Öğrenciler, Bekri Mustafa’lara mı emanet?

Öğrenciler, Bekri Mustafa’lara mı emanet?


Öğrenciler, Bekri Mustafa’lara mı emanet?

 

 

Zaman zaman örnekleri ile karşılaşıyoruz..

Solcu bir kişi, sağ cenaha yaklaşıyor.. Eski arkadaşlarını topa tutuyor.. Bizim mahallede el üstünde tutuluyor..

Veya tam tersi oluyor..

Bizim mahallede gibi görünen kişi, sol cenahın hoşuna gidecek sözler sarfediyor.. Rantına rant devşiriyor..

Her iki kesim için de bir kıstas koyalım..

Samimiyet, tutarlılık kıstası..

Kişi tutarlı ise.. Samimi ise..

Solcu da olsa.. Sağcı da olsa.. Solcuya da laf atsa.. Sağcıya da laf atsa..

Fikrini dinleyelim, ders çıkarmaya çalışalım..

Tutarsız ise..

Azılı düşmanımızı yerden yere de vursa..

Kaale almayalım..

En azından göklere çıkarmayalım..

**

Bu kapsamda olmak üzere..

Sürmanşetimizdeki haberde de göreceğiniz üzere..

Bekri Mustafa örneği; Din kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği yapan birisi var..

Bekri Mustafa’yı biliyorsunuz..

Ayyaşlığı ile tanınıyor.. Bir cenaze kaldırılacağı sırada, imam bulunamıyor.. Oradan geçen Bekri Mustafa’ya zoraki imamlık yaptırıyorlar..

Namaz sonrasında (Olay Küçük Ayasofya Camii’nde geçiyor..), Bekri Mustafa tabutun kapağını açıyor, ölünün kulağına bir şey fısıldıyor.. Cenazenin yakınları merak eder soruyorlar.. “Ne dedin?”

Bekri Mustafa tabloyu özetliyor: “Gideceğin yerde soracak olurlarsa, ‘Dünyada durum ne?’ diye.. ‘Bekri Mustafa Ayasofya’ya imam olmuş’ dersin.. Onlar anlarlar..”

Tam da bu fıkradaki gibi.. Günümüzde de, Bekri Mustafalar var.. Camilerde imamlık yapmaları biraz daha zor ama..

Rahatlıkla Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olabiliyorlar..

Onlardan birisi de İstanbul’da Rami’de bu görevi ifa ediyor..

Sol medya gruplarına yanaşıp, dindar insanlara küfrediyor. O küfrettikçe, solcular bunu el üstünde tutuyor.. O da cebini dolduruyor.. Tekrar küfür ediyor..

Bu tür olaylarda kıstasımız ne idi?

Samimiyet ve tutarlılık..

Var mı bu adamda azıcık samimiyet, azıcık tutarlılık?

Buyrun birlikte görelim..

Şöyle buyuruyor beyefendi: “Kur’an’ın bazı ayetleri dönemseldir, bugün geçerliliği yoktur, dediğimde çıldıranlara soruyorum: Kur’an’da bazı günahlara keffaret için köle azat edilmesi istenir. Bugün kölelik var mı? Yoksa IŞİD gibi köleliği yeniden mi dirilteceksiniz?”

Bir insanda, azıcık samimiyet olsa, bu sözü sarfetmeden bir sorgulama yapar..

Hz. Peygamber döneminde, herkesin kölesi mi vardı?

Yoo.

Peki, kölesi olmadığı halde, köle azat etmesi gerekenler ne yapıyorlardı?

Önce bir köle edinip, sonra azat ediyorlardı desen, köle edinecek parası yok ki, köle alıp, sonra azat etsin..

Eee?

Bilinmeyen bir şey değil zaten..

“Kölesi olan azat etsin.. Olmayan da ..” denilerek, yüzyıllar önce zaten kural konulmuş..

Bugün de bizlerin kölesi yok ise; maddi durumu yerinde olduğu halde köleniz yok ise 1400 yıl önce belirlenen alternatifleri uygularsınız..

Samimi iseniz.. Kur’an’a dil uzatma niyetiniz yok ise bunu yaparsınız..

Ama solculara şirinlik için takla atmaya hazırsanız, “Kölelik artık yok. O zaman Kur’an dönemseldir” der, Allah’ın kitabının zamandan münezzeh olduğunu, kıyamete kadar hükmünün geçerli olduğunu inkar edersiniz..

Bu örneği geçelim..

Bu solculara şirinlik manyağının bir başka saçmalığını aktarayım: “Başörtüsü İslami bir gelenektir ama emir değildir. Emir olsa müeyyidesi olurdu. Var mı bir müeyyide?”

Aklını sürekli şeytanlığa çalıştırırsan.

Böyle maydonozluk yaparsın..

"Müeyyide var-yok" tartışmasına girmeyeceğim..

Karşı örnekler vereceğim..

Namaz kılmak farz mı?

Şimdilik namaza farz değil aşamasına gelmemiş, muhatabımız..

O zaman soralım, “Namaz kılmamanın müeyyidesi ne?”

Kur’an’da açıkça belirtilme şeklinde, başörtü kullanmamanın da müeyyidesi yok, namaz kılmamanın da..

Dolayısı ile aynı mantıkla, namaza da “farz değil, çünkü müeyyidesi yok”demeye adaydır, şirinlik budalamız..

(İslam alimlerinin namaz kılmamaya önerdikleri müeyyideyi ilgili kitaplarda okuyabilirsiniz.. Ben sadece muhatabımızın mantıki tutarsızlığını ispatlamaya çalışıyorum.)

Bir de farklı açıdan örnek vereyim..

Mesela yalan söylemenin de müeyyidesi, aynen namaz kılmama gibi, başını örtmeme gibi.. Şirinlik budalamıza göre (bize göre var ama) yok..

O zaman, yalan söylemek, serbest mi?

Ve onun için mi, Din Kültürü öğretmeni olarak aramızda dolaşıp, bir de yalanlar savuruyorsun?

Bir de samimiyet testi yapalım bu Bekri Mustafa’ya..

Mesela, hırsızlığın cezası, Kur’an’ı Kerim’de belirlenmiş..

Ağır ve çok katı şartların gerçekleşmesi halinde, kolun kesilmesi..

Var mısın, o cezanın, uygulanmasını istemeye..

Hemen tornistan edersin değil mi?

Kur’an-ı Kerim’de var olan müeyyidelere, “Dönemi geçti” de..

Müeyyidesi olmayanlara da..

“Müeyyidesi yok ki. O zaman farz değil” de..

Kafana göre, yeni bir din icat et!

Bekri Mustafa yine yumurtlamış: “Bir din kültürü öğretmeni olarak yazayım. Çocuklara 12 yaşından önce hiçbir dini eğitim verilmemelidir.”

O zaman senin, 11 yaşında, 12 yaşında dersine girdiğin çocuklar vesilesi ile aldığın paraların tamamı haram.. Değil mi Bekri Mustafa?..

Bu adamı ciddiye almak gerekir mi bilmem ama, bir defasında da şöyle demiş: “İçki içmek değil, sarhoş olmak haramdır”

İçki içmenin iradi bir olay olduğunu, isteyenin içmeyebileceği, ama sarhoşluğun ise, doğal bir sonuç olduğunu, insan istemese de içkiyi içince sarhoş olacağını bilmiyor adam..

Ve bu adam, okullarımızda öğretmenlik yapıyor!

Ne diyelim? 

En güzel özeti şu:

“Bekri Mustafa, Ayasofya’ya imam olmuş!”

 

YENİ AKİT

Google+ WhatsApp