Nihai ve Sahici Mutluluklar

Nihai ve Sahici Mutluluklar


Nihai ve Sahici Mutluluklar


İslamî bütünlük, küresel algılarla, küresel bilinç ve bakışla tanımlanabilir. Hangi gerekçeye dayalı olursa olsun, Müslümanların kendilerini, yerli-milli alana ve algılara kapatmaları, Müslümanların büyük bir yetersizlikle ve çözümsüzlükle karşı karşıya bulunduklarını gösterir.

 

Aziz İslam, çok ufuklu, çok boyutlu, çok renkli, çok halklı muhteşem bir bütünlüğün adıdır. Bu muhteşem bütünlük, kısmi algılarla, kısmi yaklaşımlarla, kısmi bakışlarla sınırlandırılamaz. İslamî bütünlük, küresel algılarla, küresel bilinç ve bakışla tanımlanabilir. Hangi gerekçeye dayalı olursa olsun, Müslümanların kendilerini, yerli-milli alana ve algılara kapatmaları, Müslümanların büyük bir yetersizlikle ve çözümsüzlükle karşı karşıya bulunduklarını gösterir.

Coğrafya, ülke-toprak temeline dayalı yorumlar, kutsallaştırmalar/efsanevileştirmeler tevhidî dünya görüşünün ufkunu bütünüyle daraltır. Müslüman olmak, yerli-milli aidiyet alanının sınırları dışına çıkmayı gerektirir. İslam dünyası toplumları İslamî muhteşem bütünlüğün, muhteşem kompozisyonun dağılması-parçalanmasıyla birlikte, parçaların güçsüzlüğü, etkisizliği sebebiyle, emperyal seküler anlamda, sistematik entelektüel-kültürel müdahalelere sonuna kadar açık hale geldiler.

Modern dönemde bilgi ve kültür, emperyalist çıkarlar doğrultusunda ayrılıkçı-ırkçı temelde üretilerek Batı dışı dünyaya ihraç edildi. Sözünü ettiğimiz ayrılıkçı bilgi ve kültürü, Batı uygarlığıyla eşitleyen ideolojik kültürel iktidar, bu bilgi ve kültürü sorgulayan Batı dışı unsurları "uygarlık düşmanları" olarak etiketledi, etiketlemeye devam ediyor. Bugün, Batı dışı toplumlar-kültürler, özellikle de İslam toplumları-kültürleri, iki seçenek arasında sıkışıp kalmış durumdadır. Bu seçeneklerden birincisi, tarihin son yüzyıllarını egemen kültüre teslim olarak yaşamak şeklinde tezahür etti. İkinci seçenek üzerinde yoğunlaşan unsurlar bu bilgi ve kültürü ideolojik ve ırkçı mahiyeti sebebiyle aşmak gerektiğini savundukları için, "marjinaller" olarak aşağılandılar, etiketlendiler, yalnızlaştırıldılar, değersizleştirildiler.

Marjinaller olarak etiketlenerek, değersizleştirilmekten korkarak, egemen bilgi ve kültüre boyun eğen, bu bilgi ve kültürle uzlaşan, profesyonelliği bir put haline getiren kesimlerin hiçbir zaman entelektüel-paradigmatik özgürlük-bağımsızlık gibi bir sorunları-gündemleri olmadı. Entelektüel-paradigmatik iktidara-diktatörlüğe boyun eğerek , bu bağımlılığı içselleştiren zihniyet ve kesimler, bu durumun aynı zamanda sömürgeleştirilebilir olmayı kabul etmeye devam ettiklerini gösterir.

Kamu bilincinin, kültürel emperyalizm yoluyla, ideolojik propaganda yoluyla, popilizm ve hamaset yoluyla kötürümleştirilebildiği,medya aracılığıyla  kitle kültürünün tahkim edilebildiği toplumlarda, hiçbir zaman o toplumun ve kültürün gerçek sorunlarının konuşulduğu görülmemiş, işitilmemiştir. Nitekim bugün, toplumlarımız, düşünce-kültür-bilim-sanat-edebiyat hayatımız, paradigmatik bağımsızlığın varoluşsal/hayatî önemi üzerinde durmuyor. Ayrılıkçı-ırkçı bilgi ve kültürün belirlediği sınırlar  içersinde kalarak, bu sınırları dokunulmaz sayarak kolektif nesneleşme konumunu sürdürüyoruz. Niteliksel kayıplar pahasına, niceliksel anlamda kazanmak çok önemli hale gelebiliyor. Niteliksel kayıplar sebebiyle, hakikate karşı kayıtsız hale geliyor, niceliksel anlamda kitleye dahil olduğumuzda bunun büyük bir mazhariyet  olduğunu  sanıyoruz. Mutlak olana yabancılaştırıldığımızda, yönsüzlüğü ve belirsizliği seçmiş oluyoruz. Günlük hayatın pragmatizmi hayatın her alanında belirleyici bir ölçü haline geliyor. Bu durum ölçü duygusunu kaybettiğimizi gösterir. Her tür ölçüsüzlük, insanı, ahlakî dünyadan/ ilişkilerden uzaklaştırır. İnsanlığın dünyasında en büyük niteliğin adalet olduğunu unutmamak gerekir. Hangi bağlamda olursa olsun çıkar gözetmeye başladığımızda adalet ahlakını kaybederiz.

Gerçek umutlar, büyük ve sahici umutlar, paradigmatik özgürlük mücadelesinin varoluşsal/ hayatî önemini idrak ettğimizde başlayacak.

Entelektüel –paradigmatik bağımsızlık için çok yoğun, çok bilinçli, çok derinlikli, çok nitelikli, çok uzun soluklu çabalar harcamadığımız takdirde, var olana, mevcut olana katlanmaya devam edecek, mevcut olanın meşruiyetine ve otoritesine inanmaya başlayacağız. Sayısal-niceliksel anlamda güçlü olanlar, entelektüel paradigmatik bağımsızlık konusunda, eleştirel düşünceleri terörize etmek yerine, bu konuda sağlıklı değerlendirmeler yapmaya çalışmalılar. Hayatlarının merkezinde her şartta İslamı temsil etmeye çalışanlar için iktidar ve para, arzu nesnesi olmamalı. Olmak ve görünmek birbirinden çok farklı şeylerdir. Olmak, sahicilikle-şahsiyetle, görünmek sahtelikle ilgilidir. Görünmek, içsel yozlaşmaya işaret eder.

Tercihlerimizi nihai anlamda yapmadığımız taktirde, nihai umutlardan söz edemeyiz.

Aziz İslam, biz Müslümanlardan, ait olduğumuz, doğduğumuz, üzerinde yaşadığımız coğrafyaya/toprağa değil, bu coğrafya ve topraktan başlayarak, bütün dünyaya nitelikli anlamlar kazandırmak üzere yoğun çabalar harcamamızı ister. Bugün bizler, bir yanda kültür emperyalizmi yoluyla dışarıdan dayatılan kısıtlamalarla bir diğer yanda milliyetçilikler yoluyla içeriden dayatılan kısıtlamalarla kendi kendimizi engellemeye devam ediyoruz. Her iki durumda da, dünyaya tek ufuktan bakarken, İslamın bütün ufuklara bakan bilincine yabancılaşıyoruz.

Etnik bağnazlık ve sadakatin, İslami temellere/önceliklere/kesinliklere ihanet pahasına savunulabilmesi kabul edilemez.

Popülizm ve kitle kültürü yoluyla, İslami kesimlerin-aydınların kitleye dahil olarak evcilleştirilmeleri, bu kesimleri ve aydınları davasızlaştırılıyor. Kitle kültürü eleştirel bilince, eleştirel kadrolara hayat hakkı tanımıyor. Zihinsel bir örnekleştirmenin zihinsel tükenişe ve gerilemeye yol açtığını bilmek/anlamak gerekiyor. Zaman ve mekan sınırlarının aşıldığı, hayatın daha çok mobil anlamda yaşandığı, mobil kültürün, mobil kuşakların, mobil zamanların dünyasında, yerli ve milli retoriğin gerçek anlamda hiçbir karşılığının olmadığı, tepkici savunmacı dilin/söylemin bir halkın/kültürün yok edilen kendi bilincine kavuşmasını sağlayamayacağını konuşmanın hayati bir konu olduğu hatırlatılmalıdır.

 

islami analiz

Google+ WhatsApp