“Nâmeşru nesneye emr-i sultanî olmaz!”

“Nâmeşru nesneye emr-i sultanî olmaz!”


“Nâmeşru nesneye emr-i sultanî olmaz!”

 

 

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, “Dünya Kadınlar Günü”münasebetiyle 8 Mart 2018 günü Beştepe’de yaptığı konuşmada “İslam’ın güncellenmesi gerektiği”ni söyledi ve “marjinal” olarak tanımladığı bazı ilâhiyatçıları “bunu bilmeyecek kadar âciz” olmakla suçladı…

Konuşmasının o bölümü aynen şöyledir: “Siz İslam’ı 14 asır öncesi hükümleri ile bugün uygulayamazsınız!”

“İslâm’ın güncellenmesi” derken, Sayın Cumhurbaşkanımızın ne kasdettiği tam olarak anlaşılmıyor. Âkif’in dediği gibi “Asrın idrakine Kur’an’ı söyletmek”ten, yani değişen dünyaya göre tebliğ metodları geliştirmekten mi, yoksa zamanın ihtiyaçlarına ve problemlerine Kur’an’dan, hadisten çözümler bulmaya yönelik ilmi çalışmalar yapmaktan mı bahsediyor?..

Daha ötesine geçip İslâm’da reform lâzım” demeye getirdiğini sanmıyorum. Ne var ki, “Siz İslam’ı 14 asır öncesi hükümleri ile bugün uygulayamazsınız”cümlesi, “İslâm’da reform” olarak anlaşılmaya çok müsaittir. 

Bereket versin daha sonra konuya açıklık getirmiş, “Biz dinde reform aramıyoruz. Haddimize mi? Ama önüne gelenin çıkıp da kadınlarla ilgili ileri geri konuşmalarının İslam’a getirdiği lekeyi, gölgeyi görmemezlikten gelemeyiz. Kimse bizim dinimize fatura kesme hakkına sahip değildir”demiştir.

Bu başka bir konu ve katılmamak mümkün değil.

Zaman zaman “dinde reform” isteyenler ve “dinin değişen hayat şartlarına göre yeniden yorumlanması”, hayatın dine değil, dinin hayata uydurulması gerektiğini savunanlar olmuştur. Bunlara “reformist” denmiş, makbul ulema tarafından şiddetle reddedilmiştir.

Cumhurbaşkanı söylese de, böyle bir “yanlış” asla “doğru” olmazdı!..

Bu gerçeği “Nâmeşru nesneye emr-i sultanî olmaz” diyerek “muhkem kazıyyeye” haline getiren Şeyhülislâm Ebussuud Efendi’dir: Kanuni Sultan Süleyman gibi bir padişahın talebini bu gerekçe ile reddetmiştir.

“Emr-i sultânî ile nâmeşrû olan nesne meşrû olmaz; haram olan nesne helâl olmak yokdur!” (Süleymaniye Ktp., Reşid Efendi, nr. 1036, vr. 48ª-49b).

Olayın hikâyesine bakalım…

Osmanlı hukukunda, vakıf malların kira bedelleri, her sene yeniden ayarlanırdı (ecr-i misil). Teklif edilen kirayı dükkân sahibi kabul etmezse, dükkânı boşaltırdı.

Bahsedeceğim problem de işte bu konuda çıktı...

Ayasofya Vakıfları’na ait dükkânların kira bedelleri vakıf tarafından bir miktar yükseltilmişti. Kiracılar itiraz edip mütevelliler kanalıyla Kanuni Sultan Süleyman’a müracaat ettiler:

“Vakfın son derece zengin olduğunu, dükkânların mevcut gelirinin giderlere fazlasıyla yettiğini, kira bedellerinin artırılmasına gerek bulunmadığını, kendileri de Müslüman ve muhtaç oldukları için, vakfın bir miktar parasının üzerlerine geçmesinde dinen mahzur olamayacağını” öne sürdüler.

Kanuni, merhameti öfkesine galip bir padişahtı. İnsanların mağdur olmasına da hiç dayanamazdı. Mütevelli heyeti dinledikten sonra, kira bedellerinin bu senelik yükseltilmemesi için ferman verdi. Mütevelli heyet, padişah fermanını güle oynaya Şeyhülislâm Ebussuud Efendi’ye götürdü. Zira “gereğinin yapılması”kaydıyla fermanı kadılara gönderme görevi ona aitti. Ebussuud Efendi, fermanı okur okumaz itiraz etti:

“Bunu tamim etmezem! Padişah fermanıyla kira tespiti yapılamaz. Zira padişahın emriyle nâmeşru (yanlış) olan şey meşru (doğru) olmaz; haram olan nesne, ferman ile helâl olmak yoktur. Bu hususlarda emr-i şer’-i şerif (dinin emri) budur. Şer’i hükümlere vâkıf iken onları ketmetmek, Kur’an’daki birâyetin tehdidine maruz kalmaktır.”

Durum padişaha arz edildiğinde koca Kanuni boynunu büktü: “Şeyh’in sözü haktır!” dedi, fermanını geri çekti.

Osmanlı Devleti’ni, kendi çağının önderi ve örneği yapan şey, işte bu kılı kırk yaran hukuk anlayışıydı. Hukuka önce padişahların uyma zorunluluğu vardı. 

Not: Dünkü “Osmanlı kadını ve cumhuriyet kadını” başlıklı yazımızın devamını pazartesiye bırakıyorum.

 

yeni akit

Google+ WhatsApp