngiltere ve Rusya arasında paylaşılamayan bir ülke olan Afganistan, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da ABD ve Sovyetler Birliği (SSCB) arasında kalarak daima dış müdahalelerle karşılaşmış, ülke siyasi çekişmelerden dolayı istikrarsızlığa sürüklenmiştir.

Davud Han, 1973'te Zahir Şah'ı devirerek Afganistan'ı cumhuriyet haline getirmişti.
Davud Han, 1973'te Zahir Şah'ı devirerek Afganistan'ı cumhuriyet haline getirmişti.

1973 yılında Muhammed Davud Han'ın yaptığı darbe ile Afganistan’da cumhuriyet ilan edildi. 1978 tarihinde ise SSCB destekli darbe yapıldı, ancak SSCB bu hükümetten de memnun kalmayınca ülkeye askeri müdahalede bulundu. Bu müdahaleyi “İslami değerlere bir saldırı” olarak algılayan Afgan halkı, müdahaleye karşı direniş göstermek üzere ayaklandı. Direnişçiler İslami bir kaygı ile bir araya geldikleri için “Mücahitler” olarak anılmaya başlandı. SSCB işgaline karşı yapılan bu kalkışma konjonktür gereği ABD’nin de işine geliyordu. Bu sebeple ABD Mücahitlere silah desteği sağlarken Pakistan ve Suudi Arabistan da lojistik olarak eksikleri gideriyordu. Yaklaşık 10 yıl süren işgal, direnişçilerin zaferiyle 15 Şubat 1989’da sona erdi. 15 bin civarında askerini bu topraklarda kaybeden SSCB, on binlerce yaralı ve hasta askeriyle geri çekiliyordu. Bu direniş İslam Dünyası için büyük bir moral ve cesaret kaynağı olmuştu.

Sovyetler'in Afganistan'dan çekilmesi, İslâm dünyası için büyük bir moral olmuştu.
Sovyetler'in Afganistan'dan çekilmesi, İslâm dünyası için büyük bir moral olmuştu.

SSCB’nin çekilmesinden sonra Afganistan’da siyasi belirsizlik tansiyonun yükselmesine sebep oldu. Afganistan’ı kim yönetecekti? 1992 yılına gelindiğinde SSCB işgali sırasında da ülkeyi yöneten Muhammed Necibullah başkanlığındaki hükümet, Mücahitler tarafında devrildi. Ancak şimdi de ülkeyi hangi Mücahit grup yönetecek sorunsalı gündemdeydi. SSCB’ye karşı birlikte mücadele etmiş Mücahit grupları birbirlerine bıçak bilemeye başlamışlardı.

1992-1994 yılları arasında Afganistan‘daki dört büyük etnik gruba tekabül eden dört büyük Mücahit grup çatışmış ve farklı ülkelerden dış destek almıştır. Bunlar, Peştunların oluşturduğu ve Pakistan ile Suudi Arabistan tarafından desteklenen Hizb-i İslami, Özbeklerin oluşturduğu ve Özbekistan tarafından desteklenen Cünbüş-i Milli, Taciklerden oluşan ve İran tarafından desteklenen Cemiyet-i İslami ile Hazaralardan oluşan ve yine İran tarafından desteklenen Hizb-i Vahdet olmuştur.

Sovyetler'in çekilmesinden sonra patlak veren iç savaş, Kabil'i harabeye çevirmişti.
Sovyetler'in çekilmesinden sonra patlak veren iç savaş, Kabil'i harabeye çevirmişti.

Bu gruplar arasında bir yandan mücadele devam ederken, Muhammed Necibullah hükümetinin devrilmesi ile birlikte, bu grupların katılımıyla geçici bir yönetim oluşturularak “Mücahit rejimi” kuruldu. Cemiyet-i İslami’nin lideri Burhaneddin Rabbani, siyasi hamleleri ile 1992 yılında Afganistan’ın yeni devlet başkanı olmayı başaracak ve 1996 yılında Taliban kendisini devirene kadar yönetimde kalacaktı.

Adı ilk olarak 1994 yılında duyulan Taliban’ın doğuşunun izleri, yapılan çalışmalarda genellikle 1979-1989 yılları arasında devam eden Afganistan‘daki Sovyet işgaline kadar sürülmektedir. Ama hareketin ortaya çıkış tarihi 1993-1994 yılları olarak bilinir. Bir kısmı eski mücahit olan, Pakistan‘daki medreselerde yetişen ve genelde kırsaldan gelen Peştunlar tarafından Kandahar‘da kurulan hareket 1994 yılının kasım ayında Kandahar şehrinin kontrolünü tamamen ele geçirdi. Hareket, Kandahar‘ı ele geçirmesinden sonra kısa sürede büyüyerek güçlendi. Bu hızlı yayılmadan etkilenen ve iç savaştan bıkan halk, Taliban’ı bir umut olarak görmeye başlamıştı.

Taliban lideri Molla Ömer'in en ünlü fotoğrafı.
Taliban lideri Molla Ömer'in en ünlü fotoğrafı.

SSCB işgalinden sonraki siyasi belirsizlik ortamında, Taliban’ın ortaya çıkışını lideri Molla Ömer şöyle anlatır:

“Yaklaşık yirmi öğrenci arkadaşımla birlikte Kandahar'daki bir medresedeydim. Fesat, hırsızlık, yağmacılık ve cinayet çok yaygınlaşmıştı. O günlerde Afgan halkı her şeyin iyi olabileceğine dair inancını yitirmişti. Allah'a tevekkül ettim ve bu öğrenci arkadaşlarımla birlikte çalışmaya koyuldum.’’

“Taliban” sözcüğü Arapça “talebe” kelimesinin isim-i faili olan “talib” kelimesine Farsça çoğul eki olan “an” ekinin eklenmesiyle ortaya çıkan ve “talebeler, öğrenciler, din öğrencileri” anlamına gelen bir sözcüktür. Pakistan ve Afganistan’ın Diyobendi medreselerinde yetişen öğrencilerin kurduğu bir örgüt olduğu için bu isimle anılmaktadır.

Taliban’ın kurucu lideri Muhammed Ömer 1959 yılında Kandahar yakınlarındaki Nudi köyünde dünyaya geldi. Babası Peştun Hutak kabilesine mensup fakir bir çiftçiydi. Aile Uruzagan bölgesindeki Tarinteket şehrine taşındıktan sonra babası vefat edince küçük Ömer'e akrabaları baktı. Bir yandan Sangasar'daki camide dini eğitimini sürdürürken aynı zamanda yakındaki küçük bir okula devam etti. Dini eğitimini birçok defa yarıda bırakmak zorunda kaldı. Bu yüzden hep "Molla" olarak kaldı, dini okulu bitirenlere verilen "Mevlevi" unvanını alamadı. Sovyet işgaline karşı koymak üzere savaşa katıldı. Bu savaş sırasında yaralanarak bir gözünü kaybetti. İşgal bittiğinde medreseye dönen Molla Ömer, eğitim faaliyetlerine devam etti. Ancak ülkedeki iktidar mücadelesi devam ediyordu. İç savaşa dönüşen bu mücadeleye müdahil olan Molla Ömer, Afganistan’ın yöneticisi haline gelecekti.

Molla Ömer'in, gözünü kaybetmeden önce çekilmiş bir fotoğrafı.
Molla Ömer'in, gözünü kaybetmeden önce çekilmiş bir fotoğrafı.

1995 yılında Kabil’i ele geçiren Taliban güçleri artık Afganistan’ın yeni yönetici sınıfı oluyordu. Taliban, ilk defa organize olarak sahneye çıkmasından sonra sadece beş yıl içerisinde ülkenin %90‘nın kontrolünü ele geçirmişti. Taliban, Kabil’in kontrolünü ele geçirdikten sonra herhangi bir manifesto yayımlamamış; dış politika, ekonomi ya da kamu politiği hakkında herhangi bir yazılı plan ortaya koymamıştır. Tüm enerjisini, toplumsal hayatı düzenlemeye, ticarete ve savaşa vermiştir. Bu durum aslında Taliban‘ın İslami vizyonunun iptidailiğinden ileri gelmektedir ki Taliban‘ın ideolojisini anlamak için bu önemli bir noktadır.

İktidara hâkim olan Taliban, 1997 yılında anayasası Şer’i hükümlere dayalı İslami Afganistan Emirliği’ni (Batı’da bilinen şekliyle: The Islamic Emirate of Afghanistan) ilan etti. Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, bu yeni rejimi resmi olarak tanıdı.

Afganistan'ın orta kesimindeki Bamiyan Vadisi'nde bulunan dev Buda heykelinin 1997'de dinamitle patlatılarak ortadan kaldırılması, Taliban'ın en ses getiren eylemlerinden biriydi.
Afganistan'ın orta kesimindeki Bamiyan Vadisi'nde bulunan dev Buda heykelinin 1997'de dinamitle patlatılarak ortadan kaldırılması, Taliban'ın en ses getiren eylemlerinden biriydi.

Taliban yönetimi, kadrolarının devlet yönetme bilgi ve tecrübesinden yoksun olması sebebiyle kurumsal anlamda devlet kurumlarında bir yapılanmaya gitmedi. Bu sebeple de başarılı bir yönetim gerçekleştiremedi. 1996’dan 2001 yılına kadar Afganistan’ı yöneten Taliban, dini yorumlama biçiminin katı olması sebebiyle de halkın önemli bir kısmı tarafından benimsenmedi.

Usame bin Ladin'in ABD'ye teslim edilmemesi, Taliban'la ABD arasında ciddi bir gerilim doğurdu.
Usame bin Ladin'in ABD'ye teslim edilmemesi, Taliban'la ABD arasında ciddi bir gerilim doğurdu.

2001 yılında meydana gelen 11 Eylül saldırıları İslam Dünyası için olduğu gibi Taliban için de bir dönüm noktasıydı. New York’taki İkiz Kuleler’e yapılan bu saldırıdan Usame bin Ladin ve liderliğini yaptığı El Kaide Örgütü sorumlu tutuluyordu. ABD Taliban’dan, Afganistan’da varlığını sürdüren El Kaide’nin ülkeden çıkarılmasını ve Usame bin Ladin’in Amerika’ya teslim edilmesini talep etti. Taliban bu isteklere olumsuz cevap verince Afganistan, ABD tarafından terör gerekçe gösterilerek işgal edildi. İşgalle birlikte, Taliban yönetimi devrildi ve akabinde işgal sonucu Taliban’ın binlerce savaşçısı ya öldürüldü, ya esir olarak Guantanamo gibi hapishanelere götürüldü ya da kaçmayı başardı.

ABD'nin Afganistan işgali, ülkede ciddi şekilde sivil can kaybına yol açtı.
ABD'nin Afganistan işgali, ülkede ciddi şekilde sivil can kaybına yol açtı.

2001’deki ABD işgali sonrasında iktidardan devrilen Taliban Hareketi, siyasi dilini ve stratejisini değiştirmiştir. Hem ülke içinde ABD’ye karşı verilen mücadele “özgürlük savaşı”, “Afgan halkının kurtarılması” gibi modern kavramlarla açıklanmış; hem de El Kaide’nin de etkisiyle artık “küresel cihat”tan söz edilmeye başlanmıştır.

İşgal sonrası dağılmış bulunan Taliban Hareketi, 2002-2005 yılları arasında tekrar toparlanmaya ve Amerikan işgaline karşı direnmek üzere tekrar teşkilatlanmaya başladı. 2003 yılına gelindiğinde Taliban’ın savaşçı sayısının 7 bine kadar çıktığı tahmin edilmektedir. 2006 yılına gelindiğinde ise Taliban Hareketi kendini toparlamış olarak gözükmektedir. Savaşçı sayısı artık 17 bin olarak tahmin edilmektedir.

Taliban sözcüleri, basına açıklama yaparken, 2001...
Taliban sözcüleri, basına açıklama yaparken, 2001...

Taliban, ülke içerisinde ABD destekli Afgan hükümet güçlerine, NATO birimlerine ve yabancı unsurlara karşı saldırılar düzenlemiş, düşmanlarına çok sayıda zayiat verdirmiştir. Ancak askeri birimler yanında sivillerin bulunduğu bölgelere de saldırılar düzenleyen Taliban, Müslüman kamuoyu tarafından sık sık eleştirilmiştir.

2012 tarihinde Fransa Chantilly’deki bir konferansa davet edilen Taliban, konferansa iki temsilci gönderdi. Paris Stratejik Araştırmalar Vakfı Başkanı Camille Grand’ın davetlisi olarak, Mevlevi Şihabuddin Dilaver ve Doktor Muhammed Naim, “Afganistan İslam Emirliği Siyasi Temsilcileri” sıfatıyla katıldıkları bu toplantıda dünyaya hareketin mesajını net bir şekilde ulaştırdılar.

Taliban Sözcüsü Muhammed Naim (solda) ve Katar Dışişleri Bakan Yardımcısı Ali Bin Fahad el Fecrî, Taliban'ın Doha ofisinin açılışında, 18 Haziran 2013.
Taliban Sözcüsü Muhammed Naim (solda) ve Katar Dışişleri Bakan Yardımcısı Ali Bin Fahad el Fecrî, Taliban'ın Doha ofisinin açılışında, 18 Haziran 2013.

2013 yılında Katar’a siyasi ofis açan Taliban’ın sözcüsü Muhammed Naim’in, Katar Dışişleri Bakan Yardımcısı Ali Bin Fahad el Fecrî ile birlikte törende yaptığı açıklama, 2001’de Taliban hükümetinin devrilmesinden bugüne kadar sürdürülen askerî mücadelenin diplomatik alanda karşılık bulduğunu göstermesi açısından son derece mühimdir.

 

Taliban Sözcüsü Naim, hareketin amaçlarını ise şu maddelerle ifade ediyordu:

1- Karşılıklı anlayış çerçevesinde uluslararası toplumla konuşmak ve ilişkileri geliştirmek,

2- Afganlarla uygun zamanlarda toplantılar yapmak,

3- Birleşmiş Milletler, uluslararası ve bölgesel organizasyonlar ve hükümet dışı kuruluşlarla temas kurmak,

4- Medyaya devam eden politik durumla ilgili politik açıklamalarda bulunmak,

5- Afganistan'daki işgali sonlandıracak böyle politik ve barışçıl bir çözümü desteklemek, bağımsız İslam hükümeti kurulmasını sağlayacak ve bütün halkın isteği ve umudu olan gerçek güvenliği getirecektir.

 

 

Afganistan'ın başkenti Kabil'de Taliban'ı protesto için düzenlenen bir gösteri.
Afganistan'ın başkenti Kabil'de Taliban'ı protesto için düzenlenen bir gösteri.

 

2014 yılına geldiğimizde, ABD ordusunu Afganistan’dan çekme kararı aldı ve artık kara çarpışmalarına katılmayacağını açıkladı. Ancak Afgan hükümet güçlerine rehberlik etmek üzere 10 bine yakın Amerikan askeri göreve devam edecekti. Böylece 2001’den beri süren NATO güçlerine karşı fiili savaş sona eriyordu. Son dönemde Afganistan hükümeti Taliban ile barış sürecini başlatsa da bir türlü başarı sağlanamadı. Çünkü Taliban içerisinde ağır basan şahin kanat, işgalci ABD ve müttefikleri Afganistan’ı terk edinceye kadar kendilerinin Afganistan hükümetini resmi olarak tanımayacaklarını söylüyorlardı.

ABD’nin çekilmesi yıllardır savaşa maruz kalmış Afganistan’da değişikliğe neden olmadı. Taliban Hareketi, 2014’ten günümüze kadar “ABD destekli” ve “kukla hükümet” olarak gördüğü Afgan yönetimine karşı saldırılarına devam etti.

 

Ülkede halen varlığını etkili şekilde sürdüren Taliban Hareketi’nin, ABD işgali üzerinden geçen 17 yıla rağmen, kısmi halk desteğiyle birlikte, Afganistan topraklarının yaklaşık yüzde 70’inde fiili varlığını sürdürdüğü belirtilmektedir.

Çekilirken Amerikan ordusunun kayıplarını Rus orusunun kayıtlarını belirttiğiniz gibi belirtirseniz daha faydalı olur. Ayrıca halkın kısmi desteği derken ülkenin yüzde yetmişi üzerinde varlığını sürdürdüğünü söylemeniz çelişki oluşturmuş gibi görünüyor. Bu hataya Somali'de de düşülüyor.

YUNUS VEHBİ KARAMAN

Eğitimci. İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Sosyoloji Yüksek Lisans Öğrencisi. Modernleşme, Sekülerleşme ve Çağdaş İslam Fikriyatı üzerine çalışıyor.

  •  
Bolşeviklerin gözde tarikatları: Veysiler ve Laçiler
SAMİR BABAOĞLU   MECRA  
Bolşeviklerin gözde tarikatları: Veysiler ve Laçiler
Ekim Devrimi sırasında Çarlık Rusyası sınırları içerisinde en yaygın tarikatlar Nakşibendlik, Kadirilik, Yesevilik ve Kübrevilikti.
  •  
 

1917’de Bolşevik devrimi gerçekleştiğinde Çarlık Rusya’sı sınırları ve himayesi altında bulunan Müslüman coğrafyada çeşitli sufi tarikatlar mevcuttu. Bu coğrafyada yaygın olarak Nakşibendlik, Kadirilik, Yesevilik, Kübrevilik ve bunların yanında belli bölgelere has farklı tarikatların geçişkenliğinden ortaya çıkan küçük Sufi tarikatlar da mevcut idi.

Bolşevik devrimi sırasında hem Kuzey Kafkasya’da, hem Volga Tatar bölgesinde, hem de Orta Asya’da bu tarikatlar Bolşeviklere karşı 3 farklı tutum sergilediler:

- Devrimin sonucunu bekleyip sessiz tavır takınanlar

- Bolşeviklere karşı gelenler

- Bolşeviklerin safında savaşanlar

Bolşevikler safında savaşan ve ismi çok fazla bilinmeyen ama literatürlerde heretik (sapkın) tarikat olarak geçen iki Sufi tarikatın kısa hikayesi 20. Yüzyılda Rusya ve Orta Asya’da çok geniş kitleler arasında yayılan tasavvufun seyrine dair önemli ipuçları veriyor.

Bunlardan birincisi Tataristan’da Kazan’da ortaya çıkan Veysi Tarikatı, diğeri ise Güney Kırgızistan’daki Laçiler Tarikatı idi.

Veysi Tarikatı

1804 yılında Kazan’da doğan Bahauddin Hamzin Vaisov (Veysov) tarafından kurulan Veysi Tarikatı Nakşibendilik- Vahhabilik- Sosyalizm-Milliyetçiliğin garip bileşenlerinden oluşan reaksiyoner mistik bir tarikat idi. Bahauddin Vaisov ilk eğitimini doğduğu köyde alıktan sonra Kazan’da medrese okudu. Medrese eğitiminden sonra ticaretle uğraşmaya başlayan Vaisov dönemin ilim merkezi sayılan Buhara’ya gitti. Bir yandan ticaret yapıyor, diğer yandan da kazandığı paralarla nadir Arapça kitaplar ve el yazmalar satın alarak araştırmalar yapıyordu. Satın aldığı ve topladığı kitaplarla Kazan’da büyük bir kütüphane kurdu. Gezilerinin birinde Saratov vilayetinde yaşayan Nakşibendi Şeyhi Muhammed Seyyid Cafer ile tanışarak bir süre onun yanında kaldı. 1841-1861 yılları arasında çeşitli Sufi tarikatları gezen Vaisov en son 1962 yılında Kazan’da “Bulgar İlahiyat Akademisi” adında bir ilahiyat merkezi kurarak Veysi Tarikatı’nın ilk temelini atmış oldu. Vaisov ideal bir İslam devleti kurmak için tarihte İslamiyeti ilk defa devlet dini olarak kabul eden Türkler olarak görülen İdil Bulgarları’na yönelmenin daha doğru olacağını ifade ederken Tatar milliyeti kavramına da karşı çıkıyordu. Bahauddin Vaisov kendisinin Hz. Muhammed’in soyundan geldiğini iddia ederek elinde bunu ispat edecek belgelerin olduğunu da söylüyordu.

Veysilere göre gerçek İslâm, saf biçiminde yalnızca İdil Bulgar yöneticileri ve onların torunları tarafından korunmuştur ve sadece Vaisov'un da aralarında bulunduğu İdil Bulgar yöneticilerin torunları, İslam'da bir reform ve arınma sağlaya bilirlerdi. Veysiler eski İdil Bulgar topraklarını “kafirlerden” kurtarmayı ve buralara “saf İslam”ın egemen olmasını sağlamak amacıyla "Tanrı'nın Vaisov alayı" diye bir yapılanma kurdular.

Bu tarikatın müntesipleri Rus devleti müesseselerini tanımayı kabul etmiyor, bilhassa vergi ödemeyi ve askerlik hizmeti yapmayı günah olarak görüyorlardı.

Veysilere göre İslâm'da arınmayı yalnız onlar sağlaya bilirlerdi.
Veysilere göre İslâm'da arınmayı yalnız onlar sağlaya bilirlerdi.

Tarikatın kurucusu Bahauddin Vaisov 1893'de Kazan Psikiyatri hastanesinde vefat etse de tarikat varlığını kurucusunun oğlu Serdar Vaisov tarafından devam ettirdi.

Serdar Vaisov babasının ölümünden sonra tarikatı tekrar dirilterek 25 sene ayakta tutmayı başardı
Serdar Vaisov babasının ölümünden sonra tarikatı tekrar dirilterek 25 sene ayakta tutmayı başardı

1905'de Rusya'da Marksistlerle iş birliği yapan Veysilerin lideri Serdar Vaisov, Sibirya'ya sürgün edildi ve 1917'de serbest bırakılarak Kazan'a döndü. Serdar Vaisov sürgünden döner dönmez hemen "Fırka-i Naciye- İdil Bulgarları 1. Kongresi" adı altında bir kongre gerçekleştirerek tarikat üyeleri ile birlikte Boşeviklerle iş birliği yapacaklarının mesajını verdi.

Ekim Devrimi’nde Bolşeviklerin yanında savaşan Veysiler Tarikatı lideri Serdar Vaisov Şubat 1918’de bizzat eski dindaşları tarafından öldürüldü.

Bu sapık tarikat 1923 yılında Sovyet rejimi tarafından tamamen yasaklandı ve birkaç yıl varlığını sürdürse de sonradan tamamen kayboldu.

Laçiler Tarikatı

Laçiler tarikatı 1870 yılında Yeseviliğin bir kolu olarak şimdiki Kırgızistan’da kurulmuştur. Tarikatın kurucusu Şeyh Sanivar, Kokand Hanı tarafından sapıklığa düşmesi sebebiyle idam edilmiştir. Benimsedikleri klasik zikir türlerinin dışında farklı ritüelleri ve uygulamaları tarikatın bölgedeki dini otoriteler tarafından ahlaksız topluluk olarak nitelendirilmesine sebep olmuştur. Tarikatın Şeyh Sanivar’ın ölümünden sonra ikinci dirilişi başka bir Yesevi şeyhi olan Babacan Kalfa Rahmankulov’un sayesinde olmuştur. Laçiler sesli (cehri) zikirlerini geceleyin kadınlarla beraber ve Ahmed Yesevinin “hikmet”lerinden oluşan şarkılarla vecd dansları eşliğinde yaptıkları için Fergana’nın dini otoriteleri tarafından sapkınlıkla ittiham ediliyorlardı. Bolşevik Devrimi sırasında Laçiler Fergana Vadisi’nde önemli bir grup olarak faaliyetlerini sürdüyorlardı. Dışarıya kız alıp vermeme, diğer tarikat ve gruplarla iletişim kurmama, gizli faaliyetleri nedeniyle kapalı bir tarikat olarak yaşamlarını sürdüren Laçiler, 1917 Ekim Devrimi’ni fırsat bilerek gün yüzüne çıktılar ve devrime destek verdiler.

1389 yılında Timur tarafından yaptırılan Hoca Ahmet Yesevi türbesi güney Kırgızistan'da bulunmaktadır.
1389 yılında Timur tarafından yaptırılan Hoca Ahmet Yesevi türbesi güney Kırgızistan'da bulunmaktadır.

Laçiler 1917'den 1931'e kadar Sovyet rejimine karşı mücadele eden Basmacılar Hareketi’ne destek vermemiş ve birkaç yıl Sovyet yetkilileriyle açık işbirliği yapmışlar. Fakat ilkelerine sıkı sıkıya bağlı olan bu Yesevi tarikatla tüm dinlere karşı mücadeleyi ilke edinen Sovyet yöneticileri arasındaki işbirliği uzun süre devam etmemiş 1930’larda işbirliği sonlandırılmıştır.

Kırgızistanlı Sovyet tarihçisi Süleyman Mambataliyev Laçilerle Sovyet yöneticilerin uzun süre bir arada kalamaycağına atıfta bulunarak “Karl Marks’la Ahmed Yesevi’nin ilkelerini bağdaştırmak zordu” diye ifade ediyor.

Yaptıkları ritüeller, dutar ( bağlama) eşliğinde dans, Ahmet Yesevi’nin Hikmetlerini söyleyerek yapılan zikir gibi kendilerine özgü bir takım ibadetler, Türkiyeli bazı Alevi kaynaklarda Laçilerin Orta Asya Alevileri olarak anılmasına sebep oluyor. Bazı kaynaklarda Laçiler Orta Asya Kızılbaşları olarak da geçiyor.

Halen Kırgızistan’ın dağlık bölgelerinde gizli de olsa faaliyetlerini sürdüren, Laçiler Tarikatı'na bağlı insanlar yaşamaktadır.

mecra

yeni şafak

Google+ WhatsApp