Neredesiniz ey Müslümanlar (1 - 2)

Neredesiniz ey Müslümanlar (1 - 2)

Dünya dönmesine dönüyor, güneş her gün doğup batıyor, toprak bire bin veriyor… Fakat Firavun’un torunları boş durmuyor, Allah’ın arzında fesat çıkarmaya, çocuklarımızı, kadınlarımızı, oğullarımızı, kızlarımızı katletmeye devam ediyor… Peki, sizler neredesiniz ey

Neredesiniz ey Müslümanlar (1)

 

Dünya dönmesine dönüyor, güneş her gün doğup batıyor, toprak bire bin veriyor… Fakat Firavun’un torunları boş durmuyor, Allah’ın arzında fesat çıkarmaya, çocuklarımızı, kadınlarımızı, oğullarımızı, kızlarımızı katletmeye devam ediyor… Peki, sizler neredesiniz ey Müslümanlar! Nasıl oldu da konuşan dilleriniz konuşmaz, düşünen aklınız işlemez oldu?

Ve siz ey makam mevkii peşinde koşanlar!

Gelecek yaz tatili nerede geçireceğinizin, hangi mağazadan, hangi markadan giyineceğinizin, nereden ne kadar kazanacağınızın hesabını yapan ve kaybettikleri yolu bir türlü bulamayan âdemoğulları!

Vakti birbirlerini tekfir ederek geçiren, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyenler neredesiniz!

Siz ey karnınızı doyurmanın dışında hiçbir meselesi olmayan sözde mücahit ve mücahideler!

Mısır’da 9 masum genç idam edildi. Umutlarını terk edip giden o gençlerin seslerini duyabildiniz mi? Yüreklerindeki sızıyı fark edebildiniz mi? Gözlerindeki sitemi görebildiniz mi? İşgaller, ölüm ve kıyımlar neden Müslümanların semtlerinde devam eder, bizler nerede hata yapıyoruz diyebildiniz mi sahi?

 

İslam coğrafyasında işgal, katliam, terör, fitne, açlık, göç, çile kol gezerken sizler günü gün etmenin telaşı ile meşgulsünüz farkında mısınız? Sakın ben tek başına ne yapabilirim deyip sorumluluktan kaçmayın, zira Müslüman’ım demekle büyük bir iddiada bulundunuz. O nedenle değişime kendinizden, ailenizden, yakınlarınızdan başlayın ve karanlığı söndürecek bir meşale tutarak yürüyün. Unutmayın ki, bilinçli ailelerden bilinçli nesiller ve bilinçli yöneticiler çıkar. O nedenle bu davadaki rolünüzü asla küçümsemeyin!

Neredesiniz ey Müslümanlar!

Mısır’da 9 masum genç asılsız gerekçelerle idam edildi. Gördünüz mü zalimler ardı sıra açıklamalar yaparak kötülük üzere nasıl da birleşiyorlar. Ama bizler ruhumuzu ve bedenlerimizi esir alan o esaret zincirini nedense bir türlü kıramıyoruz. Çok yazık!

Bizler gündelik meşgalelerin peşinde koşarken 9 çocuk inandıkları değerler uğruna canlarını feda ettiler. Olayın faili Firavun’un torunuydu. Gördüğünüz üzere işbirlikçi münafık, “Hiç kimse yargının işleyişine ve bağımsızlığına müdahale edemez” deyip zulmünü makul göstermeye çalıştı. Oysa bu çocukların isnat edilen olayla hiçbir ilgisi yoktu, fakat ilmi donanımları ve öncü ruhları ile canilerin dikkatini çekmiş ve kurban olarak seçilmişlerdi. Minareyi çalan kılıfını hazırlar misali Mısır’da önce çocuklarımızın katline karar verildi sonra da isnat edilecek suç kurgulandı ve film sahneye konuldu.

Dokuz gencimiz için idam kararı veren hâkimler darbe sonrası İhvan mensuplarının susturulması ve bertaraf edilmesi için görevlendirilmiş kişilerden oluşuyor. Nitekim hayallerine ulaşamadan dünyaya veda eden çocuklarımız, bu hâkimler tarafından, eski başsavcı Hişam Bereket’e düzenlenen suikasttan sorumlu tutularak idam edildiler. Bereket’in çocukları ifadelerinde olayın bu çocuklarla hiç alakasının olmadığını, babalarının hastaneye kontrol için götürüldüğünde burnunun dahi kanamamış olduğunu ifade etseler de katiller fikirlerinden asla vazgeçmediler.

Hatırlayacağınız üzere kaza günü başsavcının aracının geçtiği noktada bir bomba patlamış, başsavcı aracından inmiş, olay mahalline göz atmış sonra kontrol amaçlı hastaneye götürülmüştü. Fakat ne olduysa başsavcı kontrol için gittiği hastaneden ölü olarak çıkmıştı. Belli ki senaryo çok önceden yazılmıştı…

Mısır’da iman, ilim, şuur ve cihat bilinciyle öne çıkan dokuz gencimiz idam edildi. Peki, bizler neler yaptık? Bizler her zaman olduğu gibi konuyla ilgili basın açıklamaları yaptık, kınama mesajları attık, barış ve huzur temennilerinde bulunduk, gıyabi cenaze namazları kıldık, protesto yürüyüşleri yapıp zulmü kınadık. Peki, sonra ne oldu? Sonra hiçbir şey olmamış gibi günübirlik yaşamaya devam ettik.

 

Neredesiniz ey Müslümanlar? (2)

 

 

Farkında mısınız? Çağımızın Firavunları bizi sadece gelişmiş silahlarla, şehirlerimizi yerle bir eden bombalarla değil özel üretilmiş kavramları ile de vuruyor. Artık ne zaman “demokrasi, hak, özgürlük, eşitlik” kavramları ile karşılaşsak endişeye kapılıyor ve bu kavramlara sarılan şiddeti görür gibi oluyoruz. Zira çağın Firavunları bizi önce kavramlarla vuruyor sonra da katliam, işgal, şiddet, soygun, vurgun, taciz gibi akla hayale gelmeyecek zulümlere maruz bırakıyor.

Küresel Batı’nın her fırsatta dile getirdiği demokrasi anlayışına göre halk yöneticisini özgür iradesi ile seçer. Hatırlayacağınız üzere Mısır’da da öyle olmuştu. Fakat halkın büyük çoğunluğunun oyu ile seçilen cumhurbaşkanı ve onu destekleyenler darbe ile indirilip zindanlara kapatıldı. Kanlı darbenin ardından Mısır’da onlarca İhvan üyesi katledildi, çoğu zindanlara atıldı ve bu insanların bütün mallarına el konuldu.

 

Firavun’un torunları için zulme bahane üretmek zor iş değil. Adamlar Allah’tan korkmuyor ki, cana kıymaktan, çalmaktan, talan etmekten, iftira ve işkenceden kaçınsınlar.

Peki, sizler neredesiniz ey Müslümanlar!

Mısır’da dokuz masum çocuğumuz Firavun’un torunları tarafından idam edildi. Küresel terörün babası ABD kurbanının cenazesinde ağlayan katil gibi “kaygılıyız, endişe ediyoruz” deyip katillere el altından destek vermeye devam etti. Uluslararası af örgütünün gençler hakkında verilen idam kararının durdurulmasını ve sanıkların hukuksuz yargılanmasını talep etmeleri ise sadece söylemde kaldı. Zaten biz şunu biliyoruz ki, ulusal ölçekte hak ihlalini önlemeye yönelik oluşturulan bütün kuruluşlar yaşanan katliamlarla ilgili açıklamalar ve istatistikî bilgiler vermenin ötesine gidemiyor.

Peki, Mısır’da dokuz genç idam edilirken görevleri yeryüzünde adaleti tesis etmek olan Müslümanlar neredeler? Yoksa zulme alıştık mı alıştırıldık mı? Dünyanın geçici mevkiine, gözlerimizi boyayan konforuna mı aldandık? Farkında mısınız zulüm bize, bizim çocuklarımıza dokundu… Peki, ne oldu da zulme karşı sessiz kalıp, çözümü ötekilerden bekler hale geldik?

Coğrafyamızda devam eden zulüm için elbette İslam toplumlarının liderlerinin atacağı adım, ortaya koyacağı çözüm önerileri önemli. Ancak şunu da kabul etmeliyiz ki, zulmün durdurulması için fert olarak hepimiz aynı şekilde sorumluyuz…

Hatırlayacağınız üzere İhvan mensupları yaşadıkları ağır baskı ve dayatmalar karşısında hiçbir şekilde silahlı mücadeleye meyletmemişler barışa ve kardeşlik bağlarına vurgu yapmışlardı. Ancak küresel terörizm için insani olan hiçbir şeyin değeri yok.

Yeryüzünün ilahlığına soyunan Firavun’un torunları 9 gencimizi idam ettiler. Bizler ise sustuk, susmayı tercih ettik. Fakat idama gidecek gencimiz susmadı cellâdının suratına şu ifadeleri kullandı:

“Göklerin yargıcından yerin yargıçlarına veyl olsun. Allah’ın önünde kıyamet günü bunun hesabını soracağız, ben ve arkadaşlarımın mazlum olduğunu çok iyi biliyorsunuz.”

Yargıç çıkıştı: “Sen suçunu itiraf etmişsin.”

Genç sözlerini şöyle noktaladı: “Eğer sana da Mısır’a yirmi yıl yetecek güçte elektrik verilmiş olsa Enver Sedat’ı öldürmüş olduğunu dahi itiraf ederdin.”

Rahmetli genç evladımızın da belirttiği gibi bu çocukların suçsuz olduğunu onlar da biliyordu, onların güç aldıkları dış odaklar da biliyordu. Ancak Firavunlar için bunun hiç önemi yok, onlar zulüm kokan senaryolarını yazar ve işbirlikçilerinin desteğini alarak sahneye koyarlar.

 

fatma tuncer

milli gazete

Google+ WhatsApp