Nekbe!

Nekbe!


Nekbe!

 

 

1948’den beri dinmeyen acı: Nekbe. Filistinliler için, öz yurdunda garip, öz vatanında parya oldukları gün. Zorunlu göç, işgal, işkence, yağma ve katliamların sembolü olan  “Büyük Felaket” anlamına gelen Nekbe, tam 70 yıldır dinmeyen bir hüznü ifade ediyor. İsrail’in 15 Mayıs 1948’de işgal ettiği topraklarda bağımsızlığını ilan etmesinin yıldönümünde yine, her yıl olduğu gibi Gazze şeridinde eylemler devam ediyor. Hayatını kaybedenler, yaralananlar, tutuklananlar var.

Tam da böyle bir zamanda bölgede yeni bir işgalin çanları çalıyor. ABD; İngiltere, Fransa ve İsrail’le birlikte Şam’a girmeye hazırlanıyor.

Ama öte yandan ABD’den gelen haberler, Beyazsaray ve Pentagon arasında derin görüş ayrılıkları olduğunu gösteriyor. Bu arada daha ilk günlerde ABD ile birlikte hareket eden Fransa gelinen noktada geri adım atmaya çalışıyor.

 Rusya lideri Putin’le telefonda görüşen Macron bugün Suriye’de barış için Rusya ile diyaloğun yoğunlaşması gerektiğini söylüyor. Çünki Trump son derece gayri ciddi ve ABD’den gelen haberler gelecek güven vermiyor. Atlantik ötesinden sürekli çelişkili haberler geliyor. Beyazsaray başka bir şey söylüyor, Pentagon başka bir şey söylüyor. CIA başka bir şey söylüyor, FBI başka bir şey söylüyor. FED başka telden çalıyor.

Trump’ın Rusya’nın ABD seçimlerine müdahalesi ve eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn’e yönelik soruşturmayı yürütürken görevden aldığı FBI Direktörü James Comey, yeni çıkan kitabında Trump’ı yerden yere vurdu. Trump’ın 2013’de Moskova’da fahişelerle beraber olduğunu söyledi. ‘Daha Yüksek Bir Sadakat’ ‘A Higher Loyalty’ isimli kitabında Comey daha 11 ay önce FBI’ın başındaki isimdi. Comey Trump’ı “Ahlak ve hakikat ile bir bağı olmayan, kendisine şartsız sadakat isteyen bir mafya babası gibi” diye tanımladı.  

ABD’nin tutarsız, çelişkili, ilkesiz politikaları onu giderek yalnızlığa itiyor. BM, NATO içinde yalnızlaştırıyor. Bunun en son örneklerinden biri Almanya ve İtalya’nın ardından Hollanda’nın da ABD’nin Suriye’de düzenleyeceği muhtemel bir saldırıya katılmayacağını açıklaması oldu.

ABD yönetimi, hukuk dışı yollarla, kaba bir emrivaki politikası izliyor.

Öte yandan; ABD’nin kimyasal silah kullanımı konusundaki “göstermelik” hassasiyeti alay konusu oldu. ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Nikki Halley, Esad rejiminin Suriye’de en az 50 kez kimyasal silah kullandığını söyledi. Bu saldırılar karşısında batıdan hiçbir ciddi tepki gelmedi. Kaldı ki, Suriye’de rejim varil bombaları, kimyasal silahlardan daha vahim sonuçları olan silahlarla kitlesel katliamlar gerçekleştirirken de batıdan bir ses çıkmadı.  

Rusya ise Doğu Guta’daki saldırının İngiltere’nin de arkasında olduğu bir provokasyon olduğunu iddia etti. Rusya’nın Tartus’daki üssü Akdeniz’deki Rus donanmasının tek ikmal üssü olduğu için Rusya Esed rejiminin hukuk, ahlak ve insanlık dışı cinayetleri konusunda başından beri sessiz kalmayı tercih ediyor. Batılı ülkeler ise, kimyasal silah bahanesi ile hem Putin’i hem de Esed’i Lahey’de sanık sandalyesine oturtmaya çalışıyor.

Bu arada BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Suriye ile ilgili olarak yükselen tansiyonun ve BM‘de yaşanan tıkanmanın, BM’nin etkinliğini zaafa uğratacağı ve bunun sonucu uluslararası arenada askeri gerilimlere sebeb olabileceğini söyledi. Aynı durum NATO için, IMF için, Dünya Bankası, Lahey Adalet Divanı için de geçerli. Uluslararası sözleşmelerle kurulan ve denetlenen, yönetilen uluslararası düzen için de bu durum ciddi anlamda bir risk oluşturuyor.

İstikrar arayışı içindeki ülkeler gerilimin daha da tırmanmasını istemiyor. Bu durum, siyasi, iktisadi ve askeri anlamda giderek ağırlaşan bir maliyetin faturasını koyuyor ülkelerin önüne.

Şimdi asıl sorun, krizin nasıl çözüleceği. Bu konuda kolay bir çözüm yok. Bugün dünya daha güvensiz.

Tamam, çatışma olmayacak! Peki ne olacak? Dünyayı bir savaşın eşiğine getiren şartlardan hiç biri, kriz öncesinden daha iyi değil. Aksine daha sıkıntılı bir durum sözkonusu.

Türkiye açısından bakacak olursak, Türkiye bu krizden güçlenerek çıktı. Türkiye mihver ülke konumundaydı. Bu krizin en çok kaybedeni ABD, Suudi Arabistan ve İsrail oldu. İsrail Nekbe’nin yıldönümünde bir emrivaki peşindeydi. Suudiler ABD’nin peşinde “Ortadoğu’nun” yeniden şekillenmesinde masada olacaktı. Onlar da kaybettiler. Esad şamar oğlanına döndü. Suriye’de artık İngilizler ve Fransızlar da var.

PYD de kaybedenler kulübünde yer alıyor. Ve tabii FETÖ de kaybetti. FETÖ’nün finansal tetikçileri heyecanla ayağa kalkmışlardı, şimdi korkarak köşelerine geri çekilmek durumunda kaldılar..

Ankara’da sıkıntılı bir hava vardı. Şimdi “Nerede kalmıştık” havası var.

Ama dikkat etmek gerekir ki, tehlike tamamı ile geçmiş değil. Sular durulmuş değil. Yarın ne olacağını kestirmek de kolay değil.

Bu batılılar hep “vurup almaya” alışmışlar. Şimdi buna güçleri yetmiyor. Gidecekleri yeri de bilmiyorlar, geri çekilmeyi de. Gelecek günlerin geçen günleri aratacağı korkusunu taşıyorlar.

Gerçek şu ki, korkunun ecele faydası yok. Evdeki hesapları çarşıya uymadı..

İşin en zor yanı da şu: ABD’yi kim yönetiyor, bu belli değil. Tek bir Amerika yok. Tek bir Pentagon, tek bir CIA, tek bir FBI, tek bir FED yok! Tek bir NATO, tek bir AB de yok.

Batılılar kendi içlerinde birbirleri ile savaşıyorlar. Sonra hep birlikte bir olup, bizlerle savaşıyorlar.

ABD’de kimle temas kuracaksınız, Beyazsaray’la mı, Pentagon’la mı, CIA ile mi, kimle? Tapınakçılarla mı, Yahudi Lobisi ile mi? Tek bir Tapınakçı mı kaldı, tek bir Mason Locası mı, tek bir Yahudi lobisi mi var. Trump daha kaç gün orada kalacak. O giderse yerine kim gelecek?

Bu konuların hiç birinde netlik yok. Ama şunu söylemek mümkün: Gelecek günler bunlar için gelecek günleri aratacak. Filistinlilerin Nekbesi, şimdi Esad için, bundan sonra Nekbe’ye sebeb olan batılılar ve onların işbirlikçileri için! Dün rüzgar ekenler, bugün fırtına biçecekler. “Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste” denmiştir. Selâm ve dua ile.

 

yeni akit

Google+ WhatsApp