Nâfile bir seçim…

Nâfile bir seçim…


2020 Kasım seçimleri ABD târihi açısından gelmiş geçmiş en “kritik” seçimlerden birisi olarak kaydediliyor. “Kritik” kelimesi veyâ vurgusunun çok sayıda çağrışım doğurduğunu söylemeliyiz. “Kritik” kelimesinin en düz çağrışımı bu seçimlerin “hayâtî” bir mâhiyet arz etmesidir. Yâni bu değerlendirme 3 Kasım seçimlerinin ABD’nin bir yol ayırımında olduğuna , vaziyetin trajik bir nitelik taşıdığına, bir bakıma “to be or not to be” hâlinin yaşandığına işâret ediyor. Husûsen Biden taraftarları bu vurguyu çok sık yapıyor. Ama Trump taraftarlarının da başka sâikler üzerinden vaziyetin trajikliğine dâir yapılan bu değerlendirmeye çok fazla îtiraz edeceğini sanmıyorum. Bidencı Demokratlar, Trump’ın iktidârı zamânında yürüttüğü pek çoğu “savruk”, “başına buyruk” siyâsetlerin ABD’nin kurumsal değerlerini yıprattığını, bunun da ABD’yi bir çöküşe götürdüğünü ileri sürüyorlar. Biden kurumsallıktan yana bir tavır gösteriyor. Hattâ bunu bir nevi “statükoculuk” olarak nitelendirmek de mümkün olsa gerekir. İzleyebildiğim kadarıyla Biden, ABD’yi inşâ eden kurucu cumhûriyet değerlerine yaslanıyor. Kendisine “sol”, yâni “ilericilik” vasfını yakıştıran bir partinin hayli muhafazakâr, tamirci bir yaklaşım seçmesi hayli ironik olsa gerekir. En az bunun kadar tuhaf olan kendisine “sağ”, muhafazakâr-dinsel değerleri yakıştıran Cumhûriyetçilerin Trump üzerinden hayli “yırtıcı”, belki de “devrimci” görünen bâzı hedefleri temsil eder hâle gelmesidir. Trump iktidârı boyunca ABD’nin yerleşik kurumlarıyla çatıştı. Yâni basbayağı, ancak “sol” duruşa yakışabilecek bir “anti-establishment” bir tavrı benimsedi. Ne kadar şaşırtıcı değil mi? Bize en başta sol ve sağ kavramlarının ne kadar içinin boşaldığını gösteriyor. Aklıma merhûm İdris Küçükömer geldi. O da bir devrimci akademisyen olarak, çok tartışılan Türkiye’nin Düzeni başlıklı klasik çalışmasında Türkiye’nin siyâsal târihini değerlendirmiş; namuslu bir tavırla Türk Solu’nun aslında sağ, Türk sağı’nın ise aslında solu temsil ettiğine hükmetmişti. Yaşasa belki de aynı değerlendirmeyi bugün ABD için tekrar ederdi.

Biden’ın, artık iyiden iyiye lümpenleşmiş , kendi modus vivendisi içine gömülerek toplumsal sorumluluklarını tasfiye etmiş olan orta sınıfların ve onların crem de la creme idealtiplerini veren celebrity tarafından bu kadar tutulması boşuna değil. ABD’nin çürümüş alt yapısı, yaşadığı ekonomik gerileme, gelir dağılımında ortaya çıkan korkunç uçurumlar umurlarında değil. Köpüklü dünyâlarında yaşadıkları tatlı hayatlar bütün bu çürümüşlüğü, kokuşmuşluğu görmelerine mâni oluyor. Bu hanımefendi ve beyefendilerin hayatlarını neyin köpürttüğü, değirmenin suyunun nereden geldiği asla meraklarını mucip olmuyor. Trump’ın kabalıkları onların canını sıkıyor, morâllerini bozuyor. Kızıyorlar, küfür ediyorlar köpükleri içinde köpürüyorlar. Trump’a karşı vaziyet almak da bir moda hâline geliyor.. Acı olan Noam Chomsky gibi entelektüellerin, sözüm ona ABD Solunun da bu rüzgâra kapılması. Chomsky gibi bir feylozofun bu husustaki tavrı, sıradan bir Holywood ünlüsünün kapasitesini aşabilmiş değil… Çok acı… En başta da entelektüel târihin standartları açısından…

Basit ezberlerle Trump’ın faşizan sınırları zorlayan popülizmini eleştirmek çok kolay. Yanlış da değil. Bunalım devirlerinin otoriter, totaliter, sağ popülist, faşizan eğilimleri tırmandırdığını görmek için basit bir sosyoloji ve siyâset bilimi bilgisi yeterlidir. Hitler, Mussolini ve diğerleri kapitalist üretim tarzının yaşadığı ve yaşattığı derin krizlerden beslendiler. Bunu biliyoruz. O zamanlar faşizmin tırmanışına şâhitlik eden anti-faşist cephede yer alanlar bu bağlamı ıskalamadı. Faşizm karşıtlığını esaslı bir sermâye eleştirisi ile bütünleştirmeyi bildiler. Şimdi ise ne tuhaftır ki bu “bağlam” ağır bir ihmâle uğruyor. Üstelik kendisine sol etiketini yakıştıranlar tarafından... Mücâdelenin her türlü “kurumsal” denetimin ve müdahalenin dışında “şişmiş” ve ekonomileri kaotik bir ortama sürüklemiş olan “finansal” ile “reel” ekonomi arasında yaşandığını görmüyorlar mı; değilse görmek istemiyorlar mı bilmiyorum. Biden’ın akıl dışı, disiplinsiz bir işleyiş kazanmış ve derin sosyal eşitsizlikler doğurmuş olan finansal sermâyenin adayı olduğunu sol aydın Chomsky ve onun gibiler nasıl oluyor da ıskalıyor? Evet Trump ırkçı, obskürantist, kaba, saba... Ama ekonomik düşüncesi Doları yeniden disipline etmek, ABD’yi içine kapatarak ekonomiyi canlandırmak ve ayağa kaldırmak. Bunun için FED ile ve çok sayıda küresel güçle mücâdele veriyor. Başarabilir mi? Emin değilim... Weimar Cumhûriyeti de sınırsız para basarak kendi köpüklerinde boğuldu. Netice, Hitler’in yükselişi oldu. Hitler 6 sene içinde Almanya’yı dünyânın süper gücü hâline getirdi. Ama Weimar sonrasının Almanya’sının şartları ile ABD’nin bugün içinde bulunduğu şartlar bir hayli farklı... Trump seçimi kazansa bile bu hedefini başaramayabilir. Bu farklar başka bir yazının konusu olacak kadar boyutlu. Ama şu kadarını kestirmeden söyleyelim ki Almanya’nın faşizm üzerinden yükselişi Britanya hegemonyasının çöküşüne denk geliyor ve Almanya’yı yeni hegemonik güç olmaya aday yapıyordu. Hâlbuki Trump devri, bizzât ABD Hegemonyasının çözülme sürecine isâbet ediyor. Bu farklılık bile aynı senaryonun işlemeyeceğini düşündürmek için kâfi olmalı... Her neyse, kapsayıcı süreç ne Biden ne de Trump; her ikisini de içine alan ABD yüzyılının sona erme süreci... Ne Biden’ın statükoculuğu ne de Trump’ın yırtıcılığı buna mâni olabilecek görünüyor... Seçim mi? Ne kritik, ne hayâtî, ne de trajik... Basbayağı nâfile….

Google+ WhatsApp