O davasından taviz vermedi (1)

O davasından taviz vermedi (1)


Bazı kardeşlerimiz, “Erbakan Hoca bir dehaydı, daha iyi olacağını görebildiği için bilerek AKP’ye yol verdi” diyor ve bu söze itibar ediyorlar. Herhalde dünyanın bütün ahmakları bir araya gelseler bu kadar asılsız, bu kadar mesnetsiz bir ifade üretemez ve bu ifadeyi sahiplenemezlerdi. Ama insan aklını, izanını, vicdanını rafa kaldırınca her şeyi tersinden okumaya başlıyor… Evet, Hocamız bir dehaydı fakat aynı zamanda bir dava adamıydı ve savunduğu davadan hiçbir zaman sapmadı, ilkelerinden hiç uzaklaşmadı, kırk yıl önce neyi savunmuşsa yaşamının sonuna kadar da aynı ilkeleri savunmaya devam etti. Fakat Hoca bize yol verdi ve görevi devraldık iddiasında bulunanların çoğu o ilkelerden tamamen uzaklaştılar ve makam mevkii sarhoşluğuna kapıldılar. Ne ilginçtir ki, körleşen ve önlerini göremez hale gelen kardeşlerimiz maksatlı olarak üretilen bu ahmakça ifadeye inanmak istiyor yani kanmak istiyorlar. Oysa bu ifade Erbakan Hoca hakkında uydurulan en büyük yalandır, iftiradır zira Hoca yaşamının sonuna kadar istikrarını korumuş ve mevcut iktidarın yön değiştirdiğini ifade edip bizi hatalarınıza bulaştırmayın demiştir.

 

Her insan eşit haklara sahiptir ancak dünya nimetlerini tek başına sahiplenmeye kalkan ve bunun için savaşlar yapan, fitne çıkaran, kan döken zamanın Firavun’ları kendilerini yeryüzünün hâkimi olarak görüyor ve ötekileştirdikleri halklara yaşam hakkı tanımıyorlar. Yaşlı dünyamızda bütün bunlar yaşanırken Rabbimiz bizden hak merkezli bir medeniyet inşa etmemizi istiyor ki, bu ancak bireylerin can, mal, ırz, inanç güvenliğinin sağlanması yani adaletin tesisi ile gerçekleşebilir. Hocamız dünya gerçeklerini doğru okumuş ve hak ve adaletin hâkim olduğu bir İslam medeniyetinin inşa edilmesi gerektiğini savunmuştur…

 

Rahmetli Hocam ülkem insanının laik-ulusal çarkın değirmeninde öğütüldüğü bir süreçte harekete geçmiş ve yeryüzünü kana boyayan Siyonist bir zihniyete dikkat çekmiş, hakkı savunanların sorumluluğuna vurgu yapmıştır. 

 

Siyonist ideoloji büyük İsrail hedefine ulaşabilmek için kitlelerin düşünme melekelerini köreltiyor ve onları adeta narkozlayarak sömürülmeye müsait hale getiriyor. Her şey bu zümrelerin büyük İsrail hayallerine kurban ediliyor… Mazlum insanların yurtları bunun için işgal ediliyor, insanlar bunun için katlediliyor, onca kan ve gözyaşı bunun için akıyor. Nitekim Siyonist küresel akıl, Basel’de attıkları adımı devam ettirebilmek için bütün dünyayı etki altına aldılar ve sistemleri aşama aşama değiştirip, Protestanlığı inşa ettiler, doları dünya parası haline getirdiler, yerli işbirlikçileri ve maiyetlerinde olan medyayı kullanarak toplumları kimliksizleştirdiler ve yeryüzünü yaşanmaz hale getirdiler.

 

Hatırlayacağınız üzere yaşlı dünyamız yakın tarihte iki büyük savaşa tanıklık etti. 1. ve 2. Cihan Harbi yapıldı, Osmanlı yıkıldı, sömürü düzenine karşı çıkan imparatorluklar tasfiye edildi, yerine işbirlikçiliğe müsamaha gösterebilecek yöneticiler getirildi, faşist kafalar üretecek sistemler kuruldu.

 

Sovyetler Birliği’nin dağılması ile Ortadoğu üzerinde yapılan planlar yeniden gözden geçirildi ve işgal edilecek topraklar için kaos planları düzenlendi. Nitekim bu dönem İngiltere Başbakanı Margret Teacherin Sovyetler Birliği dağıldı peki şimdi ne yapacağız sorusuna verdiği cevap oldukça manidardır:

 

“Düşmanı olmayan ideoloji yaşayamaz. Bizim yaşayabilmemiz için mutlaka bir düşmanımızın olması lazımdır. Sovyetler Birliği dağıldı ve düşman olmaktan çıktı. Onun yerine yeni bir düşman koymamız gerekiyor. Bu yeni düşman İSLAM olacaktır. …” Irkçı faşist zihniyetin İslam’la kavgası insanlık tarihi ile başlar ancak bu ifadeler yeni dünya düzeni ekseninde İslam toplumlarının birincil hedef olarak seçildiğinin ve bunun için yazılan senaryoların yavaş yavaş gündeme geleceğinin göstergesiydi ki, öyle de oldu. Tek kutuplu bir dünya hayalleri ile işgallere hız verildi.

 

Ortadoğu üzerine kurdukları hayalleri kukla liderler vasıtasıyla gerçekleştirmeye çalışan zümreler birey ve toplumları kimliksizleştirerek yol almaya çalıştılar. İşte tam da böyle bir dönemde bir adam çıktı ve Siyonizm’in planını afişe etti. Adı Necmettin Erbakan’dı. O laik seküler söylemlerin şekillendirdiği bir toplumda doğup büyümüştü fakat ellerini bağlayıp teslim olmamış, vahyin gölgesine çekilmiş ve ne yapabilirim diye sormuştu.

 

Erbakan Hocamız dehası ve ferasetiyle sorunun nereden kaynaklandığını görüyor ve çözüm üzerine odaklanıyordu. Böylesine karmaşık ve zor dönemlerde hak ve adalet dedi, Siyonizm’in hilelerinden bahsetti, adil düzen dedi ve yaşamının son noktasına kadar da davası adına çalıştı. Şimdi siz bütün bunları yok sayıp, her fırsatta adalet vurgusu yapan bir dava adamına iftira atacaksınız, onun gölgesinden faydalanarak yol almaya çalışacaksınız peki reva mı? Son sözüm şudur ki, dava lüks, gösteriş ve şaşalı hayatlara özenenlerin değil yürekleri Allah aşkı ile çarpanların omuzlarında yükselecektir buna yürekten inanıyorum.

Google+ WhatsApp