Neredesiniz ey Müslümanlar? (2)

Neredesiniz ey Müslümanlar? (2)


Neredesiniz ey Müslümanlar? (2)

 

 

Farkında mısınız? Çağımızın Firavunları bizi sadece gelişmiş silahlarla, şehirlerimizi yerle bir eden bombalarla değil özel üretilmiş kavramları ile de vuruyor. Artık ne zaman “demokrasi, hak, özgürlük, eşitlik” kavramları ile karşılaşsak endişeye kapılıyor ve bu kavramlara sarılan şiddeti görür gibi oluyoruz. Zira çağın Firavunları bizi önce kavramlarla vuruyor sonra da katliam, işgal, şiddet, soygun, vurgun, taciz gibi akla hayale gelmeyecek zulümlere maruz bırakıyor.

Küresel Batı’nın her fırsatta dile getirdiği demokrasi anlayışına göre halk yöneticisini özgür iradesi ile seçer. Hatırlayacağınız üzere Mısır’da da öyle olmuştu. Fakat halkın büyük çoğunluğunun oyu ile seçilen cumhurbaşkanı ve onu destekleyenler darbe ile indirilip zindanlara kapatıldı. Kanlı darbenin ardından Mısır’da onlarca İhvan üyesi katledildi, çoğu zindanlara atıldı ve bu insanların bütün mallarına el konuldu.

 

Firavun’un torunları için zulme bahane üretmek zor iş değil. Adamlar Allah’tan korkmuyor ki, cana kıymaktan, çalmaktan, talan etmekten, iftira ve işkenceden kaçınsınlar.

Peki, sizler neredesiniz ey Müslümanlar!

Mısır’da dokuz masum çocuğumuz Firavun’un torunları tarafından idam edildi. Küresel terörün babası ABD kurbanının cenazesinde ağlayan katil gibi “kaygılıyız, endişe ediyoruz” deyip katillere el altından destek vermeye devam etti. Uluslararası af örgütünün gençler hakkında verilen idam kararının durdurulmasını ve sanıkların hukuksuz yargılanmasını talep etmeleri ise sadece söylemde kaldı. Zaten biz şunu biliyoruz ki, ulusal ölçekte hak ihlalini önlemeye yönelik oluşturulan bütün kuruluşlar yaşanan katliamlarla ilgili açıklamalar ve istatistikî bilgiler vermenin ötesine gidemiyor.

Peki, Mısır’da dokuz genç idam edilirken görevleri yeryüzünde adaleti tesis etmek olan Müslümanlar neredeler? Yoksa zulme alıştık mı alıştırıldık mı? Dünyanın geçici mevkiine, gözlerimizi boyayan konforuna mı aldandık? Farkında mısınız zulüm bize, bizim çocuklarımıza dokundu… Peki, ne oldu da zulme karşı sessiz kalıp, çözümü ötekilerden bekler hale geldik?

Coğrafyamızda devam eden zulüm için elbette İslam toplumlarının liderlerinin atacağı adım, ortaya koyacağı çözüm önerileri önemli. Ancak şunu da kabul etmeliyiz ki, zulmün durdurulması için fert olarak hepimiz aynı şekilde sorumluyuz…

Hatırlayacağınız üzere İhvan mensupları yaşadıkları ağır baskı ve dayatmalar karşısında hiçbir şekilde silahlı mücadeleye meyletmemişler barışa ve kardeşlik bağlarına vurgu yapmışlardı. Ancak küresel terörizm için insani olan hiçbir şeyin değeri yok.

Yeryüzünün ilahlığına soyunan Firavun’un torunları 9 gencimizi idam ettiler. Bizler ise sustuk, susmayı tercih ettik. Fakat idama gidecek gencimiz susmadı cellâdının suratına şu ifadeleri kullandı:

“Göklerin yargıcından yerin yargıçlarına veyl olsun. Allah’ın önünde kıyamet günü bunun hesabını soracağız, ben ve arkadaşlarımın mazlum olduğunu çok iyi biliyorsunuz.”

Yargıç çıkıştı: “Sen suçunu itiraf etmişsin.”

Genç sözlerini şöyle noktaladı: “Eğer sana da Mısır’a yirmi yıl yetecek güçte elektrik verilmiş olsa Enver Sedat’ı öldürmüş olduğunu dahi itiraf ederdin.”

Rahmetli genç evladımızın da belirttiği gibi bu çocukların suçsuz olduğunu onlar da biliyordu, onların güç aldıkları dış odaklar da biliyordu. Ancak Firavunlar için bunun hiç önemi yok, onlar zulüm kokan senaryolarını yazar ve işbirlikçilerinin desteğini alarak sahneye koyarlar.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp