Neleri kaybettik?

Neleri kaybettik?


Neleri kaybettik?

 

 

Rönesans’la birlikte yayılan ve bütün dünyayı etki altına alan “sekülerleşme” sözde insana özgürlük vaat ediyordu. Fakat söylenenin aksine sekülerleşme birey ve toplumları kültürel kimliklerinden uzaklaştırarak maddi ve manevi kayıplara sürükledi. Yeni süreçle birlikte insanoğlu varoluşsal mahiyetini unuttu ve nesnelerin kölesi haline geldi.

Maddi ve manevi kaynaklarını işgal ettiği toplumlara seküler gözlükler dağıtan küresel zihniyet, yerel zenginlikleri ortadan kaldırarak, bu toplumları edilgen bir varlığa dönüştürdü. Yeryüzünün bütün kaynaklarını tek elinde tutabilmek için ise katiline aşık, düşünce yetisini, iradi kabiliyetini kaybetmiş zayıf bir insan prototipi oluşturdu. Düşünce ufku dar, maneviyattan uzak, manaya değil maddeye önem veren, söze biz değil ben diye başlayan, üretmeyip tüketen bu insan kapitalizmin gönüllü hizmetkarı oldu ve fıtratından yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı.

 

Seküler kültürün gönüllü hizmetkarı olan insan, her şeyi hızlı tüketiyor, hızlı yaşıyor, hızlı hareket ediyor ve emeği, üretimi sevmiyor, hızla haz arasında beyhude bir yaşam sürüyor. Şimdi; nasıl oldu da İslam coğrafyası kapitalist Siyonistlerin işgaline uğradı diye soran ve makul bir cevap arayan kişiler, önce kültürel kimliğinden uzaklaşan Müslümanların durumuna ve onların yakalandıkları dünyevileşme hastalığına bakmalı ve asıl suçlunun düşman değil düşmana kapı aralayan Müslümanlar olduğunu kabul etmelidirler.

Sekülerleşme fertlerin yaşamlarına anlam katan kültürel birikimlerini yok etti ve maddiyat odaklı güç faktörlerini kutsayarak, varlıklı kesimin diğerleri üzerinde tahakküm kurmalarına zemin hazırladı. Sekülerleşen fertler, araçları putlaştırdılar ve ekonomik gücü ellerinde bulunduranlara ululuk atfetmeye yeltendiler. Kendilerine ululuk atfedilen varlıklı elit kesim ise kokuşmuş yaşam tarzlarıyla zayıfları özendirmeye hatta onlara model olmaya başladılar.

Geçmişte cihad, paylaşım, yardımlaşma, tevazu, şefkat… vb. değerleri dillerinden düşürmeyen dindarlar tutuldukları dünyevileşme hastalığından kurtulmak yerine, savunma mekanizmaları üreterek israf ve kibir kokan yaşantılarını meşru göstermeye çalıştılar. Müslümanları diğerlerinden ayıran asli değerleri katlederek, nefislerine uygun bir din tanımı yapmaya başladılar. Müslüman her şeyin en iyisine layıktır dediler ve israf ve kibre yöneldiler. Sekülerizmin tuzağına düşen Müslümanlar Resulullahın çizgisinden uzaklaştıkça manen yoksullaştılar fakat tutuldukları hastalık onların gerçeği görmelerini engelliyordu.

Kur’an adl, kıst ve mizan kavramlarına vurgu yaparak bizi dünyevileşme tehlikesine karşı uyarır. Zira dünyevileşme kişiyi ameli, itikadi ve bilinç noktasında zayıflatarak asli kimliğinden uzaklaştırıyor. Asli kimliğinden uzaklaşan kişi ise artık akıl ve iradi kabiliyetini kullanamıyor, metafizik değerlerden uzaklaşıyor ve dini sadece vicdani bir tahayyül olarak görmeye başlıyor.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp