Nereye doğru sürükleniyoruz?

Nereye doğru sürükleniyoruz?


Nereye doğru sürükleniyoruz?

 

 

Hasan el Benna’nın büyük meşakkatlerle geçen haklı mücadelesini ve hayat felsefesini okurken, siyasete mesafeli yaklaşması dikkatimi çekmişti. Üstat siyasi partilerin kardeşlik duygularını zedeleyen ve Müslümanları birbirine düşüren yanına dikkat çekiyor ve Müslümanlara İslam kardeşliğinde birleşmelerini tavsiye ediyordu.

Seçim sürecinde yaşanan ötekileştirme, sindirme, gözdağı verme şeklinde devam eden çatışmaları görünce üstadın bu yaklaşımını yeniden okudum ve anlamaya çalıştım. İnsanoğlu menfaatleri devreye girince “asla yapmam” dediği her şeyi yapabiliyor. Hakkaniyet ölçüsünden uzaklaşan fertler çıkarlar çatışınca birbirlerine yapmadıkları zulüm bırakmıyorlar.

Doğrusunu söylemek gerekirse, Müslümanların değerleriyle her zaman kavgalı olan karşı mahalle sakinlerinin tehdit ve şantaj içeren tavırlarını anlamakta hiç güçlük çekmedim. Fakat muhafazakâr dindar kesimin seçim öncesi birbirlerinin aleyhinde atıp tutmalarına, masum insanları hedef haline getiren tavırlarına, çıkar hesapları uğruna katlettikleri kardeşlik ilkelerine bir anlam veremedim. Hatırlayacağınız üzere bu kışkırtıcı ifadelerden etkilenen kişiler Pütürge’de üç kardeşimizi katlettiler. Şanlıurfa’da ve Mardin’de yapılan saldırılar bizi derinden yaraladı.

 

Biliyorsunuz seçim, fertlerin özgür iradeleri ile tercih haklarını kullanmaları ile gerçekleşir. Fakat insanlarımız bırakın ferdi tercihlere saygı göstermeyi, kendilerinden olmayanları ötekileştirerek düşman ilan ediyorlar.  Ne yazık ki uzun yıllar tek parti zihniyetinin baskılarına maruz kalan insanlarımız, geçmişte yaşananların etkilerinden bir türlü kurtulamıyor ve farkında olmadan ayrıştırma ve ötekileştirme yoluna gidiyorlar.

Hatırlayacağınız üzere dindar muhafazakâr kesim, epey zaman 28 Şubat zihniyetinin baskı ve dayatmalarına maruz kaldı. Hele bir iktidara gelelim, hele imkânlarımız bir elversin hak ve adaletten zerre kadar ödün vermeyeceğiz vaatleriyle iktidara gelen kardeşlerimiz ne yazık ki servet ve unvan peşinde koşmaya ve adeta güç zehirlenmesi yaşamaya başladılar. Daha evvel tenkit ettikleri israf, kibir ve gösteriş gibi olumsuz hasletleri kendilerince mazeretler üreterek meşru göstermeye kalktılar. Önlerini göremediler, bu kervan ebedi böyle yürür zannettiler. Ne acıdır ki bu durum karşı mahallenin sakinleri için bir malzeme haline geldi. Artık hemen her fırsatta sözde Müslüman’ız diyorsunuz ama israf ve gösterişe yöneliyorsunuz demeye ve İslam düşmanlığı yapmaya başladılar.

31 Mart yerel seçimlerinde öteden beri halkın değerleriyle kavgalı olan bir partinin oylarını belli şehirlerde yükseltmesi geçmişte yoğun baskılara maruz kalan muhafazakâr dindar kesimin ister istemez endişelerini arttırdı. Elbette oylar adil bir ortamda değerlendirilmeli ve kim kazanmışsa buna rıza gösterilmelidir. Eğer sonuç istenmeyen şekilde sonuçlanırsa muhafazakâr kesim suçlu aramak yerine kendilerine dönmeli nerede hata yaptık, israfa neden dur diyemedik, hakkaniyet ölçülerini neden koruyamadık, nasıl oldu da kibre ve güç zehirlenmesine tutulduk deyip hallerini sorgulamalıdırlar.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp