Nükleer silah, İncirlik’i nasıl etkiler?..

Nükleer silah, İncirlik’i nasıl etkiler?..

Nükleer güçle ilgili herhangi bir söylemin yankı bulmaması mümkün değil. Hele muhatapları belliyse.. Hele şimdiye kadar uluslararası nükleer taahhütlere sonuna kadar bağlı kalmış Türkiye’nin ağzından çıkıyorsa.. Hele hele S-400’lerdeki gibi

Nükleer silah, İncirlik’i nasıl etkiler?..

 

Nükleer güçle ilgili herhangi bir söylemin yankı bulmaması mümkün değil. Hele muhatapları belliyse.. Hele şimdiye kadar uluslararası nükleer taahhütlere sonuna kadar bağlı kalmış Türkiye’nin ağzından çıkıyorsa.. Hele hele S-400’lerdeki gibi dediğini yapıyorsa...

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 

 

Kaldı ki, nükleer silah demenize de gerek yok, nükleer enerji dediğinizde de bütün kulaklar dikilir. Akkuyu için dikildi de. Hayli tartışılan Çernobil belgeselinin afişini Akkuyu olarak bastılar...

***

Şimdi S-400’lere yapılan itirazların benzerleri başladı. O uluslararası anlaşmalar hatırlatılarak, ‘İran’ın başına gelenler, bizim başımıza da gelir’, ‘bizim’ yazar-çizerler tarafından gösteriliyor...

Aynı şerhleri ABD’nin INF anlaşmasından çekilmesinin ardından düşmeyenler sadece çifte standart sahibi değiller.. Dünyada siz herhangi bir anlaşmadan çekildiğinizde kimsenin diyecek lafının kalmadığı, yani ‘güvenlik paradigmalarının’ değiştiği dönemi görmüyorlar.

Görmemek baston aramaktır. Ama baston artık yok...

***

Mamafih, Ankara’nın derdi nükleer silah yapmak değil. Nükleer silah istiyor ama açıklamanın zamanı-zemini başka zaman-zeminlere kancalı...

Mesela, İsrail ile ilgilidir. Ki, Erdoğan’ın nükleer konuşmasında ismiyle zikrettiği tek ülkedir. Haliyle İran’la ilgilidir. Yani Astana’yla. Rusya ve Suriye ile. Nihayet ‘güvenli bölge’ ile. Mesela F-35’lerle ilgilidir. ‘Saldırı silahını vermezseniz, saldırı silahını büyütürüz’. Cumhurbaşkanı ile Başkan Trump arasındaki son telefon görüşmesinde yine gündeme geldiğini biliyoruz.

Aynı yolu uzaktan da yürüyebiliriz; nükleer iki ülke Pakistan-Hindistan geriliminden rotayı Doğu Akdeniz’e bağlayabiliriz.

Bu anlamıyla Ankara’nın zikrettiği nükleer silah bütünlüklü bir meydan okumaya dönüşür; Avrupa Birliği’ne yönelik “kapıları açmak zorunda kalırız” ikazı da onlar için nükleer tehdit gücündedir. ‘Kapılar açılır’ lafına AB ve BM yetkililerinden bu kadar hızlı ‘dayanışma’ yanıtı geldiği görülmemiştir; ‘Türk ortaklarımızla çalışmayı iyi niyetle sürdürebileceğimize güveniyoruz’...

Korku, ABD’ye Fırat’ın Doğusu’ndaki tutumu için Brüksel’in baskı yapmasını getirecektir. İdlib’i Amerika’nın bombalamasını Avrupa herhalde alkışlamayacaktır. ‘Zincirleme reaksiyon’ böyle olur...

***

‘Zorlayıcı diplomasinin’ yeni sürümünü yaşıyoruz Türkiye örneğinde. Bu çıkışlar sadece basamak basamak yükseltilmiyor, yönleri de çeşitli...

Bir yandan ‘Yeniden Asya’ açılımından bahsederken ve oyundaki rakiplerimiz, ‘bu blöf olabilir’ diye düşünürken, kardeş ülkemiz Pakistan’la nükleer savaşın eşiğinde, Amerika ile ilişkileri ‘NATO dışı ana müttefik’ konumunda bulunan, BM Güvenlik Konseyi’ne üye olmaya çalışan ama aynı zamanda İran’ın arkasında duran Hindistan’dan inanılmaz mesajlar geliyor; ‘Her ülkenin sorunları olabilir ama biz Türkiye ile ilişkileri geliştirmekte kararlıyız. Yükselen Hindistan, yükselen Türkiyle ile işbirliğini kaçınılmaz görüyor”...

Rusya lideri Putin’in, Hindistan Başbakanı Modi ile buluştuktan sonra, “Çin ve Hindistan’ın yanı sıra, Türkiye’nin de uluslararası rolü çerçevesinde G7 tipi bir formatta bulunması uygun olur” sözlerinin nasıl beslendiği anlaşılıyor...

***

Benzer durum, Doğu Akdeniz’deki varlığımız, Suriye sınırında sayıları 90 bine ulaşmış yığınağımız, ABD Başkanı ile görüşme evvelinde, “size Eylül sonuna kadar mühlet” mealindeki Suriye ultimatomumuz, ülke içinde ve Irak’ta yürütülen terörle mücadele sürecimiz ve hatta Diyarbakır’da HDP’ye kepenk kapattıran annelerimiz için de geçerli...

***

Türk medya sistematiğinin haber okumada ‘focus’ sorunu olduğundan muhakkak gözden kaçacaktır; Amerika’nın Rusya ile özellikle ‘silahsızlanma’ anlaşmalarını bozmasının bir amacının üçüncü ülke olarak Çin’i yeni anlaşma masalarına oturtmak/bağlamak olduğu biliniyor. Ama süreç, işte içinde bulunduğumuz devran odur, boş alan yaratıyor. Boş alanlar manevra üretmek için biçilmiş kaftandır. Bu yüzden balistik füzeler ve nükleer pozisyonlar için kozları ve imkânları olan ülkelere avantaj sunabilirler. Aynı zamanda, nükleer silah sahibi olma ayrıcalığına sahip ülkelere de ‘paylaşımı’ dayatabilir...

İki, NATO’nun ve/veya ABD’nin Türkiye’deki nükleer varlığı küresel koşullardaki değişikliklerden etkilenir. Zamanında etkilendi de. (1989) Türkiye’nin nükleer güce kavuşması da bu tür etki yaratacak, İncirlik ve barındırdığı nükleer silahlar üzerinde başka bir tartışma açılacaktır...

***

Nihayetinde Türkiye’nin önündeki en acil sorun olarak duran, önümüzdeki 20 gün içinde bir noktaya öyle veya böyle ulaşacağı anlaşılan ‘güvenli bölge’ konusu, müşterek devriye veya harekât merkezinin “müşterek” olmasıyla tatlıya bağlanmayacak...

Cumhurbaşkanı’nın, “Tüm gelişmeler bizim istediğimiz güvenli bölge ve muhataplarımızın istediği güvenli bölge arasında çok ciddi farklar olduğunu gösteriyor” sözleri bunu gösteriyor.

Eylül’ün son haftası, Ankara’nın ‘istediği gibi’ bir güvenli bölgeyi ortaklaşa kurmak için Amerika’nın son şansıdır. Gelgelelim, kendi Ticaret bakanları buradayken bile “Türkiye’ye seyahat uyarısı”, tehdittir, müttefikin pisleşeceğini gösteriyor.

NEDRET ERSANEL

YENİ ŞAFAK

Google+ WhatsApp